Kaba hatlarıyla Peker olayı



18-05-2021 00:38


Metin Çulhaoğlu

Sedat Peker olayının değerlendirmesine bir soruyla başlamak yerinde olur: Peker, amiyane tabiriyle “öttü” mü “öttürüldü” mü?

Biz “öttüğü” kanısındayız. Türkiye’nin izlediği videolar, Peker’in, yakın çevresinde ama kendisine tabi başka kimler varsa birlikte karar verip başlattığı bir iştir. Yani, bu video işinin arkasında Peker’i de aşan daha üstte ve daha güçlü bir odağın olduğunu düşünmüyoruz. Öyle düşünseydik “öttürüldü” derdik…

Birtakım karmaşık ilişkileri bir yana bırakırsak meselenin özü aslında hiç de gizemli değildir. Devleti mevcut yasaların çizdiği sınırların dışına çıkarak “kollama” ve en başta solu gene aynı şekilde “sindirme” misyonuyla 1950’lerden bu yana var olan odak, Türkiye kapitalizminin kendini yeniden yapılandırdığı süreçlerde “suç örgütleriyle” birlikte çalışmaya başlamıştır. Böylece, geleneksel kollama ve koruma işlevleriyle bunların taşeronları, birikim süreçleriyle, rant paylaşımıyla, sermayenin el değiştirmesi anlamına gelen “çökmelerle” iç içe geçmiştir.

“Mafyanın siyasal iktisadı” diye bir şey varsa aşağı yukarı budur.

***

Bundan sonrası ise aynı ipte kaç cambazın oynayabileceğiyle ilgilidir.

Özellikle 1980 sonrasının Türkiye’sinde “suç örgütleriyle” hiçbir ilişkisi olmayan siyasal iktidar ve siyaset alanına hiç uzantısı olmayan “suç örgütü” düşünmek mümkün değildir. Ekonomiden söz ediyorsak, bu “zorunlu” ilişki suç örgütlerinin “ilkel birikim”, bölüşüm/paylaşım gibi alanlarındaki kolaylaştırıcı işlevlerinden kaynaklanır.

Siyasal iktidarların suç örgütleriyle ilişkilerinde “tercih” ve “dengeleme” pratikleri ön plana çıkar. Birikim süreçlerinin rayında gittiği, ekonominin büyüyüp yeni imkanlar, yeni rant alanları sunduğu dönemlerde “dengeleme” işi nispeten kolaydır. Tersi durumlarda ise devreye “tercih” girecektir. Bu tercihlerde ideolojik yakınlık, maniple edilebilirlik ve özel durumlarda “her işe koşulabilirlik”, gözetilecek başlıca kriterler arasındadır.

Durumu biraz daha karıştıran olgu ise, ekonomik süreçlerde işini siyasal iktidarlarla halledebilecek olan suç örgütlerinin kendi ideolojik yönelimleri, bu arada “koruma ve kollama” misyonları dolayısıyla kendilerini aynı zamanda “devlet” ya da onun asli bir parçası olarak görmeye başlamalarıdır. 

Kısacası, bugün Türkiye kapitalizmi aynı ipte oynayan çok sayıda cambazı dengeleyip hepsini hoşnut edecek durumda değildir. Sonuçta bir tercih yapılmıştır ve bu tercihte kaybeden ya da kaybettiğini düşünen Sedat Peker olmuştur.

***

Sedat Peker olayının geçmişi, arka planı, nedenleri, vb. konusunda söylenecek fazla şey olmasa gerek. Aşağı yukarı bellidir ve asıl önemli olan olayın bundan sonra nasıl, ne yönde gelişeceğidir.

“Bundan sonrası” denirse, bu konuda Sedat Peker’in kendisinin de bugünkü iktidarın da çok net bir fikre sahip olduğunu, tarafların kesin kararlarını verdiklerini düşünmüyoruz. Bir tarafta Peker’in, elinde tutuğu tehdit imalı “yedeklerle”, hedeflerini nispeten sınırlı tutarak ve belirli bir pazarlık marjı bırakarak yürüdüğünü görüyoruz. Diğer tarafta ise Saray’dan ve Pelikan grubundan ses çıkmamıştır. Peker’in muhataplarından Soylu’nun işin içine muhalefet liderlerini karıştıran çıkışı tam bir acizlik örneği, Mehmet Ağar’ın “Marina yanıtı” ise kendisini özür dilemek zorunda bırakan bir skandaldır.

Özetle, doğrudan hedef alınanlar açısından bakıldığında ilk beş raundun galibi olarak Peker görünmektedir.

***

Hepsi bu kadar mı?

Bundan sonrası için ancak kimi ihtimaller üzerinde durabiliriz.

Şimdilik düşük görünse de bir ihtimal, Reis’in Ağar ve Soylu gibi isimlerin kellesini verip kamuoyunun önüne “temiz siyasetin kimsenin gözünün yaşına bakmayan lideri” kimliğiyle çıkmasıdır. İhtimali düşük kılan, bugünkü koşullarda Erdoğan’ın MHP ile ilişkileri koparacak, Soylu ve Ağar gibi isimleri çizecek, giderek Pelikancılara kadar uzanacak güçte olmadığıdır.

Ama gene de üzerinde durulası bir ihtimaldir.

Diğer ihtimal ise Peker’in birtakım vaatler sonucu kendi isteğiyle susması ya da bir şekilde “susturulmasıdır.”   

Son soru ise muhalefete: Peker’inden Çakıcı’sına, Soylu’sundan Ağar’ına bütün bu isimlerin “Nasıl olsa ilk seçimlerde gidiyoruz” havasında olduklarını düşünüyor musunuz?