Ali Ekber Doğan yazdı | Oligarşik Saray Rejimi’nden çıkış için bir öneri: Sudan ve Şili örnekleri

¨Muhtemel iktidar değişikliğini bugünden güçlendirilmiş parlamenter sisteme dönüşle sınırlandırmak, orta vadede, yeni bir global ya da ülke ölçeğinde ekonomik-sosyal-ekolojik kriz yaşandığında yeni bir lümpen otokratın radikal sağ söylemlerle Soylu, Gökçek vb. kimliklerle karşımıza daha güçlü çıkmasından başka bir sonuç getirmeyecektir. Böyle bir gelecekle karşılaşmak istemeyen muhalefet güçleri, Sudan ve Şili deneylerinden ilham alarak, Türkiye için yeni bir cumhuriyete/demokrasiye geçiş yol ve yöntemini geliştirmeye başlamalıdır.¨



13-08-2021 08:27

Ali Ekber Doğan

SUDAN'DA KANLI DİKTATÖRÜ DEVİREN İSYAN VE ASKERİ CUNTANIN BİLEK GÜREŞİ: DEMOKRASİYE GEÇİŞ SÜRECİ İÇİN GEÇİCİ HÜKÜMET KONSEYİ VE GEÇİCİ ANAYASA [3. KISIM]

Sudan 19 Aralık 2018’den 12 Eylül 2019’a kadar süren bir halk isyanına sahne oldu. 30 yıldır tek adam pozisyonunda ülkeyi zapturapt altında tutan Ömer El-Beşir isyanı bastırmakta başarısız kalınca, Nisan 2019’da Askeri Geçiş Konseyi (AGK) darbeyle iktidarı devraldı. Diktatör Beşir’in devrilmesinden sonra, AGK’nin gücünü sivillere devretmesi ve ¨anayasal yeniden kuruluş¨, sokak hareketinin önde gelen talebi oldu. Ocak 2019’dan beri halk hareketinin temsilinde öne çıkan Özgürlük ve Değişim Cephesi’yle (ÖDC) AGK arasındaki müzakereler, askerlerin siyasi iradeyi sivillere devretme konusundaki diretmeleri nedeniyle çıkmaza girdi. 3 Haziran günü Darfur’da askeri kışla önünde iktidarın sivil bir hükümete devredilmesi talebiyle yapılan binlerce kişilik gösteriye, askerler ve paramiliter Cancavid çeteleri vahşice saldırıp, 128 kişiyi katletti, 70 kişiye tecavüz etti. Bu olayın ardından, muhalefetin karşı eylemleri geldi. 3 günlük genel grevi, geniş katılımlı sivil itaatsizlik eylemleri ve gösteriler takip edince, AGK geri adım attı. Siyasi tutuklular serbest bırakıldıktan sonra ÖDC de müzakere masasına geri döndü ve 5 Temmuz’da AGK’yle bir “siyasal anlaşma” yapıldığı ilan edildi.

Bu noktada Sudan’daki sürecin aktarımına kısa bir ara verip, Sudan’daki isyan sürecinde ortaya çıkan ÖDC’den ve diğer muhalif ittifaklardan bahsetmek istiyorum. Zira Türkiye ve diğer bölge ülkelerindeki devrimci muhalefet bileşenlerinin çıkarması gereken çok önemli dersler olduğunu düşünüyorum. Doktor, avukat, mühendis vb. profesyonel meslek sahiplerinin sendikaları başta olmak üzere ülkedeki etkili demokratik kitle örgütlerini şemsiyesi altında toplayan ÖDC, El-Beşir ırkçı-İslamcı diktatörlüğünün yıkılmasını isteyen halk ayaklanmasının birinci ayı dolarken, bir demokrasiye geçiş programı ilan ederek mücadele sahnesine çıkmış ittifaktır. Ayaklanma sürecinde oluşan ÖDC’nin yanında, siyasi yapıların ittifakı niteliğinde iki büyük öbekten daha söz edilmektedir. Biri, Sudan Komünist Partisi ve Baas Partisi’ni içeren Ulusal Uzlaşma Güçleri, diğeri de bazı tanınmış siyasi şahsiyetlerle Ümmet Partisi, Sudan Kongre Partisi ve Sudan Halk Kurtuluş Hareketi-Kuzey’i içeren Sudan’ın Sesi hareketidir. Sudan muhalefet gruplarının oluşturduğu siyasal hareketin Orta Doğu ve Kuzey Afrika bölgesindeki Arap Baharı ve sonrasındaki halk ayaklanmalarıyla karşılaştırırsak, en iyi örgütlenmiş ve siyasi olarak en gelişkin hareket olduğunu söyleyebiliriz. Sudan’daki isyan hareketi, devrimlerinin Mısır’daki gibi askeri cunta ya da Suriye’deki gibi cihatçı-mezhepçi çeteler tarafından çalınmasına boyun eğmedi. Irak’ta Lübnan’da olduğu gibi devrilen iktidarın yerini, kurumsal düzen siyasetinden başka siyasi aktörlerin almasını beklemediler. Veyahut Gezi’deki gibi, istifası istenen otokratla bir masa etrafında konuştuktan sonra, “taleplerimizi iktidara ve tüm Türkiye’ye duyurduk, bundan sonra çadırlarımızı toplayıp işgal alanlarını -taleplerimizin takipçisi olacak tek bir çadır bırakacak şekilde- terk ediyoruz” hiç demediler.

Askerler tarafından işlenmiş büyük bir katliamın arkasından gelen 5 Haziran anlaşmasına sosyal muhalefetin pek çok bileşeninden ve kadınlardan itirazlar geldi. İki taraf geçiş sürecini ve geçici anayasayı müzakere ederken, gösteriler devam etti ve bunlardan birinde El Ubeyde şehrindeki öğrenci eylemine askerlerin kanlı bir saldırısı oldu. 5 gösterici öldürüldü, 50’ye yakını yaralandı. Sonrasında eylemler tekrar kitleselleşti ve müzakereci iki güç, 19 Ağustos 2019’da bir Taslak Anayasa Deklarasyonu yayımladı. 20 Ağustos’ta AGK kendini feshetti ve asker ve sivillerden oluşan, başkanlığını dönüşümlü olarak asker ve sivillerin yapacağı bir kolektif geçici hükümet olarak Dayanışma Konseyi (DK) kuruldu.

12 Eylül 2019’daki devasa gösterilere kadar, bu konvansiyonu ve DK’yi kutlayanlarla başta geçiş kurumlarında çok düşük düzeyde temsil edilmesi düşünülen kadınlar olmak üzere, süreci yetersiz/yanlış bulup reddedenler sokak gösterilerine devam ettiler. Taslak Anayasa Deklarasyonu’nun maddelerinden biri de, Darfur, Güney Kordofan ve Mavi Nil bölgelerindeki halkların ulusal demokratik hakları ve ırkçı-İslamcı Beşir diktatörlüğünü yıkmak için savaşan silahlı isyancı grupları bünyesinde toplayan Sudan Devrimci Cephesi’yle (SDC), 1 Eylül’den başlayarak 6 ay içinde barış yapılması şartıydı. Eylülden itibaren Sudan’ın yeni kolektif hükümeti DK adına asker kökenli M. Hamdan Dagalo (Hemetti) ve SDC adına İdris el-Hadi arasındaki görüşmelerden yeni bir ateşkes anlaşması çıkınca, sokak gösterilerinin harareti de düştü. Şu anda Sudan’da Ağustos 2019’dan beri işleyen 39 aylık demokrasiye geçiş süreci devam ediyor.1

ŞİLİ'DEKİ SOSYAL ADALETÇİ HALK İSYANININ ANAYASAL YENİDEN KURULUŞ VİZYONU [4. KISIM]

Şili’de Ekim 2019’da başlayan ve halen de devam eden halk isyanını, onun kadar örgütlü olmadığı Sudan’dan da diğer halk ayaklanmalarından da ayıran önemli bir fark söz konusudur. Elbette tüm ayaklanmalarda 2008-2009 dünya ekonomik krizinin ardından tüm hegemonyasını yitirmiş neoliberalizm ve onun otoriter yöntemlerle sürdürülmesinde ısrar eden siyaset ve ekonomi elitine karşı ciddi bir öfke vardı. Fakat Şili’de buna ek olarak, neoliberalizmle ilişkinin son 50 yılına damgasını vuran özgüllükleri bulunmaktadır. Bu yüzden de aşırı sağcı milyarder devlet başkanı Sebastian Pinera’nın istifası talebinin, diğer sosyo-ekonomik sorun ve taleplerin gerisinde olmasıdır. Şili’de sokak hareketlerini koordine eden örgütlü ittifak ve cepheler Sudan’daki gibi ilk bir ay içinde kurulmak bir yana, bu yılki Kurucu Meclis seçimlerine kadar da kuruldukları söylenemez. Fakat Şili’de sosyal patlamanın parçası olanları ciddi ölçüde ortaklaştıran büyük bir ön kabul vardı: “Bugün yaşadığımız sorunlarla, ülkemizin faşist Pinochet cuntası zamanında dünyada neoliberal politikalarının ilk uygulama alanı haline getirilmesi ve neoliberal 1980 Anayasası'nın hala yürürlükte olması arasında doğrudan bir ilişki vardır.” Bu durumun tek sorumlusu ‘faşist’ Pinera değildir. Post-Pinochet dönemde iktidara gelmiş merkez sağ-sol tüm düzen partileri de sorumludur. İsyan hareketini birleştiren bu en temel bilgi; hayat pahalılığından, eğitim-sağlık-emeklilik haklarının kötüleşmesinden, işsizlik, ücretlerin düşüklüğü, derin eşitsizliklerden kurtulmanın yolunun sosyal bir yeni anayasa olduğunda birleşmeyi getirmiştir. Anayasanın değiştirilmesine 25 Ekim 2020’de yapılan halk oylamasında halkın yüzde 78’i “Evet” dedi. Aynı oylamada bu sonuçla birlikte, yeni Anayasa’nın yasama organıyla (Kongreyle)-teknokratlardan oluşacak karma bir heyet tarafından değil, görevi bu anayasayı hazırlayıp, halkın önüne koymak olan Anayasal Meclis’çe hazırlanması kararı da (yüzde 79’luk bir oranla) çıktı.

Düzen partilerinin çoğunluğunu oluşturduğu Kongre’nin 15 Kasım 2019’da böylesine detaylı bir Anayasa referandumu formülasyonu geliştirmesi ve başkan Pinera’nın da bunu onaylamak durumunda kalması, bir yanıyla haftalar süren OHAL ve sıkıyönetim ilanlarına rağmen bastırılamayan isyan hareketinin en belirgin sloganının “Nueva constitucion ahora!” (Yeni anayasa hemen şimdi!) olmasıyla ilişkilidir. Nitekim, Ocak 2020’de yapılan kamuoyu anketlerine göre halkın yüzde 85’i yeni anayasa fikrini desteklemektedir. Ülke tarihinde görülmeyen kitlesellikte ve yaygınlıktaki eylemlerin tüm baskılara rağmen kırılamayan direncini doğuran şey, Şili’deki Olay’ın, proleterleşen yüksek eğitimli küçük burjuvaların (prekaryanın) önderlik ettiği 21. yüzyıl isyan hareketlerinden farklı olarak, hiçbir düzeniçi vaat veya geri adımla durdurulamayacak bir yoksul proleter gençlik dinamiğiyle yürüyor olmasıdır. Kendilerine “Primera Linea” (Öncephe) diyen işçi-işsiz-göçmen-yerli-öğrenci gençlerin oluşturduğu klanlar, polis/jandarma şiddetine karşı kalkanları, sapanları, gaz geri püskürtücüleri, gaz tedavicileri, lazer pointercılarıyla iki yılı aşan eylemlerin taşıyıcı unsurlarındandır.2 Şili’de olaya sosyal patlama denmesinin sebebi de budur. Latin Amerika kıtasında radikal solun sağlam omurgasını oluşturan Bolivya’daki Aymaralar gibi Şili’de de zaten yüzyıllardır kaybeden yerli halk Mapuchelerin isyan hareketinin ana dinamiği haline gelmiş olması önemlidir. Kamusal ve özel bir sürü bina, yapı ve altyapıyı yakıp yıkan, mağazaları yağmalayan, heykelleri devirip, otobüs, kilise ve hatta üniversite yakan oldukça tahripkâr öfkenin çifte (ulusal-sınıfsal) ezilmişlikle-sömürülmüşlükle derin ve elle tutulacak kadar somut-doğrudan ilişkisi vardır. Söz konusu öfkenin aşırı sağcı başkan ve adamlarının sıkıyönetim ilanlarıyla, sokağa çıkma yasaklarıyla, polis ve ordu şiddetiyle, emeklilik-asgari ücret-eğitim-sağlık başlıklarında reform vaatleriyle bastırılamayışı, halkın büyük bölümünün 3,5 milyar doları aşan bir büyüklüğe ulaşan bu tahripkârlığı neoliberal politikalardan meşru görmesinden kaynaklanıyor.

Ekim 2020 halkoylaması sonuçlarının gerektirdiği Anayasal Meclis seçimleri 16 Mayıs 2021’de yapıldı. Seçimler sonucunda 155 üyeli Meclis’in önemli bir kısmı iktidar yanlısı sağ partilerin (Haydi Şili) ve merkez sol partilerin (Anayasal Birlik) oluşturduğu ana akım bloklar dışından seçilenlerin çoğunlukta olduğu bir Anayasal Meclis oluştu. Komünist Parti’yle, Federalist Sosyal Yeşiller, özgürlükçü sol vb.’nin buluştuğu sol blokun 28, halk meclislerine dayalı düzen karşıtı ve anti-faşist bağımsız adayların oluşturduğu Halkın Listesi'nin 26, merkez sol eğilimli Tarafsız Olmayan Bağımsızlar listesinin 11, Bağımsızların 11, yerli halkların temsilcilerinin 17 temsilcisinin olduğu Meclis ilk toplantısını 4 Temmuz’da yapmıştır. Bu toplantıda Anayasal Meclis başkanlığına Mapuce yerlisi kadın temsilci Elisa Loncon, yardımcılığınaysa merkez sola yakın bağımsız savcı Jaime Bassa seçilmiştir.3

Temsilcileri doğrudan halk tarafından önerilip, barajsız biçimde seçilecek bir kurucu meclisin oluşturulması ve bu meclisin belli bir vade içinde çıkartacağı yeni anayasayla daha demokratik ve sosyal adaletçi bir yeniden kuruluş önerisi, Gezi’yi, 7 Haziran’ı, Gar Katliamı'nı, hendek savaşlarını, 15 Temmuz’u, OHAL karanlığını yaşamış Türkiye’nin demokratik güçlerinin gündemlerinin en ön sırasına alması gereken bir vizyondur. Muhtemel iktidar değişikliğini bugünden güçlendirilmiş parlamenter sisteme dönüşle sınırlandırmak, orta vadede, yeni bir global ya da ülke ölçeğinde ekonomik-sosyal-ekolojik kriz yaşandığında yeni bir lümpen otokratın radikal sağ söylemlerle Soylu, Gökçek vb. kimliklerle karşımıza daha güçlü çıkmasından başka bir sonuç getirmeyecektir. Böyle bir gelecekle karşılaşmak istemeyen muhalefet güçleri, Sudan ve Şili deneylerinden ilham alarak, Türkiye için yeni bir cumhuriyete/demokrasiye geçiş yol ve yöntemini geliştirmeye başlamalıdır. Doğrudan halk tarafından seçilecek bir anayasal/kurucu meclisin hazırlayacağı sosyal adaleti, demokrasiyi ve barışı sağlayacak bir yeniden kuruluş anayasasının halkın nitelikli çoğunluğunun desteğini alması Türkiye’deki oligarşik Saray bloku karşısındaki güçlerin toplumsal tabanlarına hitap etmek ve onları sol bir siyasal çıkışta birleştirmek için en uygun öneri olacaktır.   


1- Sudan’da Aralık 2018’den beri devam eden devrimci süreçle ilgili daha ayrıntılı bilgi için bakınız: https://en.wikipedia.org/wiki/Sudanese_Revolution; Gilbert Achar (2019) “The Sudanese Revolution Enters a New Phase”,

 https://jacobinmag.com/2019/08/sudanese-revolution-fdfc-constitutional-agreement-signed; https://en.wikipedia.org/wiki/Sudan_Revolutionary_Front

2- Bir benzetme yapmak gerekirse, 1996 Kadıköy 1 Mayıs’ına binlerce akan Alevi-Kürt proleter-işsiz gençlerin, 3 kişinin öldüğü polis saldırganlığına karşı yıkıcı öfkesi hatırlanabilir.