Bu da korona goygoyculuğu olsun!



11-04-2020 00:23


Metin Çulhaoğlu

İnsanların hangi konuda olursa olsun mutlaklık ve kesinlik aramaları normaldir.  

Ne var ki bu arayışın, mutlaklığa ve kesinliğe pek gelmeyen konularda insan algısını ve kavrayışını daralttığını kabul etmek zorundayız.

Bir örnek, şu meşhur “süreklilik-kopuş” meselesidir. Kendi tarihimize bakarsak, İttihat ve Terakki ile 1930’ların Cumhuriyet’i arasındaki süreklilik-kopuş meselesi icabında yıllarca tartışılabilir. O kadar ki her biri saz çalmasını bilen, biri sürekliliğe diğeri ise kopuşa vurgu yapan iki tarihçi akademisyenin bu konuda Anadolu’nun eski bir geleneğini “âşık tarihçiler atışması” şeklinde ihya etmesi bile mümkündür.

İyimserlik-kötümserlik konusu da öyledir.

Üstelik günümüzde pek revaçta olan bir başlıktır: “Korona sonrası dünya (ve Türkiye): İyimser ve kötümser senaryolar.”

***

Biliyoruz, bıktınız (biz de bıktık), ama tekrarlayalım: Korona sonrası dünya ve Türkiye için özellikle sol adına iyimser herhangi bir senaryo düşünmek mümkün değildir.

Ancak, hemen eklersek, burada bir mutlaklık değil kesinlik dile getirilmektedir. Bizce iki sözcük arasında en azından gündemimizdeki konuaçısındanönem taşıyan bir farklılık vardır. “Mutlaklık”, herhangi bir yorumdan bağımsız bir kesinliği, bir “dokunulmazlığı”, “değişmezliği” ifade ederken “kesinlik” dendiğinde burada çizilmiş ve bilinebilir sınırlar söz konusudur.

Dolayısıyla, korona sonrası dünya ve Türkiye için iyimser senaryo düşünülemeyeceği yargısı bir mutlaklığa değil kesinliğe işaret eder.  O zaman şöyle söyleyelim: Ülkelerdeki rejimlerin korona “sonrasında” karşılarındaki reel ya da potansiyel muhalefete daha baskıcı ve daha otoriter önlemler ve yeniden yapılanmalarla yükleneceği kesindir. Ancak, bu kesinlik aynı zamanda bir mutlaklık taşımaz; çünkü bu kesinliğin, muhalefetin örgütlülüğüyle, canlılığıyla ve direnişiyle çizilebilecek ve geriye doğru ittirebilecek sınırları olacaktır.

O zaman?

***

O zaman, sıra sola, sosyalistlere düşen görevlere ve goygoyculuğa gelmiş demektir ve zaten biz de bunu yapacağız.

6-7 yıl önce Haziran Direnişinden hareketle ülkedeki sosyalist hareketin durumu, yeniden yapılanma gerekliliği gibi konularda tartışma açmak isteyenler “Haziran goygoyculuğu” yapmakla suçlanmışlardı.

Şimdi söyleyeceklerimiz de korona goygoyculuğu sayılsın; buyurun:

Birincisi: Türkiye’de sosyalizm, bir yanda sürekli, hep, her zaman doğruları söyleyen (ama sadece bunu yapan) öznelerle diğer yanda göre göre, yaşaya yaşaya, dinleye dinleye sonunda “gerçeği kavrayan”  ve o öznelere gidip “al beni nereye götürürsen götür” diyecek geniş kesimlere dayanan o malum modeli artık terk etmelidir.    

Böyle bir şey tarihte olmamıştır, bundan sonra da olmayacaktır.

İkincisi: Türkiye’de sosyalizm, vizyonunda ve eylemliliğinde, öğretinin neleri gerektirdiğinden çok nelerin öğretiye ters düşmediğine ve düşmeyeceğine ağırlık tanımalıdır. Öğretinin gerektirdiklerinin spektrumu, öğretiye ters düşmeyeceklerin spektrumundan her zaman çok daha dardır.

Devrimciler geniş spektrumdan hareket etmeselerdi ne 1917, ne Çin, ne de Küba devrimleri gerçekleşebilirdi.

Üçüncüsü:  Türkiye sosyalist hareketindeki her öznenin, kendini bir “ilk oluşumla”, belirli bir tarihsel dönemin performansıyla ilişkilendirmesi ve bunları “miras” sayması normaldir; ancak belirli bir mirasın ya da genesis’in (menşein),onun taşıyıcı olduğunu düşünen özneyi peşinen “seçilmiş” kıldığı, mistisizm kokan bir düşüncedir ve terk edilmesi gerekir.

Sonuçta diyoruz ki: Özellikle yaşadığımız dönem, sosyalizmin bir “anı”, bir “kırılma noktasını”, bir “olgunlaşmışlığı” beklemesini değil, kendini yaşanan güncellik içinde sürekli yeniden ve yeniden üretip var etmesini gerektiren bir dönemdir.

Böyle bir dönemin hakkının, belirli bir ad konulsun konulmasın, birlikte hareket ederek, ortaklaşarak ve ortak müdahalelerde bulunarak verilmesi, hem sosyalist hareketin bütününe hem de kökeni ne olursa olsun tüm öznelere yarar sağlayacaktır.

Unutulmasın:

Siyaset, bir uzakta olanlarla birlikte neler yapılabileceğini, bir de yakında olanların ne zaman “su koyuvereceğini” düşünerek öğrenilir; ilki sizi biraz esnek kılabilir, ama ikincisinin hasta edeceği kesindir.