'Yeni Faşizm'e karşı devrimci siyaset ve devrimci eylem...



18-09-2020 00:37


Onur Emre Yağan

Yüzlerce kitap yayınlandı, konferanslar yapılıyor, belgeseller çekiliyor... Hatta insan, (özellikle David Attenborough'un seslendirdiği belgeselleri izledikten sonra), feveran içinde sokakları dolaşarak, “Gezegenimiz yok oluyor ey yurttaşlar! Her şeyi bir kenara bırakıp dünyayı kurtaralım.” diye feryat etmek istiyor bile olabilir.

Mevsimler ve kıtalar arasındaki sıcaklık farkları değişiyor, yağışlar düzensizleşti, orman yangınları artıyor, deniz seviyeleri yükseliyor, tatlı sular azalıyor, çöl alanları genişliyor, biyolojik çeşitlilik ve canlı türleri tükeniyor. Bilim insanları, ekolojik yıkımın dünyada gıda üretimini yüzde 30 ila 70 oranında etkileyebileceğini, kutuplardaki buzulların 50-100 yılda tamamen eriyebileceğini tahmin ediyor.

Bunların hepsi gözümüzün önünde oluyor, inkar edilemeyeceğini düşündüğümüz gerçekler olarak zihnimizde yer ediyor.

***

Peki durum böyleyken, dünyanın teknoloji ve bilgi kaynağı açısından en gelişmiş ülkesinin başkanı olan Donald Trump'ın, “Küresel ısınma tersine dönecek, bilimin bunu gerçekten bildiğini sanmıyorum, dünya soğuyacak, sadece izleyin.” demesinin bir açıklaması olması gerekmez mi?Gerçeğin ters yüz edildiği, bilimin yerine yalanın ve zırvanın apaçık halini insanların resmi görüş olarak benimsediği kara bir tabloyla karşı karşıya olmak gerçekten şaşırtıcı değil mi?

Bu sistemik dönüşüme başka bir açıdan bakalım; dünyanın farklı coğrafyalarındaki birçok devlet liderinin kendi partisi dışındaki partileri devre dışı bırakması, basın organlarını baskı ile ele geçirip devasa medya gücüne ulaşması, “Afrika bizim kapılarımızı kırıp içeri girmek istiyor” benzeri birçok söylem üreterek yabancı düşmanlığını körüklemesi tesadüf olabilir mi?

Veyahut, Türkiye'de İçişleri Bakanı olan kişinin milletvekillerini, gazetecileri, Anayasa Mahkemesi Başkanı'nı açık hedef göstermesi, tecavüz suçlularını savunması, söylemindeki şiddeti tekrar ve tekrar ortaya koyması sadece bir hezeyan olarak görülebilir mi?

Onlarcasını sayabileceğimiz, dünya genelinde yaygınlaşan benzer örnekleri, kapitalizmin olağan akıl dışılığıyla, kâr hırsıyla veya bireylerin iktidar tutkusuyla açıklamaktan biraz daha fazlasına ihtiyacımız var.

Önceki iki yazımızda** değinmeye çalıştık; neoliberal kapitalist sistem, dünya genelinde “yeni faşizm” olarak tanımlanan bir dönemin içindedir. Türkiye dahil birçok ülke, iktidar anlayışını ve toplumsal-siyasal yapıyı yeni faşizme uygun biçimde inşa etme (yerleşik kılma) çabasındadır ve dolayısıyla hayret uyandıracak, akıllara ziyan sayılacak her örnek bir farkındalıkla, tercih edilerek hayata geçirilmektedir. Öyleyse, Tayyip Erdoğan'ın, Süleyman Soylu'nun ya da devletin diğer yöneticilerinin, çeşitli kesimlerden ve farklı düşüncelerde olan insanları hedef göstermesi, Türkiye'de inşa edilmeye çalışılan faşist diktatoryanın toplumsal tabanını oluşturmak, güçlendirmek, keskinleştirmek için yapılan bilinçli eylemler olarak görülmelidir.

Artık kapitalist iktidarların zembereği; kimi hayali amaçlara “milli birlik ve beraberlik”le ulaşılabileceğini söyleyen, başka güçlere gözdağı vererek fetihçi anlayışı yaygınlaştıran, hayatta kalmaya çalıştıkça terörü artıran, üzerindeki sosyal yükleri çekinmeksizin atmış ve isterse işçileri zorla çalıştırabilecek olan “yeni faşizm”dir...

***

Gelgelelim belirli bir kesinliği ve sivriltmeyi de içeren bu saptama, muhalefet güçlerinin tamamının ve sol-sosyalist hareketlerin politik programlarını ve mücadele yöntemlerini de belirleyecek bir olgu olarak kabul edilmelidir.

Bununla birlikte, fotoğrafın bütününe baktığımızda dikkat çekici bir noktaya daha değinmeliyiz; toplumun önemli bir kesiminin, içinde yaşadıkları sistemle ve bu sistemin ürettiği değerlerle çatışmaya başlaması, hakim siyasal-toplumsal uygulamalara itaat etmeyi reddedip isyan etmeyi, -henüz süreksiz de olsa- başkaldırıyı benimsemesi, ihtimallerle açıklanabilecek bir durum, bir rastlantı değildir. İlahların takdiri veya bir anlık yanılsama olarak da görülemez.

Kapitalist iktidarların otoriter-faşist politikalarına karşı çıkan, çürümüş toplumsal yapıyı ve miadını doldurmuş bir ekonomik düzeni tarihten temizlemek için devrimci siyaset-devrimci eylem arayışında olan büyük kitleler ve sistem karşıtı toplumsal hareketler de ortaya çıkmaktadır. Geleceksiz ve güvencesiz işçilerin hak mücadeleleri, toplumsal cinsiyet eşitsizliğine karşı mücadele, ekolojik yıkıma karşı mücadele ve ırkçılığa karşı direniş sistem karşıtı toplumsal hareketlerin öne çıkan örnekleridir örneğin. 

***

Şimdi sözü faşizmi yenecek ve sistemden tam kopuş anlamına gelen devrimci siyaset-devrimci eylem ihtiyacına getirmişken, bu yazının asıl derdini ortaya dökebilir, sosyalist hareketin sürece yaklaşımına dair kimi değerlendirmelerde bulunabiliriz.

Bir kısmı daha önce de yazılmıştı;

Birincisi, Türkiye'de sol-sosyalist hareketin sistemle çatışma halinde olan toplumsal dinamikleri güçlendirme ve yeni faşizme karşı mücadeleye öncülük etme misyonuyla ortaya koyacağı devrimci siyasetin tayin edici bir önemi olacaktır. “Devrimci siyaset” ve “devrimci eylem” ihtiyacının; “AKP nasıl olsa gidecek, sonra iktidar bizim elimize geçecek” diye sakince bekleyen ve bir yandan da (yeni iktidarlarında) bakanlık, belediye başkanlığı, milletvekilliği hesabı yaparken, “Mustafa Kemal mi, Atatürk mü” diye birbirine giren CHP'liler tarafından giderilmesi beklentisinin bir yanılgıyla sonuçlanması kimseye sürpriz olmamalıdır.

Öte yandan, Selahattin Demirtaş'ın derli toplu ifade ettiği, “geniş tabanlı demokrasi ittifakı” benzeri öneriler, AKP iktidarını sandıkta yenilgiye uğratma şanşı olan fakat bununla birlikte Akşener'li, Babacan'lı bir düzen içi çözüm arayışını da güçlendiren özellikler taşıdığı için kusurludur. Siyasette devrimci bir dönüşümü ve düzenden kopuşu değil liberal ortalamacılığı, ürkek bir reformculuğu savunduğu için yetersizdir. “Çağdaş bir anayasanın yapılması”, “güçlendirilmiş parlamenter sistem kurulması”, “yargı bağımsızlığının sağlanması”, “medya ve ifade özgürlüğü” gibi talepler yeni faşizme karşı mücadelede elbette birlikte hareket etmenin ya da Demirtaş'ın ifadesiyle “geniş tabanlı” bir ittifakın gerekçeleri olabilir. Ancak faşizmin ve AKP'nin ülkede yarattığı yıkımın bütünüyle ortadan kaldırılması, eşitlikçi, özgürlükçü, devrimci bir iktidarın kurulması ve daha ötesi yeni bir medeniyetin inşası için çözüm olma kudretinden uzaktır.

Tarih eğer çevrimlerden ve oklardan meydana geliyorsa, CHP ve Demirtaş'ın pozisyonu tarihin çevrimine denk düşmekte ve bir döngüyü ifade etmektedir. Yani çiftçilerin toprağı her defasında sürmesi, ailelerin üreme döngüleri gibi kapitalizmin kendisini tekrar kurmasına hizmet edecek bir konumda durmaktadırlar. “Öte yandan tarihin okları, yeniliğin doğrusal ilerlemesi, evrim ve kimi zaman da devrim demektir”* Söz konusu ettiğimiz devrimci siyaset ve devrimci eylem tarihin oklarıdır.

İkincisi, faşizme karşı mücadele sadece parlamento ve etkisiz sokak eylemleri marifetiyle başarılamaz.

İtalya'da ve Almanya'da faşizmin egemen olmasından hemen önce ve Mussolini ile Hitler'in iktidarlarının ilk yıllarında öncelikle parlamento ve sokaklar yozlaştırılmış, yenilgiye uğratılmıştır. Türkiye'de ve dünyanın birçok ülkesinde insanlığın benzer bir saldırıyla karşı karşıya olduğunu söyleyebiliriz.

Sosyalist hareketin parlamento ve sokağın yozlaştırılmasına karşı kavga vermesi, bu alanları faşizme karşı mücadelede devrimci siyasetin temsil edildiği kurumlara dönüştürerek faşist psikolojinin yaygınlaşmasının önüne geçmeyi hedeflemesi ve asıl mücadeleyi sistem karşıtı toplumsal hareketler içinde büyütmesi gerekmektedir.

Üçüncüsü, faşist rejimlere karşı mücadelede başarıya ulaşmak için sistem karşıtı toplumsal hareketlerin birbiriyle ilişkilendirildiği bir ortak mücadele platformu inşa edilmelidir. Bu elbette kendi gücünün ötesinde bir kuvvete ihtiyaç olduğunu kabul etmek ve faşizme karşı mücadelede “cephe kurmak”, “birlikte hareket etmek” fikrine de açık hale gelmek demektir. Sosyalistlerin bu ortak mücadele zemininde nitelikli bir yere yerleşmesi, devrimci siyasetin üstün kılınması ve işçi sınıfının merkeze konduğu geniş bir emekçi hareketi yaratılması hedef olarak belirlenmelidir.

Sosyalistlerin toplumsal hareketler içinde yer alması, bu hareketler içinde yön ve hedef belirleyecek ağırlığı kazanması ve devrimci siyasetin başat hale getirilmesi... AKP'nin sandıkta kaybetmesi için değil belki, fakat Türkiye'de faşizme karşı mücadelenin başarıya ulaşması için ve kapitalistlerin eski düzeni yeni diye toplumun karşısına çıkararak sistemi yenilemesinin önüne geçecek yegane çözümdür.

-----------------------------

* Neil Faulkner-Marksist Dünya Tarihi, Yordam Kitap, s.113

** https://ilerihaber.org/yazar/yeni-fasizm-ve-turkiyenin-direnis-hatti-116772.html

https://ilerihaber.org/yazar/rejimin-gomlek-degisimi-otoriterizmden-fasist-diktatoryaya-115988.html