Şili: Neoliberalizm doğduğu yerde ölüyor mu?

"Şili’de eylemlerin sonucunun ne olacağını şimdiden kestirmek güç. Ancak Venezuela’da Maduro iktidarının ABD’nin saldırılarına karşı görevinde kalması, Küba’ya son dönem artan saldırıların yine sonuçsuz kalması, Meksika’da hem AMLO iktidarının halkçı politikaları hem de EZLN’nin toparlanma evresine girmesi, bölgenin ekonomik, demografik ve coğrafik anlamda en büyük ülkesi Brezilya’da Bolsonaro’nun kadınlara, yerlilere, emekçilere saldırılarına karşı bir direniş evresine girilmesi son dönem bir gerileme yaşayan bölge solu için yeni bir umut kaynağı haline geldi..."



23-10-2019 13:03

Özgür Yılmaz

Şili’de metro biletlerine yapılan zamlardan sonra başlayan protestolar, ülkemizde büyük ilgi gördü. Başkent Santiago de Chile’de bulunan Banco de Chile (Şili Bankası) ve enerji şirketinin binaları ateşe verildi, televizyonlar barikat ateşlerine atıldı… Şili’de yaşananlar, Latin Amerika’da bugün yeni bir isyan dalgasının habercisi olabilir.

Latin Amerika’da 2000’li yılların başında ortaya çıkan sol popülist iktidarlar, Venezuela Devlet Başkanı Hugo Chávez’in ölümü ile eş zamanlı olarak çeşitli sebeplerle güç kaybetmeye başladı. Latin Amerika için bir seçim yılı olan 2018’de Şili’de Sebastián Piñera, Brezilya’da Jair Bolsonaro, Ekvador’da Lenín Moreno gibi sağ popülistler iktidara geldi. Bu seçim yılının tek kazanımı ise Meksika’da solcu Andrés Manuel López Obrador’un (AMLO) iktidara gelişiydi. Latin Amerika’da solun gerileyişi ve emperyalizmin saldırıları Venezuela’da yaşanan darbe ile bir başka boyuta ulaştı. Görevden alınan ABD Ulusal Güvenlik Danışmanı John Bolton’ın özel bir çaba sarf ettiği üç ülkeden (Küba, Nikaragua, Venezuela) biri olan Venezuela’da, Ulusal Meclis Başkanı Juan Guaidó kendini devlet başkanı ilan etti. ABD, Kanada ve Brezilya başta olmak üzere birçok ülke ise Guaidó’yu tanıdı.

Bu noktada, Erdoğan Gün’ün de İleri Haber’deki yazısında belirttiği üzere, ABD sermayesi yeni kavga alanlarını Uzak Asya ve bir süredir “ilgilenemediği” Latin Amerika olarak belirlediği tespiti yapılabilir.

Gelelim Şili’ye… Şili, Latin Amerika’da mücadelenin kesintisiz sürdüğü ülkelerden biri. 1973’te Salvador Allende’ye yapılan askeri darbeden sonra “neoliberalizmin laboratuvarı” haline gelen Şili’de halka yönelik saldırılar hiç durmadı. Ancak 1988’de gerçekleşen ve Augusto Pinochet’nin görevden ayrılmasına yol açan referandumdan sonra mücadele yine ivme kazandı. Arjantin’de 2001 Krizi olarak bilinen ve 10 günde 3 başkanın görevi bıraktığı halk ayaklanması, Chávez’e yönelik gerçekleşen ve halkın iradesiyle başarısızlığa uğrayan darbe girişimi ve 2002’de Brezilya’da iktidara gelen İşçi Partisi ile birlikte Şili’de de 2006 yılında neoliberal kesinti paketine karşı, öğrencilerin öncülüğünde büyük gösteriler yaşandı. Şili’de yine kesinti paketlerine karşı 2011’de de kitlesel eylemler gerçekleşti.

Bugün yaşananlar ise, yukarıda sözünü ettiğimiz sağ iktidarların bölgedeki ekonomik planlarının bir yansıması. Sol iktidarların (belli noktalarda eleştirilse de) bölge halklarına getirdiği ciddi ekonomik katkılar söz konusu. Bu iktidarlardan en çok eleştirilen Brezilya’daki Lula döneminde bile ‘Bolsa Família’ isimli paketle birlikte, yoksulluk ciddi anlamda azaldı. Ancak sözünü ettiğimiz sağ iktidarlar bu kazanımların tasfiyesiyle birlikte, emekçi halka karşı saldırılarını daha da yoğunlaştırdı. 2019 başında Haiti ile başlayan ve yıl ortasında Honduras ve Ekvador’la devam eden neoliberal kesinti paketlerine karşı eylemler şimdi de Şili’ye sıçradı. Şili’de yaşanan protestolarda hayatını kaybedenlerin sayısı 22 Ekim itibariyle 17’ye yükseldi. Daha sonra Devlet Başkanı Piñera yaptığı açıklamayla “Eylemlerden gerekli mesajın alındığını” söyledi. Bunun yanı sıra, 1988’den beri ilk kez ordu sokaklara indi, eylemcilere saldırdı. Şili’de kitle örgütleri bugün (23 Ekim) ve yarın genel grevde olacaklarını ilan etti.

Şili’de eylemlerin sonucunun ne olacağını şimdiden kestirmek güç. Ancak Venezuela’da Maduro iktidarının ABD’nin saldırılarına karşı görevinde kalması, Küba’ya son dönem artan saldırıların yine sonuçsuz kalması, Meksika’da hem AMLO iktidarının halkçı politikaları hem de EZLN’nin toparlanma evresine girmesi, bölgenin ekonomik, demografik ve coğrafik anlamda en büyük ülkesi Brezilya’da Bolsonaro’nun kadınlara, yerlilere, emekçilere saldırılarına karşı bir direniş evresine girilmesi son dönem bir gerileme yaşayan bölge solu için yeni bir umut kaynağı haline geldi. “Neoliberalizmin laboratuarı” Şili ise bu anlamda, neoliberalizmin öldüğü yer olma yolunda da ilerliyor.