CHP'nin dört hali



09-08-2016 07:27


Metin Çulhaoğlu

CHP, Türkiye’de sosyalistlerin 40 yıllık meşgalesidir.

Bu partinin bulunduğu yerden “nereye kaydığı” 40 yıldır dikkatle izlenir. Kimileri “sola çekelim” uğraşındayken başkaları “aman fazla sağa gitmesin” derdindedir. CHP, yönetici kurullarında, milletvekili aday listelerinde sağcı, sermaye yanlısı isimlere yer verdiğinde “gerçek yüzünü” göstermiş olur; solcu, emekten yana isimler ise hep “göz boyamak”, gerçek solu “avutmak” için kullanılır…

Sahi, bu parti nedir?

Sosyalistleri nasıl olup da yıllardır bitmeyen çilenin, derdin sarhoşu yapabilmektedir?

***

93 yıllık geçmişi olan CHP’nin siyasal kimliği ilginç denebilecek bir seyir izlemiştir.

1923’ten (Halk Fırkası’ndan başlayarak) 1960’ların başına kadar olan dönemi, sınıfsal dayanak ötesinde belirginlik taşıyan devlet partisi kimliğiyle tanımlayabiliriz.

1960’larda “ortanın soluna” geçilmiştir. 

1970’lerin başında Ecevit’le birlikte benimsenen kimlikte “demokratik sol” yazmaktadır.

Sonra, Ecevit’in “biz Marksist kökenden gelmiyoruz” ısrarı geri plana düşünce CHP geleneği ağırlıklı olarak “sosyal demokrat” kimlikte karar kılmıştır.

Yaşadığımız günlerde ise CHP dışarıdan gelen basınçla ve kendi yönetiminin dirençsizliğiyle yeniden aslına rücu etme, yani bir kez daha devlet partisi olma eğilimi sergilemektedir.

Özetle, CHP’nin tarihsel süreçte dört “hali” olmuştur.

İyi de, bütün bunları neden anlatıyoruz?

***

CHP, bu dört halden yalnızca birincisinde, yani “devlet partisi” kimliğindeyken ülkedeki toplumsal-siyasal gelişmelerin etkisi altında kalmak ve buna göre “değişmek” yerine hepsinin yönlendiricisi olabilmiştir.  Birbirini sırayla izleyen diğer üç halde ise, uluslararası ilişkilerin ve güç dengelerinin, ülke içindeki sınıf karşıtlıklarının-mücadelelerinin etkileri CHP içine doğrudan yansımıştır.  Birbiriyle çelişen bu etkiler parti içinde önemli saflaşmalara yol açmıştır.

Çok partili döneme bakarsak, iç saflaşmalar DP’de, AP’de, ANAP’ta, DYP’de de yaşanmıştır. Ne var ki, bu saflaşmalarda en genel anlamda emek-sermaye karşıtlığının izleri ya hiç yoktur ya da çok sınırlı ve dolaylı kalmıştır.

O zaman can alıcı soru şudur: CHP’de olan neden başka düzen partilerinde olmuyor ya da diğer partilerde olmayan neden CHP’de oluyor?

“Can alıcı” desek de sorunun yanıtı basittir: Sırasıyla, ortanın solundayım, demokratik solum, sosyal demokratım diyorsan ve bu doğrultuda sözler verip vaatlerde bulunuyorsan, asıl niyetin ne olursa olsun, en üst yönetimler ne düşünürse düşünsün, ülkedeki sınıf karşıtlıkları ve mücadeleleri senin içinde yansıma bulacaktır.

Eğer böyleyse özellikle vurgulamak gerekir: CHP’nin üç hali için düşünülebilecek olan “sosyalizmin önünü kesme”, “solu birilerinin kuyruğuna takma” gibi misyonlar, sanki parti bütünündeki ve çevresindeki başka her tür dinamiği silip süpürebilecekmiş gibi mutlaklaştırılmamalıdır.

Mutlaklaştıranlar ve CHP’ye bu anlamda kesin olumsuz hüküm verenler aynı zamanda şunu neden yaptı bunu neden yapmadı diye başka iş yokmuş gibi ha bire CHP’yle uğraşıyorlarsa bundan bir tek sonuç çıkabilir:  Demek ki CHP’nin kendi solunu inkâr edişinde bile bir güzellik, bir zarafet, bir incelik görüp ondan böyle yapmaktadırlar... 

***

Az önce, CHP’nin ilk haline dönüp yeniden devlet partisi kimliğine bürünmesinden söz etmiştik.

İsteyenlerin olduğu kesindir; ama 50 yıldır köprülerin altından çok sular geçmiştir; bugünün Türkiye’si artık farklı bir Türkiye’dir ve devlet partisi arayanların başvurabileceği başka adresler vardır.

Üst yönetim-ara kadro-toplumsal taban sıralaması, 1970’lerden bu yana devlet partisi olma dönemine özgü uyumun dışına çıkmıştır. Tamamı dış etkilere daha açıktır ve bu dış etkilerle merkezkaç hareketler üretmeye gebedir.  

Sosyalistlere gelince;  asli görevleri, ne “CHP’yi sola çekmek” ne de “sağa kaymasını” engellemek olmalıdır.

Sosyalistler kendi işlerini yapmalıdır.

Bu işler layığıyla yapıldığında, başka bir tarafta duran CHP’deki süreçler de bundan etkilenecek, yeni dinamikler ve gelişmeler gündeme gelecektir.

Kısacası, diyoruz ki CHP’ye fazla bakmayalım; kendi işimizi yapalım, sonra bakalım CHP’de neler oluyor…