Evet imparatorluk, ama korku imparatorluğu



05-12-2020 00:48


Metin Çulhaoğlu

Distopik kurgulara fazla merak iyi bir şey değildir.

Tehlikesi, insanları günümüzün gerçeklerinden büyük ölçüde koparmasıdır. Mevcut eşitsizlikleri, adaletsizlikleri ve haksızlıkları görmezden gelen ya da önemsemeyen, “neticede hepimizin varacağı yer burası” gibisinden bir kadere koşullandırmasıdır.

Bizim bugün görebildiklerimiz, öyle filmlerde ve romanlarda rastlanan topyekun felaket sonrası bir dünyaya işaret etmemektedir. Ancak, kimi alametler vardır ki boş geçemeyiz; bu alametler, distopik bir gelecekle değil günümüzün başat eğilimleriyle ilişkilidir.

İma ettiğimiz, hemen hemen her alanda aşırı kontrolün hüküm sürdüğü bir dünyadır.

Bu kontrolün nesnesi de doğa, nesnel olgular, maddi süreçler değil doğrudan insanlar olacağa benzemektedir.

Ortamı da terörizm ve sağlık olmak üzere…

***

Sınıf ilişkileri ve çelişkileri temel belirleyen olmak üzere “yönetenler” ve “yönetilenler” olmak üzere iki kategori düşünelim.

Kapitalist dünya sistemi, kimilerinin beklediklerinin aksine, sosyalist sistemin çöküşünün ardından huzur bulmamıştır. Sistemin birbiriyle kıyasıya rekabet içindeki aktörleri, bu rekabetin uluslararası gerekliliklerini kendi ülkelerine yansıtırken giderek daha pervasız adımlar atma zorunluluğunu duymaktadır. Kendi halklarına adeta “Geçmişte neler vermek zorunda kaldıysam şimdi geri alacağım” demektedir.

Bunu, yönetenler demektedir.

Ancak, ciddi bir korkuları da vardır: Ya insanlar bir noktada patlarsa? Ya yönetilenler “yetti artık” deyip başkaldırırlarsa?

Böyle durumlarda kural sayılmalıdır: Yönetenler, kendi korkularını, karşı tarafı daha fazla korkutarak yenmeye çalışırlar…

O zaman, yönetilenlerin üzerine geleneksel baskı araç ve yöntemlerinin yanı sıra özel korku ortamları yaratarak yürünmesi gerekecektir.

Öyle ki yönetilenler “Sahi, böyle tehlikeler var” desinler…

***

Günümüz dünyasında terörist örgüt de vardır terör eylemi de…

Günümüz dünyası bu yılın başlarından bu yana son derece yıkıcı bir hastalıkla boğuşmaktadır…

Bu ikisi arasında kuşkusuz ciddi farklılıklar vardır. Örneğin, bugün “terör örgütü” sayılan örgütlerin ve “terörist” sayılan insanların ne kadarının gerçekten böyle oldukları tartışmalı bir konudur. Bir başka konu da gerçekten terörist olan örgütlerin en azından “zamanında” dünya sisteminin belirli odakları tarafından özellikle kurulmuş ve manipüle edilmiş olmalarıdır.

Buna karşın Covid-19’un bir “icat” ya da “yapıntı” olmadığı kesindir.

Ama temeldeki bu farklılıklar, yaratılmak istenen ortam açısından pek fazla şey ifade etmemektedir. Sonuçta terörizm ve Covid-19 belalarına karşı yapılmak istenenlerin ortak bir yanı vardır: Herkes korkacak; herkes herkese kuşkuyla bakacak; yönetenlerin bu iki bela karşısında başvurdukları önlemler, bu önlemler ne olursa olsun, yönetilenler tarafından gerekli bulunacak ve kabul edilecek; “fişleme” sözcüğü eski olumsuz anlamından kurtarılarak günümüzün bir gerekliliği sayılıp herkes tarafından kabul edilecek; ülkenin “güvenliği ve sağlığı” için kim nerede ne yapıyor hepsi izlenecek…

En son dijital teknolojiler ne güne duruyor?

***

“Terör uzmanları” düzenin kendi içinden yetişir/yönetenler tarafından yetiştirilir. Kendi uzmanlık alanlarının değeri iyi bilinsin diye terörizmi dünyanın başındaki en büyük bela olarak gösterme eğilimindedirler.

Covid-19’da ise eskisine göre “başka” bir durumla karşılaşıyoruz: Tıpta halk sağlığı, önleyici hizmetlerle birlikte, öteden beri solun gündeme getirip gündemde tuttuğu bir konuyken şimdi sağ ya da yönetenler de bu konuya merak sarmış görünmektedir!

İsteyen “abartılı” bulsun ya da “fesat” saysın, söyleyeceğimiz açıktır: Her ülkede yönetenlerin yapması gerekenlerin ötesinde, epidemi ayrıca bir “fırsat penceresi” olarak görülmektedir. İnsanları korkutmada, başka dertleri unutturmada, kendi aralarından yeni “düşmanlar” bulmalarında, başka amaçlara da yönelik olabilecek önlemleri “Her şeyin başı sağlık” diyerek tevekkülle kabul etmelerinde işlevli olabilecek bir pencere…

Yönetenlerin yeni halk sağlığı meraklarına bir de bu açıdan bakılmasında yarar vardır.

***

Peki ne yapmalı?

İşte, burada da bizim kendi “korkumuz” devreye giriyor: Ya terörizmin ve epideminin yönetenler tarafından belirli bir amaç için kullanılmasına yönelik vurgu ve bu durumda yapılması gerekenlere ilişkin sözler, terörizm ve epidemi gibi ciddi sorunları gereken ciddiyetle ele almayan bir vurdumduymazlık sayılırsa?

Ya buradan bir “linç” yersek?