Biraz nefes alalım



15-10-2016 08:15


Metin Çulhaoğlu

İşimiz başımızdan aşkın.

Yetmez ama evetçiler sağda solda hala laf ediyor… Liberal dalga dur durak bilmiyor… Orhan Pamuk, Elif Şafak ve Murat Belge hakkında daha söylenecek çok şey var… Cumhuriyet gazetesindeki yeni yönelimi iyice bir deşifre etmek gerekiyor… Bilmem kim paşa hazretlerinin darbe girişimindeki yeri henüz netlik kazanmadı… CHP’nin ve Kılıçdaroğlu’nun durumu desen yazmakla bitmez… 

Gündemin bu asli ve can alıcı başlıklarına sonra döneriz.

Bu yazıda biraz “teorik nefes” almaya çalışalım.

***

Sosyalizmi dünyamızın geleceği olarak düşünenler, bunun yolları üzerine kafa yoranlar var.

Burada bizdekilerden değil başka ülkelerdeki kimi düşüncelerden söz edeceğiz. 

Ad, adres, kaynak zikretmeden (şimdilik), bu düşüncelere eleştirel bir gözle bakmak istiyoruz.

Başlayalım:

Görebildiğimiz kadarıyla özellikle batı solu, feodalizmden kapitalizme tarihsel geçişin genel esprisini, tahayyül edilen kapitalizmden sosyalizme geçiş döneminde de arama eğiliminde. Oysa öteden beri bilinir: Bir üretim tarzı olarak kapitalizm feodalizmin bağrında gelişip yerleşir, toplumu dönüştürür. Siyasal devrimler (burjuva) ise kapitalizmin önünü açan asıl hamle olmaktan çok malumun ilamıdır. Buna karşılık aynı model kapitalizmden sosyalizme geçişte geçerlilik taşımaz. Çünkü sosyalizm ve ona özgü ilişkiler kapitalist toplumda gelişemez. Dolayısıyla sosyalizme geçişte siyasal devrimin özel önemi vardır; asıl ön açıcı olan odur…

Yoksa böyle değil midir?

Bizce böyledir. Günümüz bir yana geleceğin dünyasında da kapitalizmin kendi iç dinamiklerinin, yaratacağı “yeni toplumun” kendiliğinden sosyalizmi çağıracağı düşüncesi bir fanteziden ibarettir.

Yani, sosyalizme giden yolda siyasal devrimlerin önemi, iktidarın ve devletin fethi zorunluluğu, gündemden hiç düşmeyecektir.   

20. yüzyıl başlarında kapitalizmin tekelci aşaması sosyalizme “ben bittim, hadi artık sen gel” demiyordu; sadece, olası bir sosyalist iktidara yapacağı kimi işleri kolaylaştırabilecek bir üretim yapısı ve örgütlenmesi sunuyordu. Günümüze gelirsek; ileri teknolojileriyle, iletişim ve ağ imkânlarıyla vb. günümüz kapitalizminin sosyalizme “yumuşak geçiş” davetiyesi çıkardığı falan yoktur.

Olacaksa, yine siyasal devrimle, devletin fethiyle olacaktır.

Aradan yüz yıl geçmiş olsa da bu bağlamda değişen bir şey yoktur.

***

Batı solu bir de fazla “küreselcidir.”

Burada küreselleşme denilen sürece büyük umutlarla bakanları, bundan çok şey bekleyenleri değil, analiz, kurgu ve tahayyülde küresel ölçeğin altına inmeme durumunu kastediyoruz.

O zaman peşinen söyleyelim:

Analizlere dünya ölçeğinden başlanmasında hiçbir sakınca yoktur…

İnsanların sosyalizmi dünya ölçeğinde tasavvur etmelerinde de sakıncalı bir yan yoktur…

Ancak, “Dünya topyekûn belirli bir rotaya girmeden tek tek ülkelerde hiçbir şey yapılamaz” düşüncesi, sonunda edilgenliği de beraberinde getirebilecek bir yöntem hatasıyla maluldür.

Anlatmaya çalışalım:

Ne kadar iyi düşünülmüş, rafine edilmiş olursa olsun bir “küresel vizyon”, günümüzün direngen gerçeği olarak ulus devletler bağlamında hiçbir ülkeye o incelik ve tamlıkla yansıtılamaz.  

Genelden özele (soyuttan somuta) ve özelden genele (somuttan soyuta) uzanan yöntemlere daha önce değinmiştik (“Yeni olandan ürkmek yerine”, İleri, 26 Nisan 2016 http://ilerihaber.org/yazar/yeni-olandan-urkmek-yerine-53746.html). Bunlardan ilkiyle ilgili bir uyarı da Lukács’tan: “Genelden özele uzanan yolda mekanik bir biçimde genel yasaların doğrudan geçerliliğine fazla değer biçme ve fazlasıyla doğrudan bir uygulamayla olguları çarpıtma tehlikesi elbette vardır…” (G. Lukács, Varlıkbilimine Doğru II Marx, çeviren: Ayşen Tekşen, Payel 2013, s. 127).

Genelden özele giden yolla özelden genele giden arasında her zaman “gri” bir alan bulunur. “Günümüz dünyası şöyledir” diye başlarsınız, devam edip bir noktaya kadar gelirsiniz; sonra özelden genele, ülkenin güncel durumundan yukarılara çıkarsınız ve yine bir sınıra gelip dayanırsınız. İki nokta hiçbir zaman birbiriyle tam buluşmaz; “gri alan” bu buluşmayı engeller.

İşte, özgül bağlamlı devrim teorisi de, Leninizm de, devrimin kendisi ve nihayet sosyalizm de bu gri alandan çıkacaktır.   

Gerisi lafügüzaf olmasa bile zihin egzersizidir.