Eski tasnif, yeniden



23-09-2017 00:00


Metin Çulhaoğlu

Biraz “uzaklarda” görünse de sürekli el sallıyor.

Bu el sallayış bir “veda” değil, “ben buradayım ve bana ihtiyacınız var” demek oluyor. Dünya için de Türkiye için de…

Sosyalizmden söz ediyoruz.

***

Yersiz ve zamansız bulanlar olabilir; ancak şimdilik Türkiye ölçeğiyle sınırlı kalan genel (ama çok genel) bir bilanço çıkarmanın yeri ve zamanıdır: Keskin virajlarla, kırılmalar ve savrulmalarla dolu yaklaşık 40 yıllık bir dönemin ardından bugün Türkiye’de sosyalist birikim, düşünce ve perspektif ne durumdadır? Genel anlamda mevziler nasıl belirlenmektedir?

Kırıp dökmeden, bugün görünür durumda olan konumlara mutlaklık biçmeden, yani olası değişme ve geçişmeleri de hesaba katarak bir durum tespiti yapabiliriz.

***

Bundan yaklaşık 30 yıl önce bir tasnif yapmıştık: Geleneksel sol, yeni sol ve devrimci demokrasi

Bugün bu tasnifin 30 yıl önceki karşılığıyla aynen geçerli olduğunu iddia edecek değiliz. Ancak gene de mevcut durumun kavranmasında gerekli değişikliklerle birlikte işlevli olacak bir anahtar olduğunu düşünüyoruz.

Geleneksel sol: Gerçi ayırt edici asıl özelliği değildi, ama geçmişte şu ya da bu ölçüde “Sovyetik” sayılan, “dünya sosyalist sistemini” uluslararası devrim sürecinin üçayağından biri olarak gören yaklaşımdı. Günümüzde ise bu anlamda bir “sicilin” fazla önemi kalmamıştır.

Bugün işçi sınıfını kendi kurtuluşuyla birlikte toplumun tümünü kurtarıp özgürleştirecek güç sayan, siyasal devrimin ilk elde yapacaklarını ne eksik ne fazla Manifesto’da yazıldığı gibi sıralayan, “kapitalizmin doğum lekelerini” üzerinde taşıyan bir toplumda proletarya diktatörlüğünün ve planlamayla birlikte merkezi yapılanmaların gerekliliğini kabul eden her düşünce geleneksel soldadır.

Gerisi, “teferruat” olmasa bile yukarıda sayılanlar kadar birincil değildir.

Yeni sol: Geleneksel sol’a göre daha muğlaktır, daha fazla çeşitlilik taşır. Zamanında, Marksizmle bağlarını hiç koparmadan, hatta Leninizmle mesafe açmadan Sovyet deneyimine, özellikle Stalin dönemi uygulamalarına eleştirel bakan/karşı çıkan akım için kullanılmıştır. “Batı Marksizmi” diyenler de vardır.

Yeni sol’un “genesisi” budur. Ancak daha sonra kendi içinden çok farklı uçlar vermiştir. Batıda ve Türkiye’de bu solun önemli bir bölümü liberalizme yönelmiştir. Artık asıl belirleyicileri liberalizm olduğundan “sol liberalizm” tanımı “liberal sol” tanımına göre daha uygun düşmektedir.

Ne var ki Türkiye pek olmasa bile batı solundan söz ediyorsak tarihsel yeni solun tümüyle sol liberalizme indirgenmesi mümkün değildir. Yeni sol ya da “Batı Marksizmi” sınıfından sayılıp post-modernist ve post-Marksist dalgaya kapılmamış, giderek bu dalgaya teorik ve ideolojik planda ciddi direnç göstermiş Marksistler vardır.

Azdır, ama Türkiye’de de vardır.

Uzatmayalım: Bugün Türkiye’de bir yeni sol tanımlanacaksa, en başta işçi sınıfının tarihsel misyonunun, proletarya diktatörlüğünün ve bu bağlamda gerekli merkezi müdahalelerin reddiyle; ademi merkeziyetçiliğin, yerelciliğin, federatif vb. yapılanmaların sosyalizmin çağdaş formu olarak görülmesiyle tanımlanmalıdır.

Devrimci demokrasi: İlk ikisinden farklı bir düzleme konulması gerekir. Onlar gibi temelde Marksist çıkışlı değildir. Ayrıca kendi başına süreklilik taşıyan, bir dönemden diğerine kendini iç dinamikleriyle yeniden üreten bir çizgiye oturmaz. Tarihsel olarak, toplumsal muhalefetin kabardığı, hareket ve hareketlilik öğelerinin ön plana çıktığı dönemlere özgü, belirli bir teori ve öğretiyle doğrudan bağları olmayan eşitlikçi ve özgürlükçü arayışların siyasal ifadesi sayılmalıdır.

Türkiye’ye bakacak olursak, dün “devrimci demokrasi” dediğimiz de kendi içinde ayrışmış, zamanında kendini bu hareketle özdeşleştirmiş olanların bir kısmı yeni sola intisap ederken ana gövde Marksizme, bu anlamda geleneksel sola yönelmiştir.

Ancak tarihsel bir kategori olarak devrimci demokrasinin bu ayrışmayla bitip tükendiğini söyleyemeyiz.

Çünkü ülkenin geleceğinde ciddi hareketlenmeler, devrimci denebilecek süreçler görüyorsak, bu süreçlerin kendi içinden yeni “devrimci demokrat” eğilimler ve yönelimler üretmemesi mümkün değildir.

Hepsini daha sonra açmak, geliştirmek ve (mümkünse) tartışmak üzere…