Uzay programı ve iktidar stratejileri



13-02-2021 00:52


Metin Çulhaoğlu

“Milli Uzay Programı” müjdesinin ardından, siyasetin güncel akışına ilişkin analizlerin bir noktadan sonra anlamsızlaşabileceğini söylemiştik…

Bu kaygımız ciddidir.

Ancak böyle de olsa, olup biteni anlamlandırma dürtüsü insanın içine düşen bir kurt gibidir. Sizi kemirdikçe kemirir ve sonunda en absürt durumlara bile bir açıklama getirme, bu durumları belirli bir “mantığa” oturtma uğraşına sürükler.

Bu yazıda böyle bir uğraşın ulaştığı sonuçları okuyacaksınız. Belki fazla “kurgusal” bulacaksınız; “Canım, bu dediğin şeyleri düşünmüş, hesaplamış olamazlar” diyeceksiniz… Haklı da olabilirsiniz; ama biz her şeye rağmen denemeye değer buluyoruz.

***

İpucu, Erdoğan’ın “Biz gözümüzü uzaya diktik, asıl gündemimiz bu” sözündedir. Gözlerin dikildiği “asıl gündemin” hemen ardından dile getirilen konu ise herkesin katılmaya davet edildiği “yeni anayasa” sürecidir. Demek ki yeni anayasa, “asıl gündem” olan uzay yolu maceralarından sonra gelen bir başlıktır.

“İpucu” dedik, buradan hareketle kimi çıkarımlarda bulunmak mümkündür.

Bizce rejim, Erdoğan’ın liderliğinde iki yönlü ve iki hedefli bir strateji izlemektedir. Bunlardan “yeni anayasa” gündemi, ülkedeki siyasal partilere yönelik olup kendi iktidarını sağlama alma, imaj yenileme, yeni müttefik kazanma, başka siyasal ortamlara geçiş gibi doğrudan siyasetle ilgili “dünyevi” ve “modernist” temalara dayanmaktadır.

“Milli Uzay Programı” ise doğrudan doğruya halka yöneliktir. Siyasetle ilişkisi “kitle psikolojisi” dolayımlıdır. Rejim ve lideri Erdoğan, günümüz Türkiye’sinde sürekli dış mekan atıflarının halkın önemlice bir kesimini büyülediğini bilmektedir. Dış mekan atıfları, insanlarda, bilfiil içinde oldukları mekanların çok ötesindeki mekanların da “efendisi” oldukları, en azından buralarda bir şekilde kendi sözlerinin de geçtiği sanrısını beslemektedir.

Ege, Doğu Akdeniz, Suriye, Kuzey Irak, Libya, kimi Afrika ülkeleri, Azerbaycan, vb. derken sonunda uzay ve ay…

İnsanların, kendilerine hiçbir şey getirmeyecek Kanal-İstanbul, üzerinden belki de hiç geçmeyecekleri köprüler, hiç kullanmayacakları büyük havaalanları, faturalara hiç yansımayacak doğal gaz “keşifleri” ve nihayet uzay yolu programlarıyla mest olmaları, mekânsal çeşitlilik bombardımanının gerçek zamanı ve yaşamı unutturucu etkisi açısından post-modern durumların bir tür cilvesi sayılmalıdır.

***

İki yönlü strateji demiştik; hangisi daha etkili olabilir?

Eğer mesele AKP’nin kimi partileri yanına çekmesi ve kendine bir çıkış yolu bulması ise bunlardan daha “modernist” olanının, yani yeni anayasa hikayesinin daha etkili olacağı kesindir. Milli Uzay Programının ise AKP’nin halihazırdaki oy tabanını koruma dışında ciddi bir etkisi olacağını sanmıyoruz. Ancak, gene de dikkat: Yeni anayasanın nasıl olması gerektiğiyle ilgilenmesi pek beklenmese bile “Artık uzaya gidiyoruz” mutluluğuyla partisine daha bir bağlanacak olan yaklaşık yüzde 35’lik bir seçmen kitlesinden söz ediyoruz.

***

Dediğimiz gibi bu yazıda dile getirilen yaklaşım orasından burasından eleştirilebilir; ama lütfen kimse kalkıp “Halk artık uyandı, kimin ne olduğunu anladı; öyle uzay-ay hikayeleriyle uyutulması artık mümkün değil” gibi şeyler söylemesin.

Yarın olabilir; ama bugün için söylemesin…