İsteyenin bir yüzü vermeyenin iki yüzü…



20-07-2021 00:54


Metin Çulhaoğlu

“Türkiye İşçi Partisi’nin Potansiyeli ve İhtimaller” başlıklı bir yazı, Doğukan Demircioğlu ve S. Alper Orhan imzalarıyla 17 Temmuz günü Gazete Duvar’da yayınlandı (https://www.gazeteduvar.com.tr/turkiye-isci-partisinin-potansiyeli-ve-ihtimaller-haber-1528813).

Yazı, “TİP’i başarıya ulaştıracak adımlar” bağlamında kimi önemli noktalara değinip önerilerde bulunuyor.  Bu önerilerin, yazının muhatabı olarak TİP’in yanı sıra ülkedeki sosyalist tüm özneler tarafından ciddiyetle ele alınıp değerlendirilmesi gerektiğini baştan söylemiş olalım.

Yazıda, “Türkiye’de kamusal tartışma kültürünün düştüğü durumdan” söz ediliyor ve “tartışmayı genişletmenin” yazının amaçlarından biri olduğu belirtiliyor. Biz de bu “tartışmayı genişletme” önerisinden hareketle kimi noktalara değineceğiz. Daha açığı, burada Duvar’daki yazıyı doğrudan eleştirme gibi bir niyetimiz yok; yalnızca, bu yazının akla getirebileceği, tartışılmasında yarar gördüğümüz kritik bir nokta üzerinde duracağız.

***

“Güncel/somut talepler” ile “nihai hedef” arasındaki ilişki, tüm dünyada sosyalist teorinin ve pratiğin 150 yıllık başat gündemlerinden birini oluşturur. “Nihai hedef” ısrarla ve her vesileyle vurgulanırken güncel sorunlara yönelik çözüm önerilerine burun kıvrılması bir tarzdır. Bir tarzdır; ama gerçek anlamda ne kadar “siyaset” sayılabileceği tartışmalıdır.

Öbür tarafta, bu kez güncel sorunlara tam anlamıyla “gömülen”,  bu sorunlara ilişkin çözümler geliştirip önerilmesini siyasetin tek kanalı sayan yaklaşımı görürüz. Bunun bir “siyaset tarzı” olduğu kesindir de ne kadar “devrimci” sayılabileceği tartışmalıdır. “Reformizm” bir yerlerden çıkıp gelecekse buradan gelme ihtimali çok büyüktür.

İkilik bu noktada böyle kaldığı sürece, bir tarafın kendini devrimci diğer tarafı reformist, diğer tarafın da kendini gerçekçi öbürünü hayalci ilan ettiği kısırlıklara düşülecek ve işin içinden çıkılması mümkün olmayacaktır.

***

Tartışmanın ilişkilendirilebileceği pek çok yan başlıktan ya da içine yerleştirilebileceği genel çerçevelerden söz edilebilir. Ancak, biz bunlardan birinin özellikle temel ve belirleyici olduğu kanısındayız: Kapitalizmin mevcut durumdaki yapılanması ve bu yapılanmanın ne tür birikim süreçlerini başat hale getirdiği… Yani diyoruz ki kapitalizmin sözünü ettiğimiz temel özelliği, öznenin devrimciliğinden ya da reformistliğinden bağımsız olarak, verili düzenin neleri “soğurabileceğini”,  neleri ise bünyesel olarak reddedeceğini belirler.

Dolayısıyla, “somut ve güncel çözüm önerilerinden” nelerin gerçekleşebileceğini, nelerin ise temeldeki kan uyuşmazlığı nedeniyle hiç mümkün olamayacağını da…

Örnek vermek gerekirse, Türkiye kapitalizmi 1960’lı yıllarında planlamacılığı, kamuculuğu, “ucuz eğitimi”, bu arada sağlık hizmetlerinin sosyalleştirilmesini soğurabilecek (belki de isteyebilecek) özelliklere sahipti. Dönemin birikim süreçleri kapitalizme bu “esnekliği” sağlıyordu.

Bugün böyle midir?

Değilse, aradaki fark, güncel/somut çözüm önerilerinin ve arayışlarının yazgısını da belirleyecek önemde sayılmalıdır.

***

Buraya kadar söylenenler, Türkiye kapitalizminin bugününe bakıp “sistem içi” sayılabilecek önerilerden tamamen uzak durulması şeklinde anlaşılmamalı. Gerçekleşme ihtimaline bel bağlamamak koşuluyla öyle öneriler vardır ki siyasette bir tür “isteyenin bir yüzü vermeyenin iki yüzü kara” işlevine sahiptir. Daha açık söylersek, güncel/somut öneriler, deşifrasyon ve politizasyon süreçlerinin önemli araçları olabilir.  Deşifrasyon, çok makul bir talebi reddeden düzenin gerçek yüzünün ortaya çıkmasıyla, politizasyon ise bunu gören geniş kesimlerin yeni arayışlara yönelmesiyle ilgilidir.

Devam edersek, özellikle işsizlik ve yoksulluk, günümüz Türkiye kapitalizminin toplumun en geniş kesimlerine değen sonuçları olarak ön plandadır. İkisi de izlenen şu ya da bu politikadan çok doğrudan doğruya kapitalizmin ülkede kazandığı yapısal özelliklerle ve işleyen sermaye birikim süreçleriyle ilişkilidir. Dolayısıyla, “somut”, “güncel” ve “kısa vadede” çözüm arayışlarına en uzak kalan olgulardır.

İşte size herhangi bir sol-sosyalist “çözüm önerisinin” gerçekleşme ihtimalinin mevcut sistem içinde hiç mi hiç olmadığı iki sorun alanı…

O zaman hiç mi bulaşmamak gerekir?

Değil elbette; öneriler gene olsun da “isteyenin bir yüzü vermeyenin iki yüzü kara” minvalinde olsun…

Yoksa insanlar istisnasız her tür sorunun çözümü şu ya da bu öneriyle kısa vadede mümkünse o zaman sosyalizme ne gerek var diye düşünmeye başlar.