Biz mi onu o mu bizi devirdi?



31-12-2016 09:13


Metin Çulhaoğlu

Bu gece 2016 yılını da devirmiş olacağız. Yakın tarihte bu kadar olumsuz çağrışımlarla, adeta lanetlenerek gönderilen başka bir yıl olduğunu pek hatırlamıyoruz.

Evet, bu gece 2016’yı devirmiş olacağız. Ama 2016’nın da giderayak “Ben sizden neler devirdim bir bilseniz” demesi muhtemeldir.

***

“Gençlik” diyoruz… “Gençlik gelecek, gelecek sosyalizm” diyoruz…

Geride kalan 2016’yla birlikte son dönemin genç kuşağı bir yaş daha almış, “gençlik” kategorisinin ucuna doğru bir adım daha atmış olacak.

Bu son kuşak az şey yaşamamıştır.

Üç yıllık bir zaman dilimine sıkışanları şöyle bir düşünelim: Gezi günlerinin coşkusu ve umutları… Her birinin “çok kritik” olduğu söylenen dört seçim… 2015 Haziran’ında tazelenen umutlar ve ardından 1 Kasım’la gelen düş kırıklığı… Patlayan bombalar, yüzlerle ifade edilen can kayıpları… Devletin bir bölgenin insanlarını tümüyle hedef alarak uyguladığı şiddet… İçerde ve dışarda savaş… Darbe girişimi… Toplu gözaltılar, tutuklamalar… Başkentin göbeğinde önemli bir ülkenin büyükelçisinin öldürülmesi…

Hepsi üç yıla sıkışmıştır.

“Muadil” sayılabilecek 1957-1960, 1968-1971 ve 1977-1980 dönemleriyle karşılaştırıldığında pek çok açıdan hepsine “fark atmaktadır”. Dahası, gerek ülkenin geleceğini gerekse bugünkü gençliğin yönelimlerini şekillendirme açısından gerçekten can alıcı önemde bir dönemdir.

***

Gençlik diyorsak, “yeni kuşaklardan” söz ediyorsak, takkemizi önümüze koyup düşünelim.

Bu ülkede “sosyalizm” dendiğinde halen hayatta, ancak genç olmayan kuşaklar, onların temsil ettikleri bir birikim de vardır. Şeceresi 1960’lara gitmektedir. Bir kısmı 12 Mart’ı, çoğunluğu 12 Eylül’ü ve hepsi 80’lerin ve 90’ların direnme, yol arama ve örgütlenme deneyimlerini yaşamıştır.

Dolayısıyla, belirli bir birikimi ve olgunluğu temsil etmeleri beklenir.

Takkemizi önümüze koyup sormamız gereken soru ise şudur: Bu kuşaklar, bu birikim, son üç yıllık “kaotik” dönemin en genç insanlarına ne vermiştir? Eğer işimizin bir yanı Nazım’ın dediği gibi “kendi neslimizi idame ettirme” uğraşı ise, bu alanda nasıl bir performans sergilemiştir?

“Miras” ise aktarabilmiş, “borç” ise ödeyebilmiş midir?

***

“İdealist” değiliz. Konumuz açısından “Tüm ölmüş kuşakların geleneğinin yaşayanların beyinlerine bir kâbus gibi çöktüğü” (Brumaire) kanısında da değiliz. Nihayet, siyasal yaşamda eski kuşakların yenilerine şekil vermede mutlaka sınırlı kalacaklarını bilecek deneyime sahip olduğumuzu sanıyoruz.

Kısacası, ortada bir “olumsuzluk” varsa, bunun tümüyle eskilere fatura edilmesinin haksızlık olacağını söylüyoruz.

Ancak, şunu da ekliyoruz: Özellikle son dönemde, eskilerin yeni kuşaklara aktardığı olumluluklar, aktarılan, yokken var edilen ya da varken deşelenip azdırılan olumsuzlukların gerisinde kalmaktadır.

Bir özeleştiri olarak kabul edilmelidir.

***

Örnekler mi?

CHP ve/ya da HDP ile her tür ilişkiye peşinen “kuyrukçuluk” damgası vurulması…

Herhangi bir kör şiddet eylemi belirli bir taraftan geliyorsa bunun kınanmasının “devlet ağzı” sayılması…

Şu ya da bu parti adını almanın sosyalist hareketin birinci gündemi olarak görülmesi…

Hoşa gitmeyen ne söylenmişse hepsine “Kemalizm’den kopamamışlar” teşhisiyle yaklaşılması…

Milletvekilleri, belediye başkanları vb. tutuklanırken “Sahi şu Hurşit Külter işi ne oldu?” diye sorulabilmesi…

“Kürt sorunu” dendiğinde akla “emperyalizmin oyunları” dışında başka hiçbir şey gelmemesi…

Gençlere “fazla okuyup tartışmayın, savrulur gidersiniz” gibi tavsiyelerde bulunulabilmesi…

Sanki Türkiye büyük “liberal dalga” eşliğinde klasik burjuva demokrasisini geri getirme sancıları çekiyormuş gibi sabah akşam bunlarla uğraşılması…

Bunlar, “1997 kuşağının” kendi başına bulacağı şeyler değildir; ona “aktarılmış”, yokken var edilmiş, varken deşelenip azdırılmış eğilimlerin sonuçlarıdır. Bu anlamda “ölmüş kuşakların geleneği” genç beyinlere bir kâbus gibi çökmüş olmasa bile bozucu etkiler yaratmıştır. Kuşkusuz olumlu aktarımlar da vardır; ancak olumsuz olanlar ağır bastığı sürece ancak “hastalıklı” denebilecek sonuçlarla karşılaşılması kaçınılmazdır.

2016’yı devirdik, evet, ancak onun bizde devirdiklerini görmezsek olmaz.

2017 bu bakımdan umarız “hoş gelir”.