Kimsenin suyuna gitmeden



02-11-2019 00:10


Metin Çulhaoğlu

“Suyuna gitme” deyimi Türk Dil Kurumu tarafından şöyle tanımlanır: “Birini kızdırmayacak veya ürkütmeyecek biçimde uysalca davranmak, alışkanlıklarına, isteklerine uygun davranışlarda bulunmak…”

Bu deyimden hareketle Türkiye’deki sosyalistlere önerimiz, kimsenin, özellikle iki belirgin “tarafın” suyuna gitmeden kendi siyasi hattını ve örgütlenmesini geliştirip ileriye taşımasıdır.

Bugün Türkiye’de örgütleyip harekete geçirebildiği kesimler açısından sosyalizmin “maddi gücü” sınırlıdır. Ancak, dünyanın ve ülkenin bugün geldiği nokta nedeniyle sosyalistlerin tespitlerinin, değerlendirmelerinin ve önerilerinin başka taraflar üzerindeki doğrudan ya da dolaylı etkileri ortadaki “maddi gücün” ötesine geçmektedir.

Bu ikili durum bizce hem bir tehlike oluşturmakta hem de bir avantaj sunmaktadır. Tehlike, sosyalistlerin “maddi güç” yetersizliğine bakıp bu gücü taşıdıkları bilinen tarafların “suyuna gitmeye” başlamasıdır. Avantaj ise, sosyalistlerin kendi görüş ve düşüncelerini “başkalarının suyuna gitmeden” dile getirdiklerinde taraflar üzerinde kendi maddi güçlerinin ötesinde etkili olma şansının varlığındadır.

Açmaya çalışacağız.

***

Az önce “iki belirgin taraf” demiştik.

Tarafları söyleyelim: Ülkenin cumhuriyetçi, laik, ilerici ve sola açık kesimleri ile Kürt halkı ve onları temsil eden siyasal hareket…

İşte, sosyalistler bu iki taraftan birinin “suyuna gitmeden” ve kendi asli görevlerini ikinci plana itmeden söylenmesi gerekenler neyse onları söylemelidir.

İki söylemle örnekleyemeye çalışacağız.

Birinci söylem: Sosyalizmin, Kürtlere ve/ya da Kürt siyasetine düşmanlıkla kazanabileceği hiçbir şey yoktur. Sosyalizm şöyle dursun, bu ülkenin “demokrasi” adıyla yüceltilen bir ortama ulaşması bile Kürt faktörü işin içine girmeden mümkün değildir. Anti-emperyalizm, “laiklik”, “ülkenin bütünlüğü” gibi duyarlılıklar, Kürtleri ve Kürt siyasetini bir bütün olarak karşıya almayı hiçbir şekilde gerektirmez.

İkinci söylem: Kürt siyasetinin bugünkü Türkiye ölçeğinde hedefleri varsa ki bu hedeflerden birinin sosyalizm olması da şart değildir, bu hedeflere bir “ulusu”, onun kurtuluş savaşını, cumhuriyetini, kendi ölçüsünde yaşadığı aydınlanmasını, kimi değerlerini, vb. yok sayarak, tümden tu kaka ilan ederek ulaşılması mümkün değildir. 

Özellikle vurguluyoruz: Bunlar, sosyalistlerin kendilerinin açıkça, kimsenin “suyuna gitmeden” söylemesi gerekenlerdir; yani “onlar şuralarını, bunlar da buralarını törpüleyip bir yerde buluşsunlar” şeklinde bir tür çöpçatanlık adına söylenmemektedir.

Sadece şu söylenmektedir: Birinci söylemin muhatapları, bu ülkede örneğin 1930’ların bir daha yaşanmasının mümkün olmadığını görmeliler; ikinci söylemin muhatapları da aynı ülkede 1908-1980 döneminden intikal eden “sol belleğin” silinemeyeceğini kabul etmeliler.

Onlar görürler görmezler, kabul ederler etmezler; ama sosyalizmin “kimsenin suyuna gitmeden” en başta vurgulaması gerekenler bunlardır.    

***

Gerisi yok mu?

Var ve “teferruat” sayılamaz; ancak, teferruat sayılamayacak bu başlıkların sosyalizm bu ülkede maddi bir güç haline gelmeden layığınca tartışılması pek mümkün görünmemektedir. Yoksa sosyalizmin birinci “tarafın” bugün fazlasıyla abartarak baş tacı ettiği kimi geçmiş değerler konusunda da, ikinci “tarafta” kendini sosyalist olarak tanımlayanların sosyalizm tasavvurları hakkında da söyleyecekleri vardır.

Ancak henüz sırası gelmemiştir.

Birinci tarafta örneğin HDP’li belediyelere kayyum atanmasını bile içlerine sindirebilen insanlar hala varken, ikinci taraftan ise örneğin Tarık Akan’ın ölümünün ardından bile “hoyratça” konuşabilenler çıkarken önce ortalığın temizlenmesine çalışmak en doğrusu gibi görünmektedir.

Son olarak, her iki taraf için de geçerlilik taşımak üzere tarih ve sosyoloji çalışmalarına ilişkin bir temennimiz var:

Tarih ve sosyoloji alanlarında kim hangi “değerli” tezi ortaya atmış olursa olsun, bunlarla “ezber bozma”, “tarihsel geçmişi yeniden inşa etme”, daha kötüsü bunlardan “siyasal hat türetme” gibi meraklardan vaz geçilmesi çok iyi olur.  

Bugüne kadar “sıra dışı”, “ezber bozucu”, “orijinal”, vb. sayılıp sola hayrı olan herhangi bir teze hiç rastlamadık da…