Doğal bir devrimci önder: Sverdlov

Yaşadığımız dönem kuşkusuz yüzyıl öncesinden oldukça farklı, bu bağlamda birebir fabrikasyon model olarak Sverdlov'u önümüze koymak gerçeklikle kesişmemekte. Ancak güncel olarak devrimci değerler, mücadele biçim ve anlayışları kendini yeniden üretememenin sonucu olarak yıllardır aşınmaya devam ederken, önce niceliğini sonra niteliğini kaybetmeye devam eden Türkiye sosyalist hareketi için niteliğin önemini vurgulamak açısından Sverdlov değerli ve önemli bir örnek olarak incelenmeyi hak ediyor. 



25-10-2017 11:51
Yunus Başaran

Sevgili Ebru Pektaş cuma günkü yazısında  Kollantai portresi çizerken önemli bir vurguda bulunarak şunları yazmıştı: "Ritüel-ayin düşkünlerine bakılırsa devrimin kadın ve erkek liderleri, öncüleri, o büyük “tarihsel birey”leri, “ideal karakterlerdir”. Ağabeyi asılan Lenin, henüz 13 yaşındayken narodnizmin doğru yol olmadığını anlamıştır örneğin.(1) Hani bıraksalar oracıkta Nisan tezlerini yazacaktır. Öncü kişi, doğuştan “solcu kalbi” taşır, daha küçükken haksızlıklara boyun eğmemiş, boyundan büyük laflar etmiştir. Onun her adımı hesaplıdır, neredeyse bütün bir hayatı, bir “büyük tasarruf” ve “kasıt”tan ibarettir vs. “Ajitasyon tarih” bu gibi sayısız örnekle doludur."

Doğrudur, bu tip anlatılarda devrimci önderlere çoğu zaman insanüstü özellikler yükleme çabası vardır. Hatta bugün yenik ve sönük kalanların kendini avutmak için geçmişten kahramanlık manzumeleri çıkartmaya oldukça hevesli olduğu söylenebilir. Peki istisna diyebileceğimiz örnekler yok mudur? Elbette vardır, tıpkı yazımıza konu olan Yakov Mihayloviç Sverdlov, parti adıyla Andrey yoldaş gibi.

Ekim Devriminin 100. Yılına yaklaşırken dünyanın ilk sosyalist devrimini gerçekleştiren devrimcilerin mücadele anlayışlarını hatırlamanın faydalı olduğunu düşünüyoruz. İman tazelemek amacıyla değil, geçmişi anlayıp onları ilerleterek aşmak için.

Esasında Sverdlov'u "efsaneleştiren" olağanüstü kahramanlıkları yahut dünyayı yerinden oynatan teorik çözümlemeleri değildir. Che Guevera'nın, Sverdlov'dan yarım yüzyıl sonra tanımladığı "yeni insan" prototipindeki yeni düzenin model alınacak insan yapısının onda vücut bulmuş olmasıdır.    

1900'lerin başında Çarlık Rusya'sında toplumsal hareketlenmenin tırmanışa geçtiği konjonktürde Sverdlov 16 yaşındayken 1901 yılında Rusya Sosyal Demokrat İşçi Partisi'nde (RSDİP)  örgütlendi. Partide 1903 senesinde yaşanan hizipte Bolşeviklerden yana oldu. Yaptığı tercihte Iskra (Kıvılcım) gazetesinde okuduğu Lenin yazılarının payı büyüktü. Lenin'in o dönemki yazılarında üstünde ısrarla durduğu, hayatının merkezine mücadeleyi koyacak devrimci kadroların yetiştirilmesi sorunu kafasında yer etti. Çalışma yürüttüğü Nijni Novgorod işçi havzasıydı, kısa sürede pratik faaliyetlere adapte oldu. Sonraki yıllarda adından önce gelen örgütçülüğünün temellerini burada attı. 

1905 devrimi birtakım kazanımlar sağlasa dahi sonuç yenilgiydi. İsyanın bastırılması Bolşeviklere daha çok baskı ve hareket alanında daralma olarak geri döndü. Sverdlov'un da Ekim Devrimi'ne kadar sürecek tutuklanma-sürgün-firar döngüsü başlamış oluyordu. Perm ve Yekaterinburg hapishanelerini devrimden sonra bizzat kurduğu "parti üniversitesine" çevirdi. “Kitabı yaşamla sınıyorum; yaşamı da kitapla. Bu benim eğitimim” diyordu. Edebiyat, kültür-sanat, felsefe ve toplumsal sorunlara dair pek çok makale yazdı. Uluslararası işçi hareketi tarihi üzerine taslağını oluşturduğu kitap ölümüyle yarım kaldı.

 1910 yılında Narim'de sürgünden koyun postuyla kamufle olarak kaçtı ve Petersburg'a geldi. Lenin'in talimatıyla Pravda'da (Bolşevik Parti yayınorganı) editör olarak çalıştı böylece Lenin'le ölümüne kadar sürecek doğrudan çalışma süreci başlamış oldu. 1912 yılında sürgündeyken merkez komitesine seçildi, 27 yaşındaydı. 

 1913 yılında kaçmanın neredeyse imkansız olduğu Kuzey Buz Denizi'nde yer alan Turukhansk'a sürüldü. Kutup ikliminin hüküm sürdüğü bölgede yaşam şartları oldukça ağırdı. Kısa bir süre sonra Stalin de aynı yere sürgün edildi ve iki Bolşevik önder aynı evi paylaştı. 

Şubat 1917 devriminden sonra özgürlüğüne kavuşan Sverdlov görevlerinin başına döndü. 10 Ekim 1917'de silahlı ayaklanmanın karar altına alındığı merkez komite toplantısını yönetti ve yeni oluşturulan devrimci askeri merkez komitesine seçildi. Grigory Zinovyev'e göre Lenin Şubat Devrimi sonrası strateji oluştururken Sverdlov'un hazırladığı parti faaliyetleri ve örgütsel durum raporunu esas alarak hareket etmiştir.

8 Kasım 1917'de (devrimden bir gün sonra) Lenin'in önerisiyle İşçi ve Asker Sovyetleri merkezi icra komitesinin başkanlığına getirildi. Sverdlov aynı zamanda Sovyet anayasasını hazırlayan komisyonun başkanıydı. Ülkede özgür ulusların birliği temelinde sovyetler biçiminde sosyalizmi kurmak için proleterya iktidarının kurulduğunu dünyaya duyuran yine onun sesiydi. 

 Devrimi gerçekleştirmenin anahtarının kadrolar olduğuna inanan ve birçok kadro yetiştiren Sverdlov, devrimden sonra da ülkeyi idare edecek yetkinlikte proleter kadroların yetişmesi için daha sonra parti üniversitesine dönüşecek enstitünün açılmasına öncülük etti ve kendisi de öğretim görevlisi olarak ders verdi.

40 kişilik kurucu Sovyet Meclisi'nde form doldururken mesleği bölümüne parti işçisi yazmıştı. Pençesinden kurtulamadığı hastalık sonucu 33 yaşında yaşama veda eden Sverdlov söylediğini yapmış, “Göğsümde kalbim çarptığı müddetçe, damarlarımda kan aktığı müddetçe mücadele edeceğim" sözünü tutmuştur. 

Sverdlov'un yaşamını yitirmesinden sonra Lenin yaptığı konuşmada “Böylesine çarpıcı bir örgütçü yeteneğini kendinde cisimleştiren bir insanın yeri doldurulamaz... Yakov Mihayiloviç’i yakından tanıyan hiç kimse, O'nun bitmek bilmeyen çalışmasını gözlemiş olanlardan hiç biri bu konuda tereddüt etmeyecektir:  O’nun kendi başına örgütlenme alanında yürüttüğü çalışma; insan seçimi ve bu insanların değişik alanlarda sorumlu mevkilerde görevlendirilmesi idi. Sverdlov yoldaşın kendi başına yönettiği işlerin her birini ayrı faaliyet dallarına ayırıp her birini farklı bir grup insana devrettiğimiz taktirde ve bunlar onun çizdiği yolu takip ettikleri müddetçe, ancak o zaman onun tek başına yerine getirdiği görevleri yerine getirmeyi becerebilirler...” (V.İ.LENİN, Sverdlov Anısına Konuşma, Tüm Eserler, Cilt 29, Sayfa 74) demiştir.

Sverdlov kısa sayılabilecek yaşamında mitleşmeden önder olmanın mümkün olduğunu, irade ve disiplinle birçok engelin aşılabileceğini pratiğiyle ispatlamış, atanmış değil doğal bir devrimci önderdir.  

Yaşadığımız dönem kuşkusuz yüzyıl öncesinden oldukça farklı, bu bağlamda birebir fabrikasyon model olarak Sverdlov'u önümüze koymak gerçeklikle kesişmemekte. Ancak güncel olarak devrimci değerler, mücadele biçim ve anlayışları kendini yeniden üretememenin sonucu olarak yıllardır aşınmaya devam ederken, önce niceliğini sonra niteliğini kaybetmeye devam eden Türkiye sosyalist hareketi için niteliğin önemini vurgulamak açısından Sverdlov değerli ve önemli bir örnek olarak incelenmeyi hak ediyor. 

Not: Sverdlov'un hayatı ve mücadelesine dair kapsamlı bilgi sahibi olmak isteyenler eşi ve yoldaşı Klevdiya Sverdlova tarafından kaleme alınan Sverdlov Urallı Delikanlı (Ceylan Yayınları 2009 basım) kitabını okuyabilirler.