Dostları ve yoldaşları Utkan Adıyaman'ı anlatıyor

Mayıs ayında kaybettiğimiz Utkan Adıyaman'ı doğum gününde dostları ve yoldaşları anlatıyor.



04-08-2019 12:50

İleri Haber - Bugün TİP Merkez Komitesi üyesi ve İşçi Bürosu Sekreteri Utkan Adıyaman'ın doğum günü. Zamansız biçimde aramızdan ayrılan Utkan Adıyaman'ın doğum gününü kutlayan dostları ve yoldaşları düşüncelerini paylaştı.

Çocukluk arkadaşlarından meslektaşlarına, yoldaşlarından komşularına kadar birçok yakınının katkıda bulunduğu kutlama mesajlarını İleri Haber okurlarıyla paylaşıyoruz.

Özgür Urfa
Tam 20 yıl olmuş tanışalı Utkan’la ve sosyalizm mücadelesiyle. Lise sıralarında gencecik insanlardık henüz yoldaşlığa başlayalı. Abecesini onunla okumuştum sosyalizmin, ilk kez. Ve sonra daha nicelerini. İlk eylemimizi lise sıralarında okulda yapmıştık hep beraber. 1 Mayıs'ın "tatil" olmadığı yıllarda okulu kırarak giderdik kızıl bayraklarımızla yürüyüşlere.

O yıllardan bugünlere neredeyse hiç ayrılmadan yoldaşlık edebildik birbirimize. Ne mutlu ki, bugün ne biliyorsam mücadeleye dair birçoğunu Utkan’la öğrendim, Utkan'dan öğrendim.

Birlikte yürüdük hep inandığımız güzel günler için. Biz belki birlikte göremedik ama gözün arkada kalmasın, Ayşe Ada ve Ali Aslan tutacak Barış'ın ellerinden ve bizim yerimize de selamlayacaklar doğacak kızıl güneşi hep beraber


Hüseyin Ağçal
Yoldaş kelimesinin en çok anlamını bulduğu kişidir Utkan Adıyaman.
Düşünsel anlamda ürettiği fikirleri sonuna kadar savunur ve hayata geçmesi için herkesten çok emek verirdi.

Yanında bir kişi mücadeleden geri düşse her şeyi bırakıp onunla can cana vermezse uyuyamayacak kadar yoldaş, moralin bozukken aradığında “hemen görüşmemiz lazım” diyecek bir arkadaştı.

Dostluğun, arkadaşlığın ve yoldaşlığın vücut bulduğu ender insanlardan biridir, Utkan.

Lisedeki heyecanlı halinden, depremden sonra Yalova’da yardım çadırındaki büyümüş haline üç ayda geçmişti. Üniversitede üretkenliği ve örgütçülüğüyle sivrilmesi, okulu bırakıp tekrar sınava girmesi, arada temizlik işçilerinin örgütlenmesi için Hilton otelinde çalışmaya başlaması, iki ay sonra İstanbul Üniversitesi Eğitim Fakültesi’ni kazanması, hayatın hızlı akması mı yoksa Utkan’ın koşması mıydı?

Genç yaşta okuyan, üreten ve öğreten bir  ulu çınar olmayı başarmış insandı Utkan.


Gülşah Durmaz
Canım dostum Utkan’ım. Sana olan duygularımı ifade etmek için ne yazsam yetersiz kalacak biliyorum. Seninle geçirdiğim zamanlar çok anlamlı çok değerliydi. İyi ki seni tanıma fırsatı bulan şanslı kişilerden biriyim. Her daim kalbimdesin. Seni çok seviyorum.


Erkan Altuner
Ne yaz sıcağı, ne iş yorgunluğu...

Güzel bir insanın, vefalı bir dostun, samimi ve yürekli bir yoldaşın ardından yazmanın ağırlığı altında eziliyor bedenim, aklım ve yüreğim. Ne çare ki yazılacak. Süslü kapaklı kitaplardaki afili cümleler gibi değil, çalakalem, hiç çekinmeden berbat yazımla kenara iliştirilmiş notlar gibi hayatın içinden sesleniyorum Utkan, sana. Az acı yaşadım senin yokluğun gibi, az çaresiz kaldım sana hastanede veda ederkenki gibi, hayatımda çok az "şimdi ne yapacağım" diye sordum kendime çark başağı tabutuna iliştirirken... Kim aklımız karıştığında her şeyi yerli yerine koyacak, kim kavganın ortasında yürek gıdası olacak, kim umutsuzluğa meydan okuyacak senin gibi. Daha yıldıramamıştın anlata anlata Ereğli'yi, köyünü, deresini, ovasını, taşını, tarlasını. Ne çok severdin anlatmayı oysa. Sayende gitmeden oralı olduk.

Tek güzel bir şey var: Hayatımızdan geçmenin mutluluğunu yaşıyorum. Hani doğum günümde bana gönderdiğin şiir vardı ya, ben hep şurasına ağlıyorum...

"ikimiz iki dağdan
iki hırçın su gibi
akıp gelmiştik
buluşmuştuk bir kavşakta
unutmuştuk ayrılığı
yok saymıştık özlemeyi
şarkımıza dalmıştık
mutluluk mavi çocuk
oynardı bahçemizde..."

Doğum günün kutlu olsun yoldaş...


Kutsal Hasan Çoğal
Şu anda yaşadığımız her an, yaptığımız her şey aklımdan geçiyor.

O'nunla en son 1 Mayıs dönüşünde Sarıgazi merkezde görüştük. Tokalaştık, öpüştük ve ayrıldık. Tabi sonradan değerlendirmek üzere. Değerlendiremedik.

1 Mayıs'tan 2 gün önce telefonla konuştuğumuzda "senin çevren geniş, bir silkele de sayı artsın, gözünü seveyim Hasan" dediğini harfi harfine, O'nun sesiyle hatırlıyorum.

Sarıgazi'de ne yaptıysak birlikte yaptık, ne yapamadıysak birlikte yapamadık. Bunu gönül rahatlığıyla söyleyebiliyorum.

Mücadelenin geleceğine dair, bu geleceğin örgütlenmesinin örgütüne dair fikirlerini biliyorum. Hemen hemen aynı düşünüyorduk, bu düşünceleri şekillendirmemde katkısı büyük oldu.

Benim için en acısı ise; neredeyse 5 sene her an birlikte, aynı semtte, aynı birimde olmamıza, birçok şeyi birlikte göğüsleyip, birlikte yenilip birlikte kazanmamıza rağmen hiçbir şey yapmamışçasına eksik hissetmem.

Bu eksik hissediş her an benimle olacak gibi geliyor. Tıpkı Utkan Hocadan yaşam ve mücadele adına öğrendiğim her şey gibi.

Çok uzatmadan son bir cümle: O'nu her haliyle, yaşamımın her alanında özleyeceğimi biliyorum


Battal Pekgüzel
Aldığın görev sorumluluğunu ve kararlılığını bundan 4 yıl önce gece yarısı Çekmeköy'de “abi şu dernek için acil bu akşam yer bulmamız gerekiyor” deyişini hiç unutmuyorum ve o akşam da bulmuştuk


Mehmet Adıgüzel
Utkan yoldaşı anlatmak... Utkan birçok özelliğinin yanında bende başarı odaklı yaşam anlayışı olarak özetleniyor. Tanımaktan mutluyum; çaresizce kaybetmek çok acı verdi.

Unutmayacağız, unutturmayacağız. Bir yanıyla artık Çekmeköylü oldu diyerek bitireyim.


Erdoğan Tunç
Utkan birlikte geçirdiğimiz her bir zaman diliminin bir anıya dönüştüğü nadir dostlardan biriydi. Bu tamamen onun sıra dışı hayat enerjisi ve çok renkliliğiyle ilgiliydi. Tanıştığımızda saatlerce dinlemekten bıkmadığı bir şarkısı vardı. O şarkıyı dostlarının dinlemesi için çok dil dökmüş, sonunda çok sevdiği şarkıya yeni taraftarlar bulmayı başarmıştı. Bir gün yeni okuduğu bir romanı heyecanla önermiş, 1 yıl önce okuduğumu söyleyince de ona önermediğim için sitem etmişti.

Hayattan tat aldığı her şeyi sevdikleriyle paylaşmak onun için büyük mutluluktu. Bir hikayeyi, bir kurgusunu paylaşırken sizin önerilerinizi çok önemser, her bir öneriyi hikayesine ekledikçe heyecanı ve mutluluğu katlanırdı. “Tamam, bu iş oldu” sözü ile herkesi bu heyecana ortak ederdi. Kah sizden bir öneri alırken, kah bir sıkıntınızı sorarken, kah keşfettiği yeni bir dünyayı sizinle paylaşırken dostluğunuzun o anda nasıl pekiştiğini hissederdiniz. Ortak bir tanıdığa denk geldiğimde onunla çok yakın arkadaşız demenin övüncünü duyardım. Bu yönleriyle gelecekten dünyamıza gönderilen bir elçi gibiydi. Ve gelecekte bir yerde,  insanların özgürce yaşayacağı bir dünyada bizi bekliyor olacak.


Çetin Kılıç
Adı: YAMAN

Bugün 4 Ağustos. Utkan kardeşimin doğum günü. “Birkaç bir şey yazar mısın sen de?” dediler. Önce burkuldum, içimi bir acı sardı, sonra gelip yüreğime çöktü. Oturdum ağladım çocuk gibi.

Nasıl olacaktı ki, nasıl sığdırabilirdim ki kardeşimi bir kaç cümleye. Roman yazsam kardeşliği bir cilt, yoldaşlığı bir cilt, öğretmenliği belki üç  beş cilt; ha bir de babalığı var ki, sadece Ada’nın babası için on beş cilt yazmak lazım, bir o kadar da Aslan için yazmak lazım. Ama bir de eş’ti o, Işıl’ın eşi. Sanırım tüm bunları yazmaya bir ömür yetmez.

Bu yazıyı okuyan herkesin en az benim kadar üzgün olduğuna eminim. O yüzden üzüntü ve acı dolu cümleleri uzatmak istemiyorum. Bir anımı paylaşmak istiyorum kısaca.

‘Ne oldu gene ne söyleniyorsun’ dedim.
‘Abi delireceğim ya, çocuğa adımı öğretemiyorum gitti, şaka gibi’ dedi
‘Nasıl yani, çocuk senin adını bilmiyor mu okul açılalı iki ay oldu’ dedim
‘Abi çocuğa adımı sormuş babası, o da Yaman demiş. Babası gelmiş okulda Yaman öğretmeni arıyor’ diye devam etti.
Ben başladım katıla katıla gülmeye, azıcık toparlayınca kendimi:
‘Kızmasana çocuğa be Utkan. Adını iki kelime olarak söyle kendi kendine o zaman anlarsın çocuk neden Yaman diyor’
Mırıldandı, ‘Utkan Adı Yaman’... Sonra başladı o da gülmeye.

O öğrenci belki lisededir şimdi ama onun taktığı isim dolandı dilimize. Aklıma geldikçe Yaman derdim Utkan’a.

Harbiden de YAMAN’dı. Kardeşim Yaman adamdı.

Yaman arkadaştı, Yaman yoldaştı, Yaman babaydı, Yaman eşti, Yaman evlattı… Yamandı işte, hem de ne yaman!!!

O gitti, şimdi yüreğimde bir acı kaldı ki işte o acı her şeyden daha yaman.


Filiz Konakçı
Gencecik, kara yağız bir delikanlı, okulumuza öğretmen gelmişti. O yaşta duruşu, konuşması etkilemişti hepimizi. Kısa sürede sınıftaki çocuklara gösterdiği sevgi, eğitimde özgürlükçü, sorgulayan, okuyan öğrenci yetiştirme becerisi şaşırtıyordu bizi. Çok gençti.

Cesur ve açık ifadeleriyle kendini ortaya koymuş, etkilemişti bizi. Kısa sürede herkesle yakınlaştı ve aydınlatma çalışmalarına başladı.

Her kitleye yılmadan, bir şekilde ulaşıyordu. Öğretmen-öğrenci folklor öğretme, satranç, sendikal faaliyetler durmuyordu. Hepimizin hayranlığını, sevgisini kazanmıştı.

İşte dedik umut veren bir genç.

Benim manevi oğlum olmuştu.

Eylemlere fiziksel rahatsızlıklar dolayısıyla gidemezken, Utkan’ın enerjisiyle tekrar canlanıp katılmaya başlamıştım. “Yürüyemezsen hocam, omzuma alır taşırım” diyerek yüreklendiriyordu.

Bir defasında okulda törende Kutlu Doğum Günleri ilahilerle bendir çalarak kutlanıyordu. Öğrencilerimi törenden alıp, sınıfa yerleştirdim. Bireysel cesaretim fazlaydı. Törende mikrofonu kapıp, töreni yarıda kestim. Velilerden özür dileyerek okulun ilim, irfan yuvası olduğunu anlatıp, evlere dönmelerini, ibadetleri gizli ve sessizce evde yapmalarını söyledim.

Sesler yükseldi. Veliler hareketlenmeye başladı. Bir baktım diğer merdivenin başında iki kolunu birbirine kenetlemiş, dimdik izleyen Utkan vardı, hareketlendi.

Sınıfa geçtim. Bir kısım veliler kapıda ağlayarak teşekkür ediyor, konuşmak istiyorlardı. Sınıfımda dersimi yapmak zorundaydım. Tabii bir kısım veliler de idarenin başına üşüşmüşler, şikayetlerini dile getiriyorlardı.

O hengamede Utkan belirdi, yanıma geldi. “Hocam ne yaptınız? Siz ön eylem gerçekleştirdiniz. Ama bu iş bireysel olmaz. Örgütlü hareket etmemiz lazım” dedi. “Valla ben ön eylemi filan bilmem. Kendimce doğru bildiğimi yaptım.” dedim. Gülüştük. “Size gelen destekçi tüm velilerin isimlerini alın, daha sonraları birlikte hareket ederiz.” dedi.

Tabii yapamamıştım. Sadece konuşup, paylaşıyordum.

Ve tüm ısrarlarıma rağmen, kendi sabahçı olmasına karşın bir hafta boyunca her gün okul çıkışlarında beni bekleyip, eve kadar eşlik etmişti. “Her şey olabilir” diyordu.

Annesine gönülden bağlı, kız kardeşine hayran Utkan’ımız aşık olmuştu. Meğer önceden beri varmış Işıl’ımız. Tam Utkan’a göre bir sevgiydi bu. Tertemiz ve içten. Çok da doğru bir insandı bu sevgisini hak eden. Evlenecekti. Bu konuları konuşmaktan sıkılır, utanırdı. Evlendiler ve çok mutluydu, mutluyduk. Ardından kızı Ada’cık dünyaya geldi. İlk zamanlar çok paniklese de harika bir babaydı.
Mücadelesi hep devam ediyordu. Çok yorulsa da her şeyi birlikte yürütüyordu. Ama ara ara baş ağrıları endişelendiriyordu beni. Sigarayı bırakıp bırakıp, tekrar başlıyor ama kafa hiç durmuyordu.

Tıpkı kendisine benzeyen bir erkek yeğeni olmuştu. Çok mutluydu. Işıl’la bir Utkan daha geliyor diye şakalaşıyorduk.

Okulumuzun Haziran Hareketinin öncüsü bizi bilgilendiren, koşturan Utkan’ımız heyecanlı, mutlu ve aktifti. Ancak ölenlere kahrolmuştu. Kafa yine dopdolu hassas, duygulu.

Tüm öğretmenlerin, velilerin, çocukların saygısını ve sevgisini kazandı. İdoldü Utkan. Daha sonraları Ali Aslan’ımız oldu. Işıl, Ada, Ali Aslan, ailesi, doğa sevgisi, mücadelesi, Utkan.

Devrim şehidi olmak için, illa mermi ile vurulmak gerekmiyor. Umudunu hiç kaybetmeden sürekli mücadele ediyordu, yapabildikleri için mutluydu, sistemin izin vermemesinden yapamadıkları kahrediyordu onu. Kafa hiç durmuyor. Koruyup kollaması gereken gençleri ve çok işleri vardı onu bekleyen. Ailesi, çocukları, sevenleri vardı sorumluluk duyduğu.

O güzel beynin dayanamadı ama yüreklerde, bedenlerde hep yaşıyorsun, yaşayacaksın.

Gençler söz veriyor, umutla yolunda ilerliyorlar Utkan yoldaş.

“Güldün, güller açtı.
İyi ki geçtin dünyadan.
Sahi ya doğmasaydın?”
(N. Hikmet)

İyi ki doğdun Utkan. İyi ki doğdun.


Taylan Özdemir
Yolun düşerse kıyıya bir gün,
Ve maviliklerini enginin seyre dalarsan,
Dalgalara göğüs germiş olanları hatırla.
Selamla, yüreğin sevgi dolu.
Çünkü onlar fırtınayla çarpıştılar
Eşit olmayan savaşta
Ve dipsizliğinde enginin yitip gitmeden,
Sana liman gösterdiler uzakta..
(Pierre-Jean de Béranger)

Anlar birbirlerinin içinde eriyor. Geçmiş, şimdi ve gelecek birbirine karışıyor. Hangisini yaşadık, hangisini daha yaşayacağız ayırt edemiyorum. Renkler, dokular, mekanlar da birbirine karışıyor. Hiç bir yerin önemi yok artık. Zaman ve mekandan bağımsız her yerde ve hiçbir yerde yaşıyorum…

Aklımda kalan her şey… Aklımda olan ‘sen’sin…

Utkan’a Dair…

Gece telefona gelen bir mesaj; sonra bir link: “Behzat Ç. Ankara Yanıyor” filminden bir sahne. İkinci ayrışma dönemi. Daha önce izlemiştik bu filmi, Utkan uyuyamamış yine, sahnenin başında Behzat çocukları yanına çağıyor ve onlara birlikten beraberlikten arkadaşlıktan dostluktan bahsediyor. Filmlerin bazı anları hafızada yer edinir. Bizim sahnemiz de burası; Behzat’ın çocuklara anlattığı o an. Sonrasında “anladınız mı düdük makarnaları” diyor. O anın en önemli repliği şuydu: “Gerekirse içinizden biri tekmeye kafa atacak ve sonra sabah kahvaltıda buluşup son lokma bitene kadar ‘ye bro’”. Ve akşama kadar tüm görüşmelerde bu sahneyi anlatmak.

Sizler Utkan’ın şen kahkahalar attığını gördünüz mü?

Bir filmin sahnesinde ağladığını gördünüz mü?

37 yıllık yaşam hikayesinde kocaman yıllar biriktirdik, kavga ettik, bağırdık çağırdık, trip attık ama bu hayatta Utkan’a hayır demenin bir yolu yoktu. Bir sorun mu var, o çözülecek; çözülmezse uykusuz kaç gece geçerse geçsin sorunun kaynağına inilecek ve sorun ortadan kaldırılacak.

Dedim ya, o kadar çok anı var ki... Baktığım her fotoğrafta, izlediğim her videoda, gittiğimiz her yerde bir anı biriktirdik. Bunlardan biri de Sabahat Abla… Siz hiç bir şarkıyı 1500 defa dinlediniz mi? Utkan dinletti bize; ilk defa birlikte kampa gidiyoruz ve bir saatlik yolda Müslüm Gürses’den Sabahat Abla’yı dinliyoruz. Ve aynı nakaratı birlikte söylerken yollar, anlar, dakikalar ayrı bir güzel geliyordu hepimize…

Utkan’dan hiç bir anısını dinlediniz mi? Kendi adıma söylüyorum çok anısını dinledim, her anlattığında gözlerinin büyümesini, mimiklerini, gülmesini, kahkahasını ve illa ki cümlesini unutmamasını… Anlatırken anılarını sakalıyla bıyığıyla oynamasını... Ahhhh Utkan, ahh güzel kardeşim.

Bir arkadaşın düğününde bir fotoğraf karesi çektim, fotoğrafta Utkan ve Önder’in kahkahası. Galiba çektiğim en güzel ikinci fotoğraf karesi; ilki ise Ali Aslan’ın babasına ilk bakışı ve ilk gülümsemesi.

Utkan Ali Aslan’ın sünnet olduğunu söylemişti evde oturduğumuz bir gün, ben de direkt “Ali Aslan’ın Kirvesi benim demiştim”; o da “Kirvelik o kadar kolay değil, cezanı çekeceksin ve kulüp rakıyı alıp geleceksin”. Kulüp rakıyı almadık pahalı geldiği için; yine kıyamamıştı. Bu güzel haber sonrası yine kadehler doldu, yine  çakırkeyf olduk, şarkılar türküler eşliğinde anlattık hikayelerimizi.

Buraya yazılacak o kadar hikaye, anı var ki sayfalar yetmeyebilir.

Şu an ne düşünüyorsunuz bilmiyorum; bildiğim bir gerçek var ki o da Utkan bedenen yok yanımızda ama bizler biliyoruz ki sıktığımız yumruğumuzda, konuştuğumuz her kişide, anlattığımız tüm anılarda Utkan yanımızda ve bundan sonra da yanı başımızda olmaya devem edecek…

Futbolun en güzel yanı kazanmak, kazanmanın en iyi yöntemi sistemli oynamak. İşçi çalışmasına başladığımız dönemler Utkan ilk anlattığında o kadar heyecanlıydım ki yeni bir sayfa açacaktık, açtık da. Konuşmamızın bir bölümünde ona partiyi bir futbol takımı gibi anlatmıştım. Sistemli, oturmuş bir takım o kadar hoşuna gitti ki, “bunu muhakkak anlatacağım” demişti belki anlatmıştır sizlere: “Sistemimiz şu  4-4-2, kalede Parti, geri 4’lü işçiler, orta saha gençler, kadınlar, ağlar, dernekler, forvet zaten güçlü Erkan ile Barış.”

İsmail Utkan mahallemizin en sevilen abisiydi. Çocukluluğu, gençliği, yaşamının bir çok yılı sitede geçmesine rağmen mahalle kültürünü sonuna kadar yaşayan güzel adamdı.

Son olarak Utkan’a dair aklınızda ne varsa yanına gittiğinizde anlatın ona. Genelde o anlatırdı bizler dinlerdik, şimdi siz anlatın, kitap okuyun, Behzat Ç’nin yeni sezon sahnelerini dinletin, müzik açın sevdiği marşları türküleri. Çiçek götürün, Utkan çiçekleri çok severdi.

Utkan; Ali Aslan’la, Ada’yla, Işıl’la, Selcan’la, Güner teyzeyle, yetiştirdiğin güzel öğrencilerinle, yoldaşlarınla, dostlarınla anılacaksın hep. Okuduğumuz tüm kitaplarda, gezdiğimiz tüm sokaklarda…

İyi ki doğdun kardeşim, kirvem…