Yoksulların rızası ve faşizm



19-02-2019 00:50


Ebru Pektaş

Sebze pazarlarının pahalılığı, terörist patlıcan, hain kabzımal derken belediyelerin tanzim satışları hızlıca hayatımıza dahil oldu. Esasında piyasanın yüzde birini bile etkilemeyen bu uygulama için iktidar epey bir gürültü de koparıyor.(1)

İktidarın cevvaliyetine bakarsanız sanırsınız ki büyük tekellere diz çöktürülüyor, para babaları, aracı firmalar, dev marketler iki liraya satılan patates karşısında havlu atıyor.

Oysaki TEKEL’i, tütüncülüğü bitirenler, şeker fabrikalarını satanlar, “yerli tohum “ diye bir şey bırakmayanlar, suyu-toprağı zehirleyenler; buğdayı, eti ve hatta samanı dahi ithal eder duruma sürükleyenler sebze tezgahlarında anti-plütokratik raconlar kesmekte…

Bunlar sır değil.

Peki tezgahın berisini bir kenara koyarsak, kuyrukta olanlara ne demeli?

Kuyrukta olanlar içinde, AKP’yi mükemmelen savunanlar hiç de az değil. İşte bu noktada genişçe bir muhalif-solcu toplumsallığın tanzim satışa ilişkin tepkilerinde oldukça düşündürücü noktalar var.

Ne gibi?

Tanzim satış kuyruklarında yapılan röportajlarda pahalılığı CHP’ye bağlayanlar, dış güçlerin oyunundan bahsedenler, verilen hizmetten memnun olduğunu söyleyenler vb. dönüp dolaştıkça bir kez daha geçmiş yılların “kömürcü-makarnacı” damgalaması, yoksul ve onursuz yığınlar, cahiller ve çomarlar söylemi sökün etmekte.

Dramatik olan şu ki tanzim satış olayı, AKP iktidarının defalarca kez başarıyla yürüttüğü kimlik politikasının ve kültürel kutuplaşmanın yeni bir sahnesi gibi. Geçmişte kömür için, kurtlu peynir için, bayat makarna, bozuk helva için oyunu/onurunu sattığı söylenenler bu kez filesini patatesle, soğanla, biberle doldurmakta.

Geçim derdini, açlığı, hayat gailesini pek de umursamayan bu “kültürel kutuplaşma” sahnesi tam da iktidar tarafından arzu edilen gerilimi semt semt icra etmekte.

Yoksulların uzatılan mikrofonu, iktidara yönelen eleştiriyi kendilerine uzanmış bir silah yahut alay ve aşağılama olarak algılamaları bu yüzden.

İleri Haber yazarı Nazır Kapusuz’un dünkü yazısında bahsi geçen “AKP’nin yoksulları yönetme yeteneği” burada önemli bir yatırım olarak ortaya çıkıyor.

Kapusuz’dan dinleyelim:

“AKP, zenginlere kaynak aktarırken, yoksullarınki de ortalamanın üstünde artmıştır. Arada bu iki kesime göre artış oranında neredeyse %25 daha geri de kalan 3. ve 4. gelir dilimleridir. Zengini daha zengin yap, elde edilen refahın bir kısmını yoksullarla paylaş, ortadakinin canı çıksın düzeni bu. Peki yoksulların geliri nasıl ortalamadan fazla arttı? Yine en düşük %20’lik gelir dilimindeki kişilerin gelir kaynaklarındaki dağılıma bakınca toplam gelirlerinin %7’sinin sosyal yardımlardan geldiğini görüyoruz. Bu oran 2003 yılında %1,5’lardaydı.”(2)

Daha önce de bir yazımızda bahsettiğimiz gibi burada bizatihi AKP ile karakterize olan bir sınıf politikası vardır. Neoliberal politikalardan taviz vermeden en yoksulu koruyacak “sosyal yardım politikalardır” bunlar.

Buradan bir adım daha atabiliriz.

AKP iktidarını, faşist bir rejim olarak nitelerken çoğunlukla devletin yapısından anayasal düzene üstyapı unsurları odağa alınmaktadır. Oysaki faşizmin de bir sınıf politikası ve siyasi iktisadı var.

Dünyanın başka yerlerinde olduğu gibi neoliberal evrenin faşist rejimlerce icrası belli sınıf politikalarını ortaya çıkarıyor. Bu sınıf politikaları, bir tür “rağmen rejimleri” olarak tecessüm olmakta.

Neoliberalizmin yarattığı vahşetten beslenen, onun icracısı olan ve fakat kimi telafi mekanizmalarını süreklilik arz eden bir politikaya dönüştürerek meşruluğunu kazanan rejimler. Rağmen rejimlerinin, “rağmen” kısmı “telafi mekanizmalarının” başlangıçta, neoliberal politikalar oluşturulmaya başlandığında pek de hesapta olmaması ile ilgili.

Türkiye’ye dönersek…

Hiç küçümsenmemelidir, AKP rejimi yoksul hanelerin kabaca dörtte birine sosyal yardımlarla ulaşmaktadır. Tanzim satış olayı da yine bu çerçevededir.

Türkiye örneğinde toplumun yarısının rızasını alan, dahası toplumun bu yarısına “devlet refleksi” vermeyi kazandıran da bu maddi zemindir.

O halde soru kılığındaki sonucumuz şudur: Bizim sınıf politikamız bu maddi zemini yok mu sayacaktır yoksa buraya dönük müdahaleleri gündemin üst sıralarına mı yerleşecektir?

Notlar
1- https://www.gazeteduvar.com.tr/yazarlar/2019/02/13/tanzim-satistan-siyasi-alisveris/
2- https://ilerihaber.org/yazar/kuyrukta-beklemenin-ekonomi-politigi-93819.html