Bu ülkede 'teori' olur mu?



14-03-2020 01:27


Metin Çulhaoğlu

“Devrimci teori olmadan devrimci hareket olmaz”, Lenin’in en yaygın bilinen ve tekrarlanan sözleri arasındadır.

Dikkat edilirse burada devrimci teori, devrimci “hareketin” önkoşuludur, “eylemin” değil. Dolayısıyla eylemin, devrimci teori olmadan da devrimci olabileceğini kabul etmek gerekiyor. Zaten tarihteki devrimci pek çok eylemin kendisini önceleyen bir “devrimci teori” olmadan gerçekleştiğini biliyoruz.

Peki, hepsi iyi güzel de bu “devrimci teori” nereden nasıl çıkacak ya da gelecek?

İşin “devrimcilik” tarafı mesele değil; elhamdülillah hepimiz devrimciyiz. Öyleyiz de “teori” konusunda ne yapacağız?

Yanıtımız kestirme olacak:

Sözün sahibi Lenin bugün canlanıp Türkiye başta dünya ülkelerine şöyle bir baksa “Devrimci ya da başka türlü, siz şu teori işini bir süre unutun” diyeceği kesin gibidir…

***

Türkiye söz konusu olduğunda akla ilk gelenler, ülkede solun köklü denebilecek bir teorik geleneğinin olmayışı, “teorik” açılımların ancak tıkanma noktalarında ya da sert ayrışmalar sonrasında gündeme gelebilmesi, hep birlikte yaşadığımız cahilleşme süreçleri, vb. olacaktır.

Ama bunların hepsinden daha beteri vardır; şöyle bir düşünelim:

Önce bir darbe girişimini televizyondan izleyeceksin…

Sonra, bilim insanlarının dünyanın kaç yıllık ömrü kaldığına ilişkin açıklamalarını dinleyeceksin… Kaçınılmaz sayılan büyük depremin ülkenin en kalabalık kentini ne zaman vuracağına ve yıkılacak bina sayısına ilişkin tahminler seni kaygılandıracak… Suriye sorununun Türkiye’yi daha büyük bir savaşın içine çekip çekmeyeceğini, Rusya ile kapışılırsa ne olacağını düşüneceksin… Cihatçılar sahipsiz kalırsa ülkede kimleri ve nereleri patlatabilecekleri kafalarda hep soru işareti olarak kalacak… Ardından, koronavirüs salgınına karşı en iyi korunmanın ne olabileceğini düşünüp muhtemel ölüm sayılarına ilişkin tahminleri paylaşacaksın…

Bunların yetmemesi halinde muhtemel çekirge istilasını yedekte tutacaksın…

Böyle bir ülkeden ve ortamdan teori falan çıkmaz…

Yalnızca “devrimcisi” değil; liberali, muhafazakârı, milliyetçisi, necisi olursa olsun hiçbiri çıkmaz…

Çıksa çıksa komplo teorileri çıkar; zaten onlar çıkmaktadır ve teorinin “lümpeni” sayılmaları gerekir.

***

Yukarıda söylediklerimizin gerekçesi, teori sözcüğüyle kaos sözcüğünü birbiriyle bağdaşmaz saymamız değildir. Teori, kaos ortamlarında da filizlenebilir, ama iki koşulla: Bir, aydının belleği kaos ortamına rağmen canlı kalacak, öyle her yeni durumda silinip sıfırlanmayacak; iki, kaos ortamı her şeye rağmen, çok net olmasa da bir öngörülebilirliği, kestirilebilirliği içinde taşıyacak…

1848-50 döneminin Avrupası, ardından 20. yüzyılın ilk çeyreğinin Avrupası ve dünyası da süt liman değildi, o dönemlerde de kaotik ortamlar yaşanıyordu; ama “teori üretim merkezlerinin” bellekleri on yıllar öncesine uzanabiliyor ve o kaos ortamlarının içinden bir hat, bir doğrultu çıkarılabiliyordu.

Bugün iki koşulun da karşılanmadığını görüyoruz. 

O zaman ne yapalım, talihimize küsüp köşemize mi çekilelim?

Koronavirüs de gelip çatmışken daha ötesini mi yapalım? Örneğin 7 kadın ve 3 erkekten oluşan onarlı gruplarla inzivaya çekilip geceleri birbirimize “müstehcen” (!) hikâyeler mi anlatalım?

Yapmayalım, biraz daha dişimizi sıkıp bekleyelim diyoruz.

***

İçinde bulunduğumuz dönemde pek mümkün gibi görünmüyor; ama “teorinin”, hani o olmadan devrimci hareketin de olamayacağı şeyin bizden de çıkacağı günler gelecektir.

Az önce değindiğimiz bellek sorununun da, öngörülemezlik sorununun da kaynağında, özne olması gerekenlerin her uğrakta esen rüzgârla birlikte sürüklenmeleri, içinde bulundukları ortama az da olsa kendi damgalarını vuramamaları, bu ortamın şekillenmesinde küçük de olsa pay sahibi olamamaları yatmaktadır.

Gelgelelim, henüz “hareket” olunamadıysa bile ortada eylemliliği de engelleyen bir durum yoktur.

Eylem ve eylemlilik için “teori” şart olmadığına göre bu yolu denemekte yarar vardır.

Biriken eylemlilikler bir noktadan sonra teoriyi mutlaka tahrik edecektir.

Çorbada bizim de tuzumuz olduğunda, herkesin “gidici” saydığı AKP’nin gidiş biçimiyle ilişkilendirilebilecek “radikal” olasılıklar şu teori dediğimiz bölmenin hakkını fazlasıyla verecek zenginliği taşımaktadır.