Ahmet Altan ve Nazlı Ilıcak 'meselesi'



09-11-2019 00:34


Metin Çulhaoğlu

Nazlı Ilıcak’ı anlatmaya, tanıtmaya gerek yok sanırız. 

Ağabeyi Ömer Çavuşoğlu’nu futbola meraklı olanlar hatırlayacaktır. Eskiden futbol yorum programlarında fanatik bir Fenerbahçeli olarak söyledikleri Galatasaraylıları ve Beşiktaşlıları çileden çıkarmış olmalıdır. Baba Muammer Çavuşoğlu ise 1960 öncesinde Demokrat Parti’den vekillik ve bakanlık yapmıştır. 

İşin bu yanı konuya giriş noktasını oluşturuyor.  

Diğer DP’liler gibi Muammer Çavuşoğlu da Yassıada’da yargılanmış, ardından bir süre hapis yatmıştır. Demokrat Parti, iktidarının ilk yıllarıyla birlikte komünistlerin üzerine çullanmıştı. Ünlü 1951-52 tutuklamalarında işkence görmeyen, hapis cezası almayan neredeyse çıkmamıştır. DP iktidarından en fazla çekenler, komünistler olmuştur. 

27 Mayıs ihtilalinin ardından DP’liler Yassıada’daki yargılamalarda çeşitli cezalara çarptırılmış, Menderes, Zorlu ve Polatkan idam edilmiştir. 

Zamanında DP iktidarından çok çeken komünistlerden ise “oh olsun”, “etme bulma dünyası”, “canıma değsin” diyen çıkmamıştır. 

Günümüzde pek rastlanmayan bir feraset ve olgunluk örneği sayılmalıdır. 

***

Ahmet Altan’ı ise 1986 yılında “tanıdık.” 

“Tanıdık” derken “Sudaki İz” adlı romanını okumuş olmamızdan söz ediyoruz. 

1986 yılı Nisan ayında cezaevinden tahliyemize günler kala okumuştuk (Can Yayınları) . İzlenimlerimiz “Cezaevi Defteri”nde duruyor. O zaman şöyle yazmışız: “Solun, ucuz romanların ucuz malzemesi oluşuna büyük bir öfke duyuyorum. Gerçekten o kadar ucuz ki; ‘örgüt ve inanç bireyi ezer, tanımaz’ mottosunu alacaksın, bu çok çiğnenmiş, o nedenle de tartışılabilirlik değerini yitirmiş sloganı cinsellikle allayıp pullayıp roman yapacaksın. Bundan tiksiniyorum.”

İnanmak, Altan’ın romanındaki başlıca “sorunsalı” oluşturur. Fazıla’ya göre inanmak güçsüzlüktür (s. 38). Daha doğrusu, insan önce inanmalı, sonra bundan sıkılmalıdır (s.193). İnanca hep aynı güçle bağlı kalmak ise “salaklıktır” (s. 199). 

Ne var ki, romanlarındaki kahramanları inanma karşısında bu kadar “aşkın” kılabilen Altan’ın kendisi, zamanı geldiğinde AKP iktidarının demokrasi misyonuna, “askeri vesayetin”, “darbeciliğin”, “Kemalizm’in”, “Jakobenizmin”, vb. defterini düreceğine pek “sıkılmadan” bayağı bir inanmıştı.     

Burada bir “çelişkiden” söz ettiğimiz sanılmasın. Ortada çelişki falan yoktur. Sadece Altan’ın bezirgânlığı vardır. Solculara, sosyalistlere yöneldiğinde kahramanlarına “inanmanın” ne kadar büyük bir zaaf olduğunu söyletmiştir. Ergenekon’a karşı mücadelenin önde gelen figürlerini anlatan bir roman yazsaydı, bu kez kahramanlarına İttihatçı-Kemalist-Jakoben çizginin kötülüklerine inanmanın ne kadar büyük bir erdem sayılması gerektiğini söyletirdi… 

***

Ilıcak ve Altan’ın tahliye edilmelerine hiç tepki duymadık, “neden bırakıldılar”, “sürüm sürüm sürünseydiler”  demedik. Demememizin nedeni, demokrasi aşkımız, bu kişilere saygımız (Ahmet Altan dik durmuş ya) ya da yufka yürekliliğimiz değildir. Çok daha basittir: 

Bu tür meselelerde yargının sevmediğiniz insanları içerde tutmasından memnuniyet duymak, sevdiğiniz, kendi saflarınızda saydığınız insanlar içeri tıkıldığında güvenmediğinizi, inanmadığınızı, yönlendirildiğini söylediğiniz sistemi bir şekilde aklamak demektir… 

Daha ağırını da söyleyebiliriz: Karşı olduğunuz bir rejimin ve güvenmediğiniz bir yargının hiç ısınamadığınız insanları hapsetmesinden memnuniyet duymak, züğürt tesellisinin de ötesinde zavallılıktır.

“Sorosçu” diye örneğin Osman Kavala’nın içerde olmasından memnuniyet duyanlar da zavallıdır. 

Geçmişte, Yalçın Küçük, Soner Yalçın gibi insanlar içeri alındığında “İyi olmuş, zaten hiç sevmezdim” diyenler gibi… 

***

Bu söylediklerimizin de “sudaki iz” gibi kalacağını kestirebiliyoruz. 

Sanırız Murathan Mungan söylemiş ve çok doğru demiş: “Bu ülkede her şey olabilirsin, ama rezil olamazsın…”  

Nazlı Ilıcak’ı bilemeyiz, ama Ahmet Altan muhtemelen yeniden yazacak çizecektir. 

O zaman, bizlerin, solcuların arasından Altan’ın yeni bir romanına “edebi açıdan” değer biçenler, yaparsa siyasal analizlerinde “Bak şurası çok doğru ama” diye boncuk bulanlar mutlaka çıkacaktır. 

Bizler, rezil edemediğimiz insanların hapse düşmeleriyle avunduğumuz sürece böyle devam edecektir…