Elitizm, halktan kopukluk ve beyaz Türklük: Artık yemezler!

Siz şimdiye kadar Koç-Eczacıbaşı ailesi ile Sabancı ailesinden hangisinin “beyaz Türk” sayılacağına ilişkin fazla değerlendirmeye rastladınız mı?

Kendi kuruntularımdan olsa gerek, geçtiğimiz hafta iki olayın üst üste gelmesi bende belirli bir tedirginlik yarattı. İçimden “umarım yeniden başlamaz” diye geçirirken tedirginliğimin yersiz olduğunu gördüm. Sonuçta kimse kurcalamadı, ben de derin bir oh çektim…

Erdoğan, bir pitbull olayından hareketle şu malum “beyaz Türkler” tabirini ısıtıp yeniden piyasaya sürdü. Bunda pek şaşılacak bir yan yok. Asıl şaşırtıcı olan, bu sözün söylendiği günle İsmet İnönü’nün ölüm yıldönümü çakıştığı halde birilerinin kalkıp “İşte, o bir beyaz Türk’tü” tarzında döktürmeyi aklına getirmemesiydi. Üstelik ölüm yıldönümü dolayısıyla yazılanlarda İnönü’nün üç dil bilmesinden, klasik batı müziği tutkusundan, konserlere gitmesinden, hatta viyolonsel çalmasından söz edildiği halde...

“Ne alaka” demeyin; bundan 10-15 yıl öncesinde olsaydı “Buradan yürüyeyim” diyen bir değil en az üç dört “kanaat önderi” çıkardı.

Bugün neden çıkmadığı ayrı bir tartışma konusu.

Ama bir daha çıkmasa, şu “elitizm”, “halktan kopukluk” ve “beyaz Türklük” etiketleri bir daha hiç gündeme gelmese ne iyi olur…

***

Az önceki temennimizin üç gerekçesi var.

Birincisi, yukarıda sıralanan etiketlerden üçü de birtakım gerçeklere işaret etmekten çok bilimin, bilginin, aydınlığın, kültürün ve gelişkinliğin değersizleştirilip cehaletin, bağnazlığın ve kütlüğün yüceltilmesi adına kullanılmaktadır. Böyle olmayabilirdi; ama Türkiye’de böyledir ve bundan sonra başka türlü olacağı da yoktur.

İkincisi: Kimi zaman açık kimi zaman da örtük olmak üzere bu üç etiket Türkiye solcusunu topluma “yabancı” göstermek, giderek bu kesimlerde bir kompleks yaratmak için kullanılmaktadır.

Üçüncüsü: Aynı etiketler, en az sağcılar-muhafazakarlar kadar hatta onlardan daha çok kendilerini “solda” tanımlayanlar ya da bir zamanlar öyle olduklarını söyleyenler tarafından kullanılmaktadır. 

***

Siz şimdiye kadar Koç-Eczacıbaşı ailesi ile Sabancı ailesinden hangisinin “beyaz Türk” sayılacağına ilişkin fazla değerlendirmeye rastladınız mı? Orta sınıf bir aileden gelen iyi bir okul bitirmiş, emeğiyle geçinen, sanat-kültür-edebiyat alanında belirli beğenileri olan biri kimilerince kuşkusuz “beyaz Türk’tür”. Ama Nureddin Nebati olsun, Kayserili ya da Antepli holding patronları olsun zinhar öyle değildir; onlar halkın içinden kopup gelen, “bizden” insanlardır!

Özetlersek, “elitizm”, “halktan kopukluk” ve “beyaz Türklük” tanımlamaları, ideoloji alanında sağ popülizmin ateşlenmesi, siyasal alanda solcuların toplumdan tecrit edilmesi ve sınıf mücadelesi alanında da sömürücü sınıfların kollanıp “bizden birileri” olarak temize çıkarılması için kullanılmaktadır.

Söz konusu tanımlamaların bundan böyle geniş kamusal alanda bugünkü bağlamlarından koparılıp belirli gerçeklere işaret etmek üzere kullanılması imkanı kalmamıştır. Egemen sınıflar ve siyaset tarafından elden çıkmamacasına iktisap edilmiştir.  En iyisi unutmak ve unutturmaya çalışmaktır.

***

Son olarak “ince” bir nokta daha var:

Çok daha yeni bir tanımlama sayılabilecek “beyaz Türklük” dışında “elitizm” ve “halktan kopukluk”, solun gündeminde çok önceleri de yer almış, sol bu konuyu herhangi bir “dış basınç” olmadan kendi içinde değerlendirip tartışmıştır.

Örneklerini 60’lı ve 70’li yıllardan biliyoruz.

1980 sonrasında ise “elitizm” ve “halktan kopukluk” temalarının bu kez dışardan, solun yeminli düşmanlarıyla birlikte kendi sol geçmişine lanet okur duruma gelen çevreler tarafından sola dayatıldığını gördük.

İkisi birbirinden çok farklıdır.

O halde bir kez daha: “Olumlu” ve “geliştirici” kullanımı bu nedenle de mümkün değildir ve en iyisi hepsini gömmektir.