Sol içi tartışma?



17-04-2018 00:01


Metin Çulhaoğlu

Solun genç kuşakları arasında geçmişi bilmek, öğrenmek isteyenler az da olsa çıkıyor. Bu amaçla sorulan sorulara her seferinde “geçmişi boş verin, bugüne bakın” denemeyeceğine göre “masalcı dede” gibi görünme riskini de göze alarak bir şeyler söylemek gerekiyor.

Tutup hikâye anlatmayacaksak, bu iş değişen ortam ve koşulları dikkate alan karşılaştırmalarla yapılırsa yararlı bile olabilir.

İşte size bir başlık: Solun kendi içindeki tartışmalar, polemikler, “sataşmalar” geçmişte nasıl olurdu, bugün nasıl? 

***

Olası nedenlerine daha sonra eğilmek üzere ilk gözlem:

60’lı ve 70’li yıllarda ağır ifadeler de kullanarak sert polemik yapanlar, büyük çoğunlukla örgütlü, mücadelenin fiilen içinde yer alan insanlardı… Bu durum zaman zaman günümüzde de görülebiliyor. Ancak bugün, en ağır terimlerle en kısa ve kestirme yargılara varanlar daha çok örgütsüz olanlar, bir yerlere eğilimli olsalar bile mücadeleye dışardan beğenmez gözlerle bakanlar arasından çıkıyor…

Sonra, geçmişin tartışma ve polemiklerinde sıklıkla başvurulan jargon her şeye rağmen “sol terminoloji” dışına pek çıkmazdı:  Revizyonist, oportünist, pasifist, goşist, anarşist, maceracı, vb… Başka bir deyişle her polemikçi için birtakım kötü kişiler vardı; ama bu kişilerin bile sonuçta sosyalist kamp içinde oldukları, “yanlışlara” da bu kampın sınırlarına giderek düştükleri kabul edilirdi.

Bugün pek böyle değildir: Hasımlar artık “liberal”, “Sorosçu”, “CIA ajanı”, “bölücü”, hatta “derin devletçi”, “ırkçı”, “faşist” gibi terimlerle tanımlanmaktadır. İlk gözlemden hareketle devam edersek, işin ilginç yanı bu tür tanımlamaları sık kullananların daha çok örgütlü mücadelenin dışında, süreçleri uzaktan izleyenler arasından çıkmasıdır.

Peki, neden böyle?

Ama önce durumu net olarak koyalım: Bugün solda gerçek anlamda tartışmadan söz etmek çok güçtür; gördüğümüz, büyük ağırlıkla, polemik bile değil sataşma ve yaftalama furyasıdır.

Bir kez daha: Neden böyle?

***

Aşağıda, önem sıralamasından bağımsız, bir “asıl belirleyiciye” işaret etmeyen nedenler sıralanmaktadır. Elbette görebildiğimiz kadarıyla…

Birincisi: Adına ne derseniz deyin (postmodern durumlar, liberal karanlık, çürüme vb.) son dönemlerin ideolojik ve kültürel dalgaları özel bir “birey” anlayışını beraberinde getirmiştir.   “Parasını verdikten sonra” alacağı şeylerin kalitesini ince eleyip sık dokuyan günümüz tüketicisini andıran yanları vardır. Ama tüketici en azından para harcamaktadır; öbürü ise “birey olarak” elini hiçbir taşın altına koymadan kendini istisnasız her konuda en kesin yargılara varma hakkına sahip görmektedir…

İkincisi: 60’lı ve 70’li yılların tartışmacıları ve polemikçileri solun dünyada ve ülkede etkili olduğu dönemlerin insanlarıydı. Hasımları da “ülkeyi satanlardan”, “birileri hesabına çalışanlardan” çok gündemdeki devrimin yolunu yanlış yerde arayanlardı. Bugünse, kendilerini de bir yerinde saydıkları sosyalizm güçsüzdür ya da öyle görülmektedir. Sonuç, “diline vuruyor” derler ya, biraz öyledir…

Üçüncüsü:   Daha eski kuşakların tarihsel belleği silinmiş gibidir. Genç kuşaklar ise, martirler dışında kendilerine aktarılmış bir kolektif bellekten yoksundurlar. Bugün için anlamlandırılacak bir geçmiş yokken gelecek de fazla bulanık görünüyorsa aklın tümüyle güncele odaklanması kaçınılmazdır. Bu aşırı “senkroni” en olumluyla en olumsuzun hep bugünde aranmasına yol açar. Ondan sonra gelsin en ağır, en dışlayıcı, en “kelle alıcı” suçlamalar…

Dördüncüsü: Elbette “sosyal medya”! 

Analizi, irdelemeyi, karşılaştırmaları, bağlamları vb. toptan gereksizleştiren ya da “başka yerlere havale eden”, buna karşılık en çarpıcı görünen, en kestirme hükümleri teşvik eden sosyal medya… Açıkçası, “kodu mu oturtan” laflara merak, aklı ve bilinci körelten uçlara savrulmaktadır. 

Yukarıda “asıl belirleyiciye” işaret etmeyeceğimizi söylemiştik.

Şimdi edelim: Kuşkusuz ne özel tarih dersleri, ne “farklı bir birey” anlayışı ne de sosyal medya “yasağı”… Bu ülkede sosyalizm güçlendiğinde elbette her sorun kendiliğinden çözülmeyecektir; ama hem çözüm için gerekli zeminler oluşacak hem de bugün “sorun” olarak görülenlerin pek de sorun olmadığı ortaya çıkacaktır.