Yeni bir 'oluşum' mu?



27-10-2020 00:27


Metin Çulhaoğlu

İsterseniz önce “işaretlere” bir göz atalım:

Belirli bir dörtlü (Mehmet Ağar, Engin Alan, Alaattin Çakıcı ve Korkut Eken) Bodrum-Yalıkavak’tan resim veriyor…

İyi Parti’de Ümit Özdağ kendini “millici” olarak tanımlayıp partisindeki “Sorosçulara” ve “uluslararasıcılara” meydan okuduğunu belirtiyor…

Eski Genelkurmay Başkanlarından İlker Başbuğ en büyük arzusunun Türkiye ile Azerbaycan’ı “tek bir devlet” olarak görmek olduğunu söylüyor…

Bu arada eklemek gerekirse, rejime karşı muhalefeti tartışma götürmeyen Cumhuriyet gazetesi de Kıbrıs’taki seçim sonuçlarına “hayırhah” bakabildiği gibi, İyi Parti’deki Özdağ çıkışına “bir bakmakta yarar var” tarzı bir yaklaşım sergilemeyi tercih ediyor.   

Bütün bunların belirli bir doğrultuya işaret ettiği söylenebilir mi?

***

Belirli bir merkezden hesaplı kitaplı biçimde kotarıldığını söylemiyoruz; ama görüşümüz şu: Türkiye’de kimi siyasal odaklar, rejime ve Erdoğan’a alternatif olacak “milliyetçi” yönleri güçlü, seküler yönleri ise daha vurgulu bir oluşumun peşinde görünüyor. Bugün için “oluşumun” tek bir adresi olduğunu söyleyemeyiz. Şimdilik söylenebilecek olan, MHP’li, İyi Partili ve CHP’li kimi isimlerle birlikte parti dışı “önemli” figürlerin bu konuda bir şekilde profil verme zorunluluğunu hissediyor olmaları… 

Daha açık olması isteniyorsa, dış ilişkilerde Türkiye’nin “ulusal çıkarlarını” bugünkü rejimin gelişigüzel çıkışları ötesinde belirli bir tutarlılıkla savunacak, milliyetçi hassasiyetleri İslamcı vurguların törpülendiği daha “seküler” bir yaklaşımla gözetecek, bu arada pek çok kesimi mest edecek bir söylem olarak “Gazi Mustafa Kemal” ile birlikte “Atatürk” de diyebilecek bir oluşumdan söz ediyoruz.

Lütfen kimse “Hah, işte Ergenekon!” demesin. Bu ülkede “derin devlet” denilen bir olgunun varlığını, kontrgerillayı, şunu bunu kimse inkâr etmiyor. Ancak biz burada, daha ziyade “aparat” olarak nitelenebilecek bu tür yapılanmaların ötesindeki bir siyasal oluşumdan söz ediyoruz.    

Böyle bir oluşumun bir geleceği olabilir mi?

***

Tanıl Bora’nın “Türk Sağına” ilişkin olarak yaptığı önemli bir tespitle devam edelim. Bora bu tespitinde Türkiye’deki milliyetçiliği, muhafazakarlığı ve İslamcılığı “pozisyonlar” olarak değil “haller” olarak görür. Başka bir deyişle bunlar Türk sağının “birbirine dönüşebilir oluş biçimleridir.” (Tanıl Bora, Türk Sağının Üç Hali, Birikim Yayınları 1998, s. 8).

Bora’nın tespiti bizce doğrudur; ama şöyle bir soru da var: Aradan geçen yılların ardından sağ, “dönüşen haller” dışında daha “sabit” denebilecek pozisyonlara zorlanmıyor mu? Sözünü ettiğimiz “oluşum” da bir noktadan sonra kendine daha net sınırlar çizmek zorunda kalmayacak mı?

Bize göre Bora’nın tespiti geçerliliğini bugün de büyük ölçüde korumaktadır. Başka türlü söylersek bugün Türkiye’de, laiklik adına İslamcılığı, “modernlik” adına da muhafazakarlığı kendi net sınırlarının dışına yerleştirebilecek bir sağ ya da milliyetçi çizgi mümkün değildir.

Eğer “yeni oluşum” bunu düşünüyorsa fazla bir şansının ve geleceğinin olduğunu söylemek mümkün görünmüyor.

Dolayısıyla, yeni oluşuma laiklik ve “Atatürkçülük” adına olumlu bakanlar varsa isabetli bir tespit yaptıklarını sanmıyoruz.

Dahası, böyle bir oluşumun, zorlandığı görülen Erdoğan ve rejim açısından fazladan bir dert daha yaratacağını da sanmıyoruz; dönüşümlü haller ustası bir siyasetçi olarak Erdoğan’ın bu oluşum karşısında yüzünde bir memnuniyet ifadesiyle “Muhalefet yapacaksanız bana bunlarla gelin…” demesi bile muhtemeldir.

Neticede, ortaya çıktığını düşündüğümüz bu oluşumun Erdoğan/rejim/AKP karşısında fazla şansı olduğunu sanmıyoruz. Erdoğan’ın ve AKP’nin fiilen “gitmiş olduğu”, post-Erdoğan/AKP döneminin özel koşulları ise ayrı bir konudur. 

***

Bütün bunlarla birlikte, oluşumun, adeta “Birileri çıksa da kafamızı karıştırsa” diye bekleyen yaygın bir “sol” tipoloji üzerinde etkili olacağı kesindir.

Seküler vurgularla süslenmiş, içinde Atatürk’ün adı geçen, “ulusal çıkarlardan” dem vuran, her taşın altında dış güçleri ve Soros’u arayan cümlelere fit olup “gerisi teferruattır” diyebilecek bir tipolojiden söz ediyoruz…