Günümüzde sınıf mücadelesi



03-11-2018 00:33


Metin Çulhaoğlu

“Aylık soru dizisi” geçtiğimiz ayın sorusunu “Günümüzde sınıf mücadelesi ne anlama gelir?” şeklinde belirlemiş ve bu soruyu dünyanın çeşitli yerlerinde akademisyen olarak görev yapan 14 kişiye yöneltmiş.

Soruyu yanıtlayanlar arasında Türkiye’den iki isim var: Demet Şahende Dinler ve Cenk Saracoğlu.

Soruya verilen kısa ve özlü yanıtların her birine tek tek girmemiz mümkün değil. Burada, hepsinden çıkarabildiğimiz kimi sonuçlara değinmeye çalışacağız. Gene de soruyu yanıtlayanların hemen hepsinin “sınıfı” yapısal ve statik bir olgu saymayıp sürekli oluşum halinde, dinamik bir unsur olarak gördüğünü belirtelim. Aralarından biri (Cintia Arruzza) bu bağlamda E.P. Thompson’a da atıfta bulunarak şöyle diyor: “(…) sınıf, bir başlangıç noktası değildir; bir başka sınıfa karşı verilen mücadele sürecinde, (sınıfın) kendi kendini oluşturduğu tarihsel sürecin varış noktasıdır.” (aynı konuda güncel bir başka değini için bkz. Can Soyer- İşçinin tecrübesi: Beden ve ruh)

Bu yazıda, bir, konunun genel teorik çerçevesi ve iki, üzerinden yürünebilecek belirli bir kavram olmak üzere iki kişinin verdiği yanıtlara odaklanacağız: Sırasıyla Cenk Saracoğlu ve Adam Hanieh.

***

Saracoğlu, sorunun bütünlüklü yanıtı için üç soyutlama düzeyi gözetmek gerektiğini belirtiyor: a) Genel olarak kapitalist üretim tarzı; b) Günümüz kapitalizmi (sermaye birikiminin günümüzdeki biçimleri) ve c) Farklı toplumsal formasyonların oluşturduğu düzey.

Saracoğlu’nun düzeylerine katıldığımızı belirtip bir adım daha atalım: İlk iki düzeyin dünya ölçeğindeki geçerliliği ve belirleyiciliği ne olursa olsun, iş özellikle somut ideolojik ve siyasal süreçlere ve sınıf mücadelesinin alacağı somut biçimlere geldiğinde odaklanılması gereken düzey, belirli toplumsal formasyonları ifade eden üçüncü düzeydir.

Saracoğlu’nun sözleriyle, yanıtlanması gereken asıl önemli soru, “toplumun farklı, hatta zaman zaman birbiriyle çelişen öncelikleri, gündemleri ve talepleri olan kesimlerinden hareketle bir sınıf bloku nasıl oluşturulur” sorusudur. Saracoğlu’na göre bu sorunun yanıtı ancak üçüncü düzeyde, soyutlama düzeylerinin en somutunda verilebilir: Belirli bir toplumsal formasyon...

Doğrudur diyelim ve yazının “entelektüel düzeyini” düşürme pahasına bir ek yapalım: Üçüncü düzeye odaklanmak insanı “ulusalcı” yapmayacağı gibi varsa yoksa birinci düzeye bakmak da kimseyi “enternasyonalist” yapmaz…

Adam Hanieh tarafından kullanılan kavrama geçmeden önce bir bağlantı noktası olarak Saracoğlu’na bir kez daha başvuralım: “Kapitalizmin günümüzdeki krizlerle malul neoliberal ve küresel aşamasında işçi sınıfının bileşimi her zamankinden daha heterojen ve parçalıyken sermaye sınıfı da daha merkezsiz ve ele gelmez durumdadır.”

***

Adam Hanieh’ten hareketle açımlamaya çalışacağımız kavram ise “yukarıdan” sınıf mücadelesidir.

Başka örnekler de olabilir; ancak James Petras’ın bu kavrama daha önce (2014) başvurduğunu hatırlıyoruz: “Latin Amerika: Yukarıdan ve Aşağıdan Sınıf Mücadelesi”

“Yukarıdan” sınıf mücadelesinden kastedilen, başlıca üretim, bölüşüm ve finansman araçlarını elinde bulunduran sınıfın kendi düzenini, belirli bir birikim modelini güvenceye almak ve sürdürmek, belirli bir toplumsal formasyonu yeniden üretmek üzere geniş bir yelpaze içinde yaptıkları/yaptırdıklarıdır.

“Yukarıdan” sınıf mücadelesi, “aşağıda” gene çok geniş bir yelpazede sonuçlara yol açar: Sınıf oluşumunda yeni yönler, sınıfın nicelik olarak büyürken daha fazla parçalanması, yeni mülksüzleşmeler ve yeni alanların metalaşması sonucu “sınıfa” yeni katılımlar, vb. vb. Bütün bunların yol açtığı tepkiler, yönelimler, arayışlar, direnişler ve yeni “baş etme” stratejilerine başvurulması ise “aşağıdan” sınıf mücadelesinin çeşitli görünümleridir.

Daha fazla uzatmadan, görebildiğimiz en kritik noktaya gelelim: Günümüzde gerek işçi sınıfının gerekse sosyalist mücadelenin en önemli sorunu, aslında bir bütünlüğü temsil eden “yukarıdan” ve “aşağıdan” sınıf mücadelesi arasındaki açının büyümesi ve ciddi bir bakışımsızlık durumunun ortaya çıkmasıdır.

Maddeler halinde özetlemeye çalışalım:

1- Sermaye sınıfının “merkezsiz” ve “ele gelmez” durumu (Saracoğlu), bu sınıfın siyasal iktidarlarına toparlayıcılık, sınıfın çıkarları adına koçbaşlığı, siyasal ve ideolojik yeniden üretim gibi alanlarda özel misyonlar yüklemiştir. Başka bir deyişle günümüzde siyasal iktidarlar, “yukarıdan” sınıf mücadelesinin başlıca aktörleri konumuna gelmiştir.

2- “Yukarıdan” sınıf mücadelesinin her adımı, “aşağıdaki” sınıfı nicelikçe artırmakta, ama çeşitli zeminlerde (işkolu, sektör, kadınlar, göçmenler-mülteciler, yeni mülksüzleşenler vb.) daha fazla parçalamaktadır.

3- “Yukarıdan” sınıf mücadelesi siyasal iktidarlar aracılığıyla kendi bütünselliğini gözetebilirken, sözü edilen bu parçalanmışlık “aşağıdan” sınıf mücadelesini ayrıştırmakta, lokalize etmekte ve sonuçta etkisiz kılmaktadır.

“Bakışımsızlık” dedik; ama aslında potansiyel bir bakışım noktası vardır: Siyasal iktidarlar nasıl dağınık görünen bir sınıfın temsilciliğini yapabiliyorsa, parçalı ve yer yer rekabet halindeki “aşağıdan” sınıf da kendi toparlayıcı siyasal temsilini bulabilir.

Bir görevdir ve günümüz koşullarında kargadan başka kuş, klasik sanayi proletaryasından başka sınıf tanımayanların başarabileceği bir görev gibi görünmemektedir.