Fütüroloji değil en yakın olasılıklar

Bu ülkenin sosyalistleri olarak bugün geçmişe göre hayli farklı bir durumla karşı karşıyayız.

Koronavirüs olayı dünyanın geleceğine ilişkin öyle soru işaretlerini de beraberinde getirdi ki zulamızda hazır bulunan kopyalık kâğıtlara bakıp bir şeyler söylemek hiç mi hiç mümkün görünmüyor.

Örneğin burada, Türkiye’de durum ortadayken sosyalistlerin o kopyalık kâğıtlarda yazılanlar dışında başka şeyler söylemesi gerekir. Yaşadığımız krizin diyelim Türkiye’nin Atlantik/Avrasya tercihleriyle, Sorosçuların yeni tezgâhlarıyla, liberal restorasyonun ülkenin gündeminde olup olmamasıyla, ulusların kendi kaderlerini tayin hakkının aslında ne anlama geldiğiyle, Kemalizm’den kimlerin kopup kimlerin tam kopamadığıyla, kimin kime kuyrukçuluk yaptığıyla vb. vb. ilişkini kurmak büsbütün imkânsız görünüyor…

Ne yapacağız o zaman?

Tamam, kriz geçince (geçerse) az önce örneklenen konulara yeniden döneriz… Peki, ya o zaman kadar? Sonra, krizin ardından eski konulara yeniden döndüğümüzde bugünlerde yaşadıklarımız hiç yaşanmamış gibi mi davranacağız?

Başka bir yol olmalı.

***

Başka yol denerken fazla uçmayan, bu anlamda “konservatif” bir yaklaşım öneriyoruz.

“Konservatif” terimini kullanmamızın nedeni, yarına ilişkin öngörü ve kestirimlerimizi sistemin (kapitalizm) doğasına ve güncel yapılanmasına dayandırma zorunluluğuna işaret etmektir. Makul sınırlar içinde kalması koşuluyla “fütüroloji” (gelecek bilimi) denemeleri de mutlaka buradan hareket etmelidir.

Bir uyarıdır ve uyarımızın arkasındayız.

Türkiye solunda komplo teorisi denemeleri ile fütüroloji denemeleri ikiz kardeş gibidir. İlki geçmişe ikincisi ise geleceğe dönük olmak üzere ikisinde de sağdan soldan duyulanlarla beslenen hayal gücü ve fantezi merakı gerçeklere hep baskın çıkar. İlki burada konumuz değil; ikincisinde ise, günümüzde görülen çeşitli eğilimlerden sadece biri diğerleri pahasına mutlaklaştırılır, sonra  “yarının dünyasına ve insanına” ilişkin kurgularla harmanlanıp piyasaya sürülür ve denir ki:

İşte geleceğiniz!

Önerdiğimiz “konservatif” yaklaşım ise şöyle der:

Başka her şey bir yana ortada bir kapitalizm vardır; kapitalizmin kendi hareket yasaları, yapabilecekleri yapamayacakları, kendini adapte edebilecekleri edemeyecekleri vardır ve her tür gelecek kestiriminin de en başta bunlardan türetilmesi gerekir… 

***

Bunu yapmaya çalışırsak ne görürüz?

Kendi “kesin” görüşümüzdür:

Dünya kapitalizmi ölen ölür kalan sağlar bizimdir diyecektir… Salgın vesilesiyle kendi akılcılığını sorgulayıp birtakım ciddi düzeltmelere gitme gibi bir yolu hiç denemeyecektir… İklim değişikliği ve küresel ısınma gibi olgulara nasıl baktıysa ve bakıyorsa yaşanmakta olan son krize de en fazla öyle bakacaktır… Küçülen ekonomilerin daha da yoksullaştırdıkları dışında “eleğin üstünde” kalan toplum kesimlerine yönelecektir… Bu kesimlerle birlikte tüketim toplumunun “yeni normalini” arayacaktır… Ve nihayet, olası patlamalar karşısında önlem olarak otoriter/totaliteryönelimlere meşruiyet kazandırmanın yollarını zorlayacaktır…

Yukarıda sıraladıklarımız arasında yer alan “tüketim toplumunun yeni normali işin püf noktasıdır.

Çünkü burada tek bir olgunun hem ekonomiye hem de siyaset-ideoloji alanına değen yanları söz konusudur. Bir yandan mal, hizmet ve kredi dolaşımı sürecek, kâr oranları düşse bile artı değer gerçekleşecek, kısacası ekonomi dönecek, diğer yandan da toplumun genişçe bir kesimi tüketim tarzı ve alışkanlıklarıyla düzenin ideolojik, siyasal ve kültürel sigortası olacaktır… 

O nedenle Türkiye’deki salgın ortamında konut kredilerinde peşinatın yüzde 10’a çekilmesi o kadar da alakasız bir tasarruf sayılmamalıdır.

***

Kapitalizmin doğası ve bugünkü durumu, koronavirüs belasına rağmen ya da onunla birlikte bunlara işaret etmektedir. 

Bunların ardından hem bir özet hem de temel vurgu istenirse, söyleyeceğimiz şudur:

Eğer siyaset denilen meşgaleyi reddetmiyorsak, kurgulanan bir gelecekten günümüze doğru uzanan projeksiyonlarla siyaset yapılamayacağını da bilmemiz gerekir.

Bakın, “pek de iyi olmaz”, “yanlış olur” vb. demiyoruz; yapılamaz, yani mümkün değildir diyoruz.