Statükoculuk



20-03-2018 00:01


Metin Çulhaoğlu

Statüko, mevcut durumu, onun oturmuş taşlarını anlatmakta kullanılan bir sözcüktür. Bu durumu korumaya, değişmesine karşı direnmeye yönelik işlere statükoculuk, yapanlara da statükocu denir.

Statükoculuğun devrimcilikle ve sosyalistlikle bağdaşır yanı yoktur. Bunu sosyalistler de bilirler ve aralarında statükoculuğa eğilimli olanlar farklı bir görünüm vermek için statükoculukla yakın akraba sayılabilecek idare-i maslahatçılık işiyle meşgul olurlar. 

Bu da günü kurtaracak, “vaziyeti idare edecek” işler yapmak anlamına gelir. Böyle gelenin böyle gitmesini isteyen biri statükocuysa, işini “ne şiş yansın ne kebap” anlayışıyla yapan kişi de idare-i maslahatçıdır.

Bunun da devrimcilikle alakası yoktur. Zamanında Mustafa Kemal’in “idare-i maslahatçılar esaslı devrim yapamaz” dediği iyi bilinir. Sosyalist değildir, ama döneminin devrimcisidir, onun için böyle demiştir.

Aradaki bağdaşmazlığa rağmen günümüz Türkiye’sinde sosyalistlerin farklı biçimlerde de olsa bir tür statükoculuğa eğilimli oldukları, idare-i maslahatçılıkla iştigal ettikleri söylenebilir.   

***

Sosyalistlerin statükoculuğu, yaklaşık üç yüzyıllık bir tarihin farklı dönemler halinde, dönemlerden her birinin pamuğa sarılarak kendi sedef kakmalı kutusu içinde saklanması şeklinde tezahür eder.

Dönemler arasında tarihsel bağlar kurulmaz… Her dönemin kutusu kendi dokunulmazlığına sahiptir; üzerinde söz edilmez, yeni yaklaşımlar büyük bir kuşkuyla karşılanır… En önemlisi: Kutu içindekilerin güncel koşullar çerçevesinde hep birlikte yeniden üretilmesi, güncellenmesi gibi bir uğraş söz konusu değildir.

Düşünce şudur: Biz bu tarihsel dönem kutularını ayrı ayrı masanın üzerine koyalım, “bakın burada duruyor” diyelim; zamanla nasıl olsa herkes bunların değerini anlayıp gereğini yapacaktır…

Biz de bu arada idare-i maslahatçılık yaparız…

Kutular, sırasıyla Aydınlanma, Marksizm, Leninizm ve nihayet SSCB (Stalin) kutularıdır.

Birinci kutu ile ikinci kutu arasındaki ilişkide Marksizmin aynı zamanda köklü bir Aydınlanma eleştirisi içerdiğine hemen hemen hiç değinilmez. Aydınlanma, kendi sedef kakmalı kutusu içinde ayrı bir değerdir… Günümüzde neoliberal, postmodern, dinci, vb. gericilik alıp yürüdü ya, Aydınlanmanın kendi başına bunların hepsinin ilacı olabileceği düşünülür.

Marksizm aslında kutular arasında bir bakıma en “garibanıdır”. Kendi öncesi ile sonrası üzerinde ikisine de baskın bir zenginliğe sahipken teorisi Aydınlanmayla gölgelenmekte, pratiği ise olduğu gibi Leninizme havale edilmektedir. Statükocular için Marksizm günümüzde üzerinden yürünecek bir zenginlikten çok bir “varsayılandır.” O da kendi kutusu içinde öylece durur.

Leninizm kutusu: Büyük ölçüde “çelik çekirdek” ve “demir disiplin” retoriğine indirgenmiş durumdadır. Lenin’in Marksizme teorik, hatta felsefi katkısından neredeyse hiç söz edilmez; sanki Lenin’in katkısı Marksizm’de olmayan “öncü örgüt” kavramsallaştırmasına ulaşmaktan ibarettir.

Sonuncu kutu, SSCB (Stalin) kutusudur.

İlginç bir biçimde, önceki üç kutunun hepsini gölgeler konuma getirilmiştir.   O kadar ki kendi ülkelerinde sosyalizm yıkılırken kılını kıpırdatmamış insanların bugün ülkelerinin geçmişteki gücüne özlem duymaları, “kodu mu oturtan” lider kimliğiyle Putin gibi birinde Stalin’i aramaları bile bu son kutunun kutsiyetine kanıt sayılmaktadır.

Sanki günümüz dünyasının insanları SSCB’nin bir dönemki gücünü, Nazi belasının def edilmesinde SSCB’nin belirleyici rolünü ve Stalin’in bu alandaki dirayetini keşfedince tamam diyecek, hemen sosyalist olacaklardır…   

Özetle, tarihteki dört dönemin saklandıkları kutular içinde üzerlerindeki etiketlerle ortaya serilmesi, sonra geniş kesimlerin bunların değerini idrak edebileceği günlerin beklenmesi de bir tür statükoculuktur.

Bu statükoculuğun gerektirdiği işlerin yapılması da idare-i maslahatçılık…

***

Hepsi bu kadar mı?

Elbette değil. Bir başka statükoculuk daha vardır; belki öncekilerin hepsine baskındır: 1961-80 dönemine ilişkin statükoculuk…

Bu dönem de kendi sedef kakmalı kutusu içinde öyle dursun istenmektedir.

“Açtırma kutuyu söyletme kötüyü” sözü belki en fazla bu kutu için geçerlidir.

Onun için burada kesiyoruz…