Ali Ekber Doğan yazdı | Oligarşik Saray Rejimi’nden çıkış için bir öneri: Gezi, Sudan, Şili deneyleri ışığında anayasal yeniden kuruluş

"Türkiye on yıla yakın süredir fiili, Nisan 2017 Referandumundan beri de resmi olarak otoriter bir tek adam rejimiyle yönetiliyor. İdeolojik-kültürel tahayyülü ve tarihi referanslarıyla kendisini Neo-Osmanlıcı bir saray rejimi biçimde gerçekleştirmeyi arzuluyor gözüken baskıcı bir rejimle karşı karşıyayız."



09-08-2021 00:27

Ali Ekber Doğan

[1. KISIM]

Bu yazı dizisi bir buçuk yıl önce Gazete Duvar’da yazdığım “HDP-CHP kongrelerine doğru: Rejim dökülürken halkı yeni bir seçeneğe çağırmak” başlıklı yazının devamı mahiyetindedir. Bu yüzden bitirince oraya gönderdim. Fakat, oranın editörlerinden uzun ve polemik yaratıcı bulunduğu yanıtı aldım. Biraz kısaltıp, bazı ifadeleri değiştirmek mümkündü ama ben de bunu fırsat bilip, yazmaya söz verdiğim İleri Haber’e uyarlayarak yayımlamaya karar verdim.

Bu vesileyle, İleri Haber okurları ve emekçilerini selamlıyorum. Umarım buraya düzenli aralıklarla yazabilirim.

YAZILARIN MUHATABI VE MURADI

Bugüne kadar saray rejimine ilişkin kaleme aldığım gazete yazılarında, kafamdaki ittifak çerçevesi içinde seslenmeye çalıştığım hedef kitle, mevcut rejime muhalefetin doğrultusunu tayin eden HDP ve CHP’nin etki/çekim alanındaki kesimler ve sosyalistlerdi. Yani bir bütün olarak, bütün sosyal ve siyasal renkleriyle daha özgür, ekolojik ve toplumcu bir ülke etrafında buluşan Gezicilerdi. Bu yazıda da onlarla, saray rejiminin ülkeye, halklarına daha fazla zarar vermeden gitmesini sağlayacak, rejim devrildikten sonra emekçi sınıflar, ezilen halklar ve sosyalist hareketin daha rahat-güçlü soluk alıp verebileceği bir siyasi iklimin oluşmasını sağlayacak bir çıkış hattına ilişkin önerilerimi paylaşmak  istiyorum. Yakın geleceğin siyasi mücadeleleri içinde sosyalistler inisiyatif alıp, öne çıktıkça bir sosyalizme geçiş programının unsurları olacak, asgari taleplerin [finans oligarşisinin denetlendiği, temel ortak tüketim hizmetlerin yeni demokratik katılım mekanizmalarıyla kamulaştırıldığı sosyal ve ekolojist bir ekonomi; doğal ve toplumsal müştereklere zarar veren faaliyetlerin yasaklanması, işyerleri ve mahallelerde demokratik denetimi ve özyönetim; patriyarka başta olmak üzere kadınlar ve LGBT+’lerin ezilmesine son verecek cinsiyet özgürlükçü talepler, çalışma saatlerinin düşürülerek ücretlerin arttırılması, vb.] toplumun geniş kesimlerince uğruna savaşılacak talepler haline gelme potansiyeli de güçlenecektir. Bu yazının en özgün yanı, söz konusu tartışmayı son yıllardaki bazı isyan hareketlerinin mevcut neoliberal-otoriter hegemonya cenderesinden çıkmak için geliştirdikleri anayasal yeniden kuruluş deneyimlerine referansla yapmaya çalışacak olmasıdır.

ERDOĞAN’IN SARAY REJİMİ’NİN AKTÜEL KARAKTERİ

Türkiye on yıla yakın süredir fiili, Nisan 2017 Referandumundan beri de resmi olarak otoriter bir tek adam rejimiyle yönetiliyor. İdeolojik-kültürel tahayyülü ve tarihi referanslarıyla kendisini Neo-Osmanlıcı bir saray rejimi biçimde gerçekleştirmeyi arzuluyor gözüken baskıcı bir rejimle karşı karşıyayız. Onu işleten iradeninse, MHP-Ağar ekibi-BBP-VP gibi ultra-milliyetçi-devletçi ortaklarıyla Erdoğan’ın karizmatik şefliği etrafında topaklaşmış fiili bir oligarşik iktidar bloku olduğu anlaşılıyor. Rejimin toplumu rejim-şef destekçisi makbul “Yerli ve Milliler”le, her an canına, malına, özgürlüğüne kast edilebilecek “Gayri-Milliler” diye ikiye böldüğüyse herkesin malumu.. “Yerli ve Milli yandaşlarının muhaliflere dönük şiddet eylemlerine hayırhah bakmasıyla ya da kritik anlarda onların linççi terör potansiyelini sergileyerek korku iklimi yaratmasıyla neo-faşist bir karaktere de sahip olduğunu eklemek gerekiyor.

Onun siyasal rejimi değiştirmesini mümkün kılan asıl faktörlerden biri dünya ölçeğinde neoliberal globalleşmenin kriziyken, bir diğeri ülke ölçeğinde AKP’yle Gülen Cemaatinin 2008’den itibaren inşasına giriştiği İslamcı hegemonya projesine verilen sosyal rıza ve onayın 2009 Yerel seçimlerinden 2013 Gezi İsyanına kadar her dönemeçte eski yapısal hegemonya projesi Kemalist modernleşmenin yerini alma noktasında yetersiz kalmasıdır. Hatta İslamcı ortakların birbirini yok etmeye dönük açık bir düelloya girecek düzeyde bir iç çatışma yaşamasıyla İslamcıların çözüm gücü olmaya çalıştığı hegemonya krizine geri dönülmüştür.