Kız Kardeşler: ‘Besleme’ olgusu üzerinden toplumsal, cinsel ve sınıfsal eşitsizliklere bakış



14-09-2019 00:12


Kaya Özkaracalar

Yakın dönem Türkiye sinemasının en dikkate değeryönetmenlerinden Emin Alper’in merceğini taşradaki “besleme” uygulamasına çevirdiği yeni filmi Kız Kardeşler, dün (Cuma) yerli sinemamızın “bağımsız” mecrasındaki çok az filmin ulaşabildiği bir olanakla UIP dağıtımı üzerinden nispeten yaygın bir ölçekte, 37 şehirde toplam 100’den fazla salonda izleyici karşısına çıkarak vizyona girdi. Alper’in her ikisi de son derece kalburüstü çalışmalar olan önceki filmlerinin, Tepenin Ardı (2012) ve Abluka’nın (2015) sırasıyla, yalnızca 14 ve 25 salonda gösterim şansı bulmuş olduğu anımsanırsa Kız Kardeşler’in yakaladığı olanağın çapı daha iyi anlaşılabilir. Bu, yerli sinema açısından kuşkusuz olumlu bir gelişme ve umarım hem karşılığını bulur, hem de daha sonra başka “bağımsız” filmler için de yinelenir.

Abluka ile Kız Kardeşler arasında uzunca sayılabilecek bir süre geçmiş olmasının sebepleri arasında “barış için sinemacılar” bildirisine imza atmış olan Alper’e Kültür Bakanlığı yapım desteği verilmemiş olması da muhtemelen yer alıyor. Sinemamızın en önemli yetenekleri arasında yer aldığı yadsınamayacak Alper’in yapım öncesinde uğradığı bu büyük haksızlık, Türkiye’de sinema-devlet ilişkisindeki (çok sayıdaki!) kara lekeden biri olarak tarihteki yerini çoktan aldı. Kız Kardeşler, bu yıl dünya prömiyerini yaptığı Berlin Film Festivali’nde ana yarışmaya seçilmiş, ardından Türkiye prömiyerini yaptığı İstanbul Film Festivali’nde En İyi Film dahil beş ödül kazanmıştı.

Alper’in bu yeni filmi, kasabaya besleme olarak gönderilmiş küçük bir kızın geri yollandığı köydeki evine dönmesiyle açılıyor. Bu kızın büyük ablası da geçmişte farklı bir sebeple benzer bir deneyim yaşamıştır, üstelik yine besleme olarak gönderilmiş ortanca abla da bir müddet sonra geri yollanır ve üç kız kardeş böylece tekrar bir araya gelmiş olurlar. Film boyunca bu kardeşlerinbesleme olarak gönderildikleri evlerden geri yollanmalarının arka planına dair tam olarak net ve kesin bilgiler izleyiciye verilmese de, bu konularda birer fikir ediniliyor; besbelli işin içinde muhtemel taciz vakalarından muhtemel baştan çıkarma vakalarına dek pek çok ‘netameli’ durum söz konusu. Ancak Kız Kardeşler’in çarpıcı yanı, bu genç bireylerin besleme olarak yaşadıkları deneyimlerin trajedisini yansıtması değil, tüm olan bitene karşın yine de besleme olabilmek için kendilerine bir şans daha verilmesini istemelerindeki asıl can yakıcı trajediyi duyumsatması. Besleme olarak kasabada yaşamaya başlayabilmek, köy hayatından kurtulup kendilerine yeni bir hayat kurabilmeleri için tek olanak olarak görünüyor onlara.

Alper bu bağlamda anlatısına bir yan karakter olarak kasabada kendisine bir iş verilmesi için sürekli talepkar olan çoban Veysel’in öyküsünü de katarak benzer bir durumun yalnızca genç kızlar/kadınlar için söz konusu olmadığını, yani ortada yalnızca toplumsal cinsiyet ekseninde değil, sınıfsal eksende de bir çelişki, ezilmişlik olduğunu ortaya koyuyor.

Kız Kardeşler’de Alper yalnızca anlatısının ana gövdesindeki bu yapı dolayısıyla değil, belirli bir sosyal çevreyi ve o çevredeki yaşamı, karakterleri çok yönlü, sahici olarak betimleme açısından çok büyük bir ustalık sergiliyor. Filmin kalburüstü oluşunda tüm oyuncuların çok başarılı performanslarının da payı yadsınamaz.

Öte yandan Abluka’da olduğu gibi Kız Kardeşler’de de anlatının bağlanışı-Abluka’dan(*) çok farklı neden ve biçimlerde olsa da- kanımca sorunlu ya da en azından doyurucu değil.

Bu noktaya gelmeden önce filme dair yurtdışındaki eleştirilerde de dile getirilmiş bir başka konuya kısaca değinmek istiyorum: Kız Kardeşler’inbazı açılardan Nuri Bilge Ceylan sinemasını andırması/anımsatması, aslında Ceylan’ın temel esin kaynaklarından olan Çehov edebiyatından esinlenmesinden kaynaklanıyor. Kuşkusuz Çehov’dan esinlenmek her sinemacının doğal hakkı ve bu olanak, ilk esinlenenin tekelinde olmak durumunda değil. Ancak Kız Kardeşler’in bazı mizansen ve hatta diyaloglarında Çehov esinlenmesi dolayımındançok daha öte bir durum da söz konusu. Özellikle ateş başında kasabalı doktorun Veysel’e yönelik eleştirel sözleri, Ceylan başyapıtı Uzak’ta (2002) fotoğrafçı başkarakterin akrabasına yönelik bir repliğiyle içerik olarak aynı. Burada Alper sinemasından Ceylan sinemasına bir ‘saygıyla selam gönderme’ (homage) var diyelim.

Az yukarıda değindiğim noktaya, Kız Kardeşler’in anlatısının bağlanışının doyurucu olmayışına dönecek olursam, kastettiğim yalnızca filmin ‘finaline’ dair bir eleştiri değil. Kanımca Kız Kardeşler son çeyrekte, trajik bir kazanın anlatıda yer aldığı andan itibaren, bir miktar dağılıyor; ana gövdesindeki meram ve dil tutarlılıklarını terk ediyor. En sonundaki “masal” muhabbetinin hem kendisi, ama asıl mizahi ambians içinde filme getirdiği hafiflik ise “bu mu yani?” hissi bırakıyor, en azından farklı duyarlılıkları ve dolayısıyla farklı beklentileri olan izleyici konumları nezdinde. Ancak bu defo yine de Kız Kardeşler’in yılın en dikkate değer yerli filmlerinden biri olarak beyazperdede izlenme şansının kaçırılmaması gerektiğini değiştirmiyor.

(*) Bu köşede Abluka hakkında yayınlanmış eleştirim için bkz.: https://ilerihaber.org/yazar/direnen-varoslarin-karanligin-kalbi-olarak-temsili-31661.html