Devrimcilik, özel yaşam, tarih: Bir portre üzerine



20-10-2017 09:54
Ebru Pektaş

Ekim Devriminin 100. yılına yaklaştığımız bu günlerde biraz da adetten olduğu üzere ihtilalci bireylerin, “tarihsel kişiliklerin” gündeme gelmesi kaçınılmaz. Ne var ki bu türden gündemlerin kimi zaman bir ritüele dönüşmekten hatta dinsel bir ayin gibi huşu içinde iman tazelemekten kurtarılması gerekir.

Daha açık ifade edelim.

Ritüel-ayin düşkünlerine bakılırsa devrimin kadın ve erkek liderleri, öncüleri, o büyük “tarihsel birey”leri, “ideal karakterlerdir”. Ağabeyi asılan Lenin, henüz 13 yaşındayken narodnizmin doğru yol olmadığını anlamıştır örneğin.(1) Hani bıraksalar oracıkta Nisan tezlerini yazacaktır. Öncü kişi, doğuştan “solcu kalbi” taşır, daha küçükken haksızlıklara boyun eğmemiş, boyundan büyük laflar etmiştir. Onun her adımı hesaplıdır, neredeyse bütün bir hayatı, bir “büyük tasarruf” ve “kasıt”tan ibarettir vs.

 “Ajitasyon tarih” bu gibi sayısız örnekle doludur.

Oysaki tarihsel kişiliklerin mistifiye edilmesi, büyük şatafatlı sözcüklerle süslenmesi, pür idealist önermelerle şişirilmesi olsa olsa bir cehalet çukurunu gizler.  İşin aslı, tarih; artık geçmişte kalan, donmuş, ölmüş, çoktan yok olarak “aziz bir hatıraya” dönüşmüş bir şey değil, içinde yaşadığımız “anın” kanlı canlı bir parçasıdır. Dolayısıyla tarihte “birey”, ruhsal ihtiyaçlarımızı karşılaması gereken ve içine bizi heyecanlandıran duyguları tıkıştırdığımız bir aparat değildir.

İşte “ajitasyon tarihi” dediğimiz yaklaşımın en çok çuvalladığı alanlardan biri de devrimci önderlerin  -hele ki de bunlar kadınsa- özel yaşamı ve mücadeleyle kurdukları bağdır. Oysaki devrimin öncü kadınları, kendilerini salt bir “kurtarıcı” olarak görmez, onlar aynı zamanda “kendi kurtuluşunu arayan” insanlardır.

Bir örnek portre, Alexandra Kollantai’dır.

Kollantai, Ekim Devrimi’nin en çarpıcı figürlerinden biridir. Uzun yıllar boyunca RSDİP’te “kadın davasının” inatçı bir militanı olmuştur. Kendi deyimiyle yoldaşları, onu ve çevresinde onun gibi düşünen kadınları “feminist” olmakla ve kadın sorunlarına fazla önem vermekle suçlamıştır. (2)

Aynı Kollantai, Lenin Nisan Tezlerini partiye sunduğunda onunla taraf tutan az sayıda partiliden biridir. Bolşevik Devrimi sırasında Merkez Komite üyesidir ve devrimin arifesindeki silahlı ayaklanma oylamasında ayaklanma lehine oy kullanır. Devrimci hükümet kurulduğunda sosyal yardım halk komiserliğine(bakanlık) atanır. İlk kadın bakandır. Evlilikle ilgili düzenlemelerden, kız çocuklarının eğitimine, aşevleri kurulmasından kreş ve bakımevleri yapımına pek çok ciddi meseleyle uğraşır. Tüm bunlarla uğraşırken kilise tarafından aforoz edilir. Yine de devrimci hükümetin en çetin yıllarında “özgür aşk” tartışması yapmaktan geri durmaz Kollantai.

Belki de daha ötesi bizatihi kendi özel yaşamına dair yaklaşımıdır. Burada “ajitasyon tarih” anlatıcılarının çok sevmeyebileceği unsurlar bulunur. Kollantai otobiyografisinde şöyle yazar:

“(…) özel yaşantımı kendi ölçütlerime göre sürdürdüm ve aşk serüvenlerimi ancak erkeğin gizlediği kadar gizledim.”(4)

Bu açıklamanın arka planında ne olduğunu keşfetmek zor değildir. Günümüzde bile “erkeğin namı yürür, kadının adı çıkar” ilkesinin geçerli olduğu pek çok ilerici ortamda, “gizlememe” tasarrufu bir meydan okumadır.

Kollantai kendi kişisel yaşamındaki trajediler ve beklentilerle aşk acısından bahseder. “Erkeğin” sürekli kadın Ben’ini işgal etmesine karşı verilmesi gereken savaşı ve ama aynı zamanda büyük işler başaran devrimci insanların “yalnızlık acılarını” anlatır. Yine de pes etmeyerek devrimin “yeni kadın”ından, aşkın prangalarına kendini kaptırmayan ve bağımsız Ben’ini ezdirmeyen kadınından umutludur.

Öyle ya devrimci olmaya, tarihin akışına yön vermeye aday insanın, kendi yazgısının kölesi olması, mutsuz ilişkilerini, bağımlılıklarını sorgulamaması tuhaf olacaktır.

Kollantai bir devrimcidir; “kadın davasına” olan büyük tutkusuyla, masal anlatıcılarını umursamayan cesaretiyle, boyun eğmemek için her seferinde zincirini kırmak zorunda kaldığı aşklarıyla, tükenmez enerjisi ve adanışıyla büyük bir devrimcidir…

Notlar:

1-Tony Cliff, Lenin, Partinin İnşası, Cilt:1, Z yayınları(1994), s.16

2-Kollantay, Özgür Bir Kadın Komünistin Otobiyografisi, Belge Yayınları,(1992), s.18

3- Age, s.6