Akıl akıldan üstündür



26-11-2019 00:02


Metin Çulhaoğlu

Bugün Türkiye’nin siyaseten “yönetilemediği” açık olsa gerek.

Başkanlık sistemiymiş, cumhur ittifakıymış, bu ittifakın mecliste oluşturduğu çoğunlukmuş, bürokrasideki dönüşümmüş, vb. bunlar bir yerden sonra para etmemektedir; ortada ülkenin yönetilmesiyle ilgili bir siyasal kriz vardır, o kadar…

Ama her anlamda “o kadar”…

Çünkü henüz ortada böyle “yönetilmek” istemeyen bir halk yoktur.  Ayrıca, “eskisi gibi” ön eki de gereksizdir. Çünkü kimse ülkenin “eskisi gibi” yönetilebileceğine inanmamaktadır. Eskisi gibi yönetilebileceğine kimsenin inanmadığı bir ülke “yenisi gibi” de yönetilemiyorsa bunun adı siyasal krizden başka bir şey değildir.

***

Büyüğünden küçüğüne siyasal aktörlerin içinde yer aldıkları çekişmelerin geri planında birtakım “akılların” yattığını söyleyebiliriz. Örneğin, devlet aklı, iktidar aklı, muhalefet aklı, sermaye aklı, liberal akıl, sol akıl diye gidersek bir akıllar silsilesine ulaşmış oluruz. Lütfen “ya üst akıl” demeyin; sıralanan akılların tamamını bir şekilde maniple eden tekleşmiş bir üst akıl kurgusu saçmadır ve böyle bir “akıl” yoktur…

Görebildiğimiz kadarıyla bugünkü durum şudur: Akıllar arasından devlet aklı ile iktidar aklının bir tür bileşimi, muhalefet aklıyla kendince satranç oynamaktadır. Diğer akıllar geri plandadır ve asıl oyunun aktörlerine verebildikleri sınırlı ve dolaylı mesajlar dışında oynan oyun üzerinde ciddi bir etkileri yoktur.       

Örneğin sermaye aklı ve liberal akıl, devlet aklına, iktidar aklına ve muhalefet aklına kimi girdilerde bulunmanın ötesinde kendileri doğrudan “özne-akıl” konumunda değildir. Sol akıl da muhalefet aklına kendi girdilerini sağlamanın ötesinde bir özne olamamıştır.

Kısacası, meydan üç akla kalmıştır ve bunlardan ilk ikisi (devlet aklı ve iktidar aklı) hamle üstünlüğüyle muhalefet aklının üzerine üzerine gitmektedir.

Devlet aklı ile iktidar aklının neden ayrı ayrı anıldığı bir açıklama gerektirir: Hep var olan, ama “sivil” iktidar aklının fazla sorun çıkmadan çalıştığı durumlarda gölgede duran devlet aklı, sorunlarla birlikte kendini daha fazla dayatmaya başlar.  İktidar aklının gerekli gördüğü kimi girişimler onun özel “katkılarını” gerektirdiğinden elini güçlendirir.

Başka bir deyişle, AKP iktidarı devletin pek çok kalesini fethetmiş, giderek kendisi devletleşmiş olsa bile Türkiye’de bir devlet aklı hala vardır ve bu akıl henüz iktidar aklıyla tam tamına aynılaşmış sayılamaz.

***

Bu söylenenlerin ardından iki çıkarımda bulunacağız.

Birincisi: “Saraya giden CHP’li” meselesi, devlet aklıyla iktidar aklının birlikte, muhalefet aklına yönelik bir karıştırma/bozma girişimidir.   Bu girişimde muhalefet aklının kimi unsurlarının suç ortaklığı olabilir; ama asıl kaynak o akıl değil devlet + siyaset aklıdır.

İkincisi: Bizler solcular olarak CHP’yi nereye oturtursak oturtalım, iktidar aklının, devlet aklı destekli olarak bu partiyi özel hedef seçtiği açıktır. Tanım gereği sağlamcı ve “yedekçi” hareket etmesi gereken devlet aklının bu tür bir manipülasyonda iktidar aklının yanında olması bizce ilginç bir durumdur. Devlet aklının “göreli bağımsızlığını” tümden sorgulamayı gerektirmese bile bugünkü durumda iktidar aklının “göreli üstünlüğünün” işareti sayılmalıdır.

***

Ne devlet aklının, ne iktidar aklının ne de iki aklın birlikte Türkiye’nin siyasal geleceğine ilişkin hatları az çok belirgin bir vizyonu vardır.

Onlar da el yordamıyla gitmektedir.

Ya geri kalan akıllar?

Sermaye aklı, kendi kırmızı çizgilerine yaklaşılmadığı sürece seyirciliği tercih etmiş durumdadır; birileri gelirse onlara ağam, gidenlere de paşam diyeceği bellidir.

Liberal akılda ilginç denebilecek bir değişim görülmektedir. Yakın geçmişte bu akla belirleyici damgasını vuran sosyalizm düşmanlığı ve Kemalizm obsesyonu gibi semptomlar seyrekleşirken bu kez saçma sapan öznelere ihale edilmeyen bir “demokrasi” arayışı başat duruma gelmektedir.

Bir kenara not edilmelidir. 

Bütün akıllara üstün olması gereken sol akla gelince: Henüz kitlesi ve hareketi olmasa bile başka akıllara belirli ölçülerde nüfuz edebilmektedir. Daha açığı, sol akıl bugün muhalefet aklına, liberal akla ve sıraladığımız akıllar dışında ayrı bir yeri olan “Kürt siyasal aklına” nüfuz etme açısından avantajlı bir konumdadır.

İyidir, ama yetmez.

Bu aklın kendi kitlesine ve hareketine sahip olması gerekmektedir.