Çağımızın bir anti kahramanı



27-08-2019 00:11


Metin Çulhaoğlu

Önceki çağların kahramanlarını, tarih okumalarımızdan, romanlardan ve filmlerden az çok bilebiliyoruz. Tarih vermek gerekirse, 19. yüzyıldan başlatabiliriz. Ondan önce de kahramanlar vardır mutlaka, ama onları pek fazla bilmiyoruz. Sonra, kahraman derken yalnızca tarihin akışını değiştiren liderleri kastetmiyoruz. Kahramanlar arasında “sıradan” insanlar da vardır.   

Biraz cüretkâr bir genellemeyle, önceki çağların kahramanlarının romantik kişiler olduklarını söyleyebiliriz. Bu insanlar kendi içlerinde dışa fazla yansıtmadıkları gerilimler, çelişkiler yaşarlar.  Kimi zaman ince ve aşırı duyarlı, kimi zaman küstah, hatta saldırgan olabilirler. Ama mutlaka ve mutlaka bir tür “yabancılaşma” içindedirler. Bir özellikleri, yeri geldiğinde “sonuna kadar gitmeyi” göze alabilmeleridir.

Rusya’da, Puşkin ve Lermontov örneklerinde bu kararlılık düello sonucu ölüme kadar da gidebilir.

Lermontov dedik ya, adını koyanlardan biridir: “Çağımızın Bir Kahramanı”… Bu kahraman, Grigori Aleksandroviç Peçorin, az önce sıralanan özelliklerin pek çoğunu taşır. Toplumun kurallarından kurtulmak ister; en basitinden bile olsa insan ruhunun tarihinin bir ulusun tarihi kadar ilginç ve eğitici olabileceğini düşünür; alçakgönüllülüğün çevrede “hesaplılık” gibi algılanmasından şikâyet eder…

Ama sahiden hesapçıdır: “Hiçbir zaman sırlarımı kendim açmam, isterim ki karşımdakiler onu sezsinler, çünkü böylelikle yeri geldiğinde onları yadsıyabilirim.” (Lermontov, Çağımızın bir Kahramanı, çeviren Nedim Önal, Varlık Yayınları 1970, s. 104).

İşte, böyleleri, geride kalmış bir çağın kahramanlarıydı.

Dünyamızda ve ülkemizde, 20. yüzyılın ilk üç çeyreğine kadar uzanan bir miras bıraktıkları söylenebilir. “Devrimciler” böyle insanlardan çıkar demiyoruz; ama devrimlerin böyle insanların da oldukları dönemlerden ve toplumlardan çıkacağı aşağı yukarı kesindir.

Bugünün, yaşadığımız çağın da kahramanları vardır; bunlar artık anti kahraman olmuşlardır.

Biraz da onları tanıyalım.

***

Çağımızın anti kahramanı kendine küçük özgürlük alanları arar

Haklıdır. Çünkü gündelik hayatın akışı, toplumun kuralları, yerine getirilmesi gereken yükümlülükler düne göre çok artmıştır. Artık araban vardır, trafik kurallarına uyacaksın; çocuğunu iyi okula gönderiyorsun, taksitini ödeyeceksin; kredi kartı borcu beklemez, dil öğreneceksen para esirgenmez, vb.

O zaman kendine kimsenin karışamayacağı özgürlük alanları arayacaksın. Örneğin dilbilgisi kurallarını hiç takmayacaksın. Neymiş, “ayrı yazılması gereken ‘de’, ‘da’ ekleri varmış, kim takar? “Böylesi benim daha hoşuma gidiyor” dedin mi bitti…  Sonra, derin analizlerinde kullandığın “aşırı sıcaklardan doğru orman yangınları arttı” gibi bir cümleye kim itiraz edebilir? 

Dahası var: Nezaket, hoşgörü, empati vb. bir yere kadarsa kendine herkesin vakıf olmadığı öyle bir alan seçeceksin ki bu alanda aykırı laf edenleri topa tutup en ağır sözleri kendilerine reva görme özgürlüğünü tepe tepe kullanacaksın…

Artık çağımızın bir anti kahramanı olmaya başlamışsınızdır… 

Çağımızın anti kahramanı aşırı dışavurumcudur

Örneğin komünistseniz, başınızda kızıl yıldızlı bir bere, üzerinizde Che tişörtü, göğsünüzde de Lenin rozeti olacak.

Bir de sosyal medya var.

İşte bu medya ve görsellik size inanılmaz bir kolaj serbestliği tanıyacaktır. Gene sosyal medya sayesinde, Peçorin gibi daha derin sırlarınızı olmasa bile çok değerli bulduğunuz özelliklerinizi, tatil tercihinizi, damak zevkinizi, özel beğenilerinizi, en mutlu anlarınızı, en büyük nefretlerinizi ve elbette “aykırı” saydığınız yanlarınızı cümle âleme ilan edebilirsiniz. Ne kadar hazırcevap biri olduğunuzu Twitter’le gösterebilirsiniz…

Daha ne olsun?    

Çağımızın anti kahramanı kendini aşağıladığı ölçüde takdir toplayacağını düşünür

Burada gündelik olayların seyrini dikkatle izleyip güncel olarak kimin mağduriyetinin öne çıktığını tespit etmeniz gerekir. Bir kadın, bir Kürt, Suriyeli bir sığınmacı olabilir. Bu mağduriyetler karşısında, sırasıyla, kadın, Kürt ve Suriyeli sığınmacı olmadığınız için ne kadar aşağılık bir yaratık olduğunuzu bastıra bastıra söylemelisiniz ki takdir toplayabilesiniz…

Mağdur kişi çocuksa, çocukluktan her çıkışın bir bozulma, bir saflık ve masumiyet yitimi olduğunu, kendinizi de böyle gördüğünüzü söylersiniz.

“Mağdur olan” ya da zarar gören bir kişi değil de doğaysa, üyesi olduğunuz insanlığın doğaya yönelik girişimlerinin nasıl bir vahşete dönüştüğüne işaret edip insanlığınızdan büyük bir utanç duyduğunuzu söyleyin yeter…

Artık çok gerçekçisinizdir… Hiçbir konuda “sonuna kadar gitme” zorunluluğunuz yoktur… İç çelişkilerinizi, başkaları arasında yarattığınız çelişkili durumlarla bastırmışsınızdır… Büyük bir ağın içinde yer alıyor olmanız “yabancılaşma” ihtimalini asgariye indirmiştir…

Üstelik takdir de topluyorsunuzdur…

Artık çağımızın bir anti kahramanısınızdır.