'İlerici Enternasyonal' üzerine



26-05-2020 00:11


Metin Çulhaoğlu

“İlerici Enternasyonal” adı verilen oluşumun ortaya çıkması ve bu oluşumda Türkiye’den Ertuğrul Kürkçü ile Ece Temelkuran’ın da yer alması bizim solda birbirine zıt iki yorumla karşılandı.

Bunlardan olumlu olan ilkine göre böylelikle ciddi bir ihtiyaç karşılanmış olacaktı.  “İşte, tam da buydu”, “enternasyonal bir örgütlülük olmadan olmazdı”, vesaire…   

Buna karşılık olumsuz yoruma bakılırsa, devrimci hareketi yolundan saptırmak isteyen malum çevreler şimdi de bunu deniyorlardı;  artık etkisini yitirdiğini gören neo-liberal, post-modernist, post-Marksist, vb. düşünce demek ki şimdi bu yeni kimliğiyle kafaları bulandıracaktı…

Biz, bu iki yorumun da fazla bir karşılığı olmadığı, her ikisinin de kurgusal bir dünyada yaşayanların “kanırtmaları” sayılması gerektiği düşüncesindeyiz.

***

Edinebildiğimiz bilgilere göre “İlerici Enternasyonal” 11 Mayıs’ta kendini deklare etmişti, önünde bu yılın Eylül ayına kadar uzanacak bir süreç vardı. Eylül’de bir “Zirve” toplanacak, oluşumun çizgisi bu zirveyle daha bir netlik kazanacaktı. 

Bu enternasyonalin çoğu “post” ön eki taşıyan gündemleri olacaktı: Post küreselleşme, post-büyüme, post-kapitalizm gibi… Ayrıca, “sosyal ekoloji”, “ekofeminizm” gibi başlıklar da ele alınacak, “yükselen otoritarizm” karşısında neler yapılabileceği tartışılacaktı.

Eylül’deki Zirve’de ne olur bilemeyiz; ama “İlerici Enternasyonalin” gündemine aldığı başlıklara ve “danışman” olarak anılan solcu aydınlara bakıldığında bu oluşumun herhangi bir siyasal programı ve çizgiyi temsil ettiğini (ve edebileceğini) söylemek çok güçtür. Böyle bir platformda dünyanın bugünkü haline ilişkin dikkate değer tartışmaların gerçekleşmesini, ufuk açıcı ve derinlikli görüşlerin ortaya atılmasını bekleyebiliriz; ama bütün bunlardan kapitalizmi aşan ve sosyalizme yönelen, hem somut hem de küresel ölçekte geçerli bir siyasal hat çıkarılması mümkün değildir.

Buraya yeniden döneceğiz.

***

“İlerici Enternasyonalin” kurucu unsurları olarak iki oluşumdan söz edilmektedir.  Bunlardan biri, ABD’de Demokrat Parti başkan adaylığı yarışına katılan Bernie Sanders’le anılan Sanders Enstitüsü, diğeri ise “Avrupa’da Demokrasi Hareketi” olarak bilinen “DiEM 25”.

Sol açısından bakıldığında bu ikisi arasında daha “netameli” ya da “tekinsiz” görüneni DiEM25’tir. Görüldüğü kadarıyla bu oluşumun Avrupa Birliği’nin çözülmesini önleme, bu birliği yeniden canlandırıp ayakta tutma ötesinde pek fazla derdi yoktur ve en önde gelen isimlerinden biri de eski Syriza bakanı Yanis Varufakis’tir.

Bunları hatırlatıp geçelim; yarın bir gün “Ama emeğin Avrupası diyorlar” denirse onu da tartışırız.

***

Biz, Varufakis dâhil olmak üzere bütün bu insanların, ama birilerinin “görevlendirmesiyle”, ama kendi inisiyatifleriyle kapitalizmi kurtarmak ve sosyalizmin önünü kesmek için hareket ettikleri iddiasını yanlış olması ötesinde “hastalıklı” buluyoruz.

Diyelim sahiden böyleler, yani ne yapsak etsek de kapitalizmi kurtarsak düşüncesiyle hareket ediyorlar…

Böyle olsa bile ne yapabilirler ki?

Bir örnekle anlatmaya çalışalım: Türkiye’deki irili ufaklı, partili partisiz bütün sosyalist öbeklerin Lenin’in “en gerici sendikada bile çalışmak gerekir” sözüne sadık kalıp böyle yapmaya karar verdiklerini varsayalım. Sonra ne olur? Sonra, en gerici sendikanın hangisi olduğu konusunda görüş ayrılığı çıkacağı için sonuçta hiçbir gerici sendikada çalışılmamış olur…

Noam Chomsky, Antonio Negri, Slavoj Żiżek gibi aydınlardan başta da değindiğimiz gibi ilginç, derinlikli ve ufuk açıcı tespitler dinleyebiliriz ve hepsinden bir şekilde yararlanabiliriz. Ancak, bu insanların kapitalizm sonrası, eğer öyle olsun isteniyorsa sosyalist bir dünya için ortak bir siyasal çizgide buluşup birlikte hareket ettiklerini düşünmek imkânsızdır. 

***

Neticede, söylediğimiz şudur:

“İşte enternasyonalizm” diyenler için: En iyisi, bu oluşumun bir “think tank” gibi görülmesi, özellikle tek tek ülkelerdeki devrimci (ya da “post-kapitalist”) süreçlere yol gösterme anlamında siyasal bir işlevi olamayacağının kabul edilmesidir.

“İşte yeni reformizm” diyenler içinse bir soru: Belirti bir tarihten sonra Üçüncü Enternasyonal’in ve daha sonraki “Dünya İşçi ve Komünist Partileri Zirve Toplantılarının” hiç reform gündemleri, örneğin “toplumsal ilerleme” gibi önerileri olmayıp hep devrimden söz ettiklerini mi düşünüyorsunuz?

Son olarak, bu yazıyı bir açıdan tamamladığını düşündüğünüz eski bir yazımıza göz atılmasını öneriyoruz:  https://ilerihaber.org/yazar/biz-bir-aileyiz-31554.html