Burak Çetiner yazdı | Umarım gitmezler

"AKP’nin nasıl gideceğine dair bahisler açmak ve sonrasında güllük gülistanlık bir dönem beklentisi yerine sosyalistlerin esas yapması gereken, bugünden belli şekilde öngörebildiğimiz bu alt üst oluş sürecini değerlendirmek olmalı. En iyi ihtimalle bir devrimci süreci tetikleyecek, en kötü ihtimalle ise bir yeniden kuruluş atılımını gerçekleştirecek bir perspektife sahip olmalıyız."



15-10-2020 01:12

AKP’nin gidiş sürecinde olduğu, bir sonraki seçimde gideceği gibi gündem başlıkları başta düzen muhalefeti olmak üzere Saray Rejimi’nin karşısında yer alan birçok kesim için son haftaların en sıcak tartışma konusu. CHP’den yükselen “İlk seçimde gidiyorlar” çıkışının üzerinde fazlaca durulmayı hak edecek nitelikte bir siyasi yorum olmadığı ortada.

İlerihaber yazarlarından Akın Olgun’un da yazısında isabetli bir şekilde belirttiği gibi düzen muhalefetinin bütün beklentisi 2023 seçimlerindeki matematik hesabı üzerine kurulmuş durumda. O büyük gün gelene kadar oyunu bozacak bir hamle yapmamanın tedirginliğiyle sessizce oturmayı öneriyorlar kendilerine ve Saray Rejimi’nden rahatsız olan herkese. [1]

Öte yandan, yine İlerihaber yazarlarından Onur Emre Yağan’ın “'Yeni Faşizm'e karşı devrimci siyaset ve devrimci eylem” yazısında AKP’nin gidişinin nasıl olacağı tartışılıyor ve bunun üzerine inşa edilebilecek bir stratejinin köşe taşları belirginleştiriliyor. [2]

Bu iki yazı sosyalist siyasetin düzen muhalefetinden ayrım noktalarını açık bir şekilde ortaya koyuyor ve Türkiye siyasetinin kısa-orta vadedeki akıbeti için “Gidiyorlar” yaklaşımından çok daha gelişkin bir yaklaşım dile getiriyor. Sosyalistlerin bu süreçteki görevleri, AKP’nin kendiliğinden bir düşüşü yerine aktif bir mücadeleyle iktidardan düşürülmesinde nasıl bir siyaset izlenilmesi gerektiği açıkça ifade ediliyor. Tarlada izi olmayanın harmanında yüzü olmaz denilerek sosyalistleri üzerindeki ataleti atmaya çağıran bir irade beyanı olarak da okuyabiliriz bu iki yazıyı.

Ancak bu yaklaşımlara bir üçüncü boyutun eklenmesi sosyalist siyasetin varlığını sürdürmesi için zorunlu bir ihtiyaç. Bu boyutu kısaca “AKP dönemini aşan bir vizyon” olarak niteleyebiliriz. Biraz daha açmak gerekirse; sosyalistler, strateji-taktik tartışmalarını yaparken salt Saray Rejimi’nin yıkılışıyla yetinen bir perspektifle değil, bu yıkılış momentinin yaratacağı fırsatları da içerecek şekilde sınıf siyasetini merkeze alan bir vizyon geliştirmeli.

20 yıla yaklaşan bir AKP iktidarı ve Saray Rejimi tarafından kurumsallaştırılmaya çalışılan faşizm evresinin anlaşılabilir bir şekilde sosyalist siyaseti kendini AKP karşıtlığı üzerinden ifade eden bir alana sıkıştırarak ufuk daralmasına neden olduğunu söyleyebiliriz. Bu konjonktürün ürünü olarak farklı tonlarda olsa da birçok sosyalist özne bu dönemi AKP karşıtlığı ile geçirilmesi gereken ve AKP sonrasına hazırlıkla geçiştirilecek bir dönem olarak kodlamaya başladı. Bunun doğal bir sonucu olarak varoluşunu AKP’ye bağlı kılan ve AKP’nin gidişiyle büyük bir varoluş sancısına girme tehlikesi yaşayan bir sol hareket ortaya çıkmış oldu. Çeşitli geleneklerden gelen parti/hareketlerin, birbirinden farklı birçok noktası ve ideolojik yaklaşımı olmasına rağmen bu nesnel gerçeklikte buluştuğunu rahatlıkla söyleyebiliriz. Bu tabloya baktığımızda insanın bir an için “Umarım gitmezler” diyesi geliyor ama bu cümleyi sözcüklere dökmeden acılı bir yutkunmayla içimize atıyoruz.

Peki bu bilinen ama kendimize bile itiraf etmeye korktuğumuz tespitlerden sonra bahsettiğimiz “AKP dönemini aşan bir vizyon”u nasıl ortaya koyacağız? Yine herkes tarafından bilindiğini düşündüğümüz, belki de çok fazla tekrarlanmaktan anlamını yitiren “emek eksenli siyaset” ya da bir başka deyişle sosyalistlerin alamet-i farikası olan mavi yakalılar dahil olmak üzere toplumsal proletaryayı örgütleyecek sınıf örgütlerinin yaratılması yıllardır önümüzdeki en acil ve önemli görevlerden biri olarak duruyor.

AKP’nin siyasi kaderi ile sermaye sınıfının kaderi sıkı sıkıya birbirine bağlanmış durumda. AKP’nin gidiş sürecini sermaye grupları en az hasarla atlatmak istese de derin bir alt üst süreci yaşanmadan bunun yaşanamayacağı artık apaçık olarak görülmektedir. Sosyalistler için ise bu durum iki açıdan değerlendirilebilir; devlet aygıtıyla bütünleşmiş, topyekün yıkılması neredeyse imkansız bir güç olarak Saray Rejimi ya da tam da bu iç içe geçmişlikten kaynaklanan devrimci fırsatlara gebe bir moment. Başka bir deyişle siyasal iktidarın temsilcisiyle (Saray Rejimi), sınıfsal iktidarın sahibi (burjuvazi) Türkiye tarihinde örneğine pek az rastladığımız kompleks bir içe içelik formu oluşturmuş durumda, bu yapıya devletin çeşitli organlarını da eklediğimizde tablo daha da netleşiyor. Bizim buradan hareketle görmemiz gereken nokta ise siyasal ve ekonomik mücadelenin diyalektik birliği olmalıdır. Daha da açık ifade edelim: önümüzdeki dönemin devrimci görevi ne salt AKP karşıtlığı üzerinden şekillenebilir ne de kuru bir ekonomizm yoluyla.

AKP’nin gidişini devrimci bir fırsata çevirme göreviyle karşı karşıyayız. Sınıfın güncel yapısını iyi analiz ederek günün ihtiyaçlarına uygun örgütlenmeleri iktidar hedefini bilinmez bir geleceğe ertelemeden inşa etmeliyiz. Yukarıda da ifade ettiğimiz koşullar ve sosyalist hareketin mevcut gerilemesinden dolayı “kurucu devrimcilik” ihtiyacı çok yakıcı bir şekilde hissedilmektedir. Kurucu devrimcilik görevi ise ancak “AKP dönemini aşan bir vizyon” ile hayata geçirilebilir ve kısa vadede ortaya çıkabilecek ihtimaller devrimci fırsatlar olarak görülebilir.

Toparlamak gerekirse, AKP’nin nasıl gideceğine dair bahisler açmak ve sonrasında güllük gülistanlık bir dönem beklentisi yerine sosyalistlerin esas yapması gereken, bugünden belli şekilde öngörebildiğimiz bu alt üst oluş sürecini değerlendirmek olmalı. En iyi ihtimalle bir devrimci süreci tetikleyecek, en kötü ihtimalle ise bir yeniden kuruluş atılımını gerçekleştirecek bir perspektife sahip olmalıyız.

----------------------------------------------------------------------------------------

[1] https://ilerihaber.org/yazar/gidecekler-mi-117900.html

[2] https://ilerihaber.org/yazar/yeni-fasizme-karsi-devrimci-siyaset-ve-devrimci-eylem-117428.html