Kuyrukta beklemenin ekonomi politiği



18-02-2019 00:15


Nazır Kapusuz

Tanzim satış mağazaları bildiğiniz gibi. Bu sürece giden taşların nasıl döşendiğini geçen haftaki yazımda elimden geldiğince yazmaya çalıştım. Aynı konuya dönmeden bugün kuyruğun bir ucu (tarım üreticileri) ile kuyruğun sonu (AKP’nin tarım politikaları) arasında kalan kuyrukta bekleyenleri yazacağım.

Ankara Sıhhiye’de kurulan tanzim satış çadırından video görüntüleri izliyorum. Bir adam “tam 4 saattir kuyruktayım ama alabildim nihayet” diyerek elindeki iki torbayı uzatıyor röportaj yapana.

Ülkemizde asgari ücret net 2.020 TL. Haftalık çalışma maksimum 45 saat ise aylık ortalama 180 saat. Yani bir asgari ücretlinin saatlik emeğinin karşılığının 11 TL bedeli var. 4 saat kuyrukta beklemenizin karşılığının asgari emek değeri 44 TL yani.

Tanzim satış mağazalarında ürün çeşitliliği 5-6 çeşit ve alabileceğiniz ürün için de üst sınır var. Detaya girmeyeyim, ama o yaşlı adamın elindeki torbadan elde edeceği kar, mahalle pazarındaki alışverişe göre 15 TL civarında. Yani 44 TL’lik asgari bedeli olan bir süreç için karşılığında 15 TL kazanıyor. Aslında emek değeri açısından baktığınızda ilgili kişi 4 saatte 29 TL zararda.

Bir insanın zamanı nasıl bu kadar değersizleştirilir, işte esas ekonomi politik burada.

Aslında bu tutar çok daha düşük olsa, o kuyruğa girmenin bir anlamı kalmaz; çok daha yüksek olsa, kuyruğa sadece yaşlılar, emekliler vs. değil, mesaiden çıkan tüm memurlar girerdi.

Kuyruğa yeniden dönelim, sırada gördüğüm hemen herkes yaşlıydı. Peki yaşlılar ne durumda? Geçtiğimiz günlerde yine “müjdeli” bir haber verdi yandaş medya, en düşük dul yaşlı emekli maaşı 1.000 TL olacakmış. Dul ve yaşlı maaşını geçiyorum, ne yani ayda 1000 TL’den daha düşük maaş alan emekli mi var? Evet vardı. AKP döneminde 2008 yılında çıkan yasa ile emekli maaşları kademeli olarak düşmeye başladı. 2002 yılında bir çalışan emekli olduğunda çalışma sürecinde aldığı ücretin ortalama %70’i emekli maaşı alırken bu oran yıllar içinde (özellikle 2008’de çıkan yasa ile) %42’lere düştü ve düşmeye de devam ediyor. Tabi bu durum zamanla garabete yol açtı. Yıllarca sosyal güvenlik kurumuna prim yatırmış insanların maaşları 700 TL’ye kadar düşünce böyle bir karar alındı. Aylık 1.000 TL geliri olan için o sıraya girmenin maliyeti elde ettiği kazançla hemen hemen örtüşüyor. Yani emek değerinden de değersiz değil. Zaten emekli maaşı o kadar değersiz ki 11 TL için 4 saat makul bir süre.

Kuyruk tartışmalarını daha da ileri götürelim. Gelir dağılımında en düşük %20’lik hane diliminde gelir elde edenlerin yıllık ortalama fert başına geliri 2017 yılında yıllık 6.779 TL. TÜİK’in 2017 yoksulluk sınırı ise 7.944 TL. Yani 10 Milyon 622 bin kişi yoksulluk sınırı altında yaşıyor. Böyle bakınca aylık 565 TL geliri olan bu kesim için kuyrukta beklemenin gelir artıcı etkisi kaçınılmaz.

Tabi akıllara şu soru geliyor: Yoksullar bu kadar yoksulken neden AKP’nin ana oy kitlesi hala yoksullardan oluşuyor? Ya da yoksullar neden AKP’ye oy veriyor?

Öncelikle Türkiye tarihini AKP ile başlatanlar hep bende bir şaşkınlık yaratıyor. Ülke kurulduğundan bu yana kapitalist bir sistemle yönetiliyor. Dönemin ruhuna göre, işçi sınıfının hareket kabiliyetine göre bu sistem bazen ödünler aldı bazen ödünler verdi ama sonuç olarak yoksulluk hep vardı. Liseliler bilmez ama 80 öncesine gitmeye de gerek yok. Benim de lise yıllarında zaman zaman girdiğim Halk Ekmek kuyrukları misal büyük şehirlerin varoşlarında sabahın 6’sında oluşurdu. Ama sorun şuradaki İstanbul’da ilk Halk Ekmek’i açmak solcu bir belediye başkanına nasip olmuştu. Hem de 12 Eylül işkencelerinden nasiplenecek kadar solda birisiydi. Benzer örnek İzmir’de Tansaş ile konuşuluyor ama günümüzde solun kalesi olarak bilinen İzmir o kadar da solun kalesi değildi. 1994 yılında DYP’den belediye başkanı seçilen Burhan Özfatura zamanında satıldı. Ki o zamanlar kimse de bu satışı eleştirmemişti. Ama yine benzer daha yakın tarihli örneklere dönelim, evlere ekmek ve süt dağıtan ilk belediye yine soldandır. Çok eskilere gitmeye gerek yok İstanbul Belediye Başkanı Nurettin Sözen 1989-1994 arasında bu uygulamayı yapmıştı. Daha da garip bir şey söyleyeceğim, Sözen aslında bunu yaparken “partizanlık” yapıyor, yoksul varoş mahallelerinde dağıtıyordu. Eskiden sol, İstanbul’un Beşiktaş, Kadıköy, Bakırköy Şişli gibi yerlerini ANAP’a, DYP’ye kaptırır, kendisi kentin gecekondularının yoğun olduğu mahallelerde ilçe belediye başkanlıklarını alırdı. 1994’te seçimleri “artık duvar yıkıldı”, “devletin kamuda ne işi var”, “kitler satılmalı”, “çöpçü maaşı müdüre eşit” vs. paralelindeki ekonomik siyasi havaya uygun olarak SHP, Sözen yerine “çağdaş liberal” Livaneli’yi aday gösterecekti. Livaneli’nin ilk açıklaması “gecekonduları yıkacağım” oldu ve seçimleri özellikle gecekondulardan gelen oylarla Recep Tayyip Erdoğan kıl payı kazandı. Hikayenin bundan sonrasını biliyoruz zaten.

AKP’nin 17 yıllık siyasetinde yapabildiği en iyi şey yoksulları yönetmek oldu. Yine bir çok okuyucunun şaşıracağı bir tablo paylaşacağım sizlerle.

Aşağıdaki tablo 2003’den 2017 yılına kadar gelir dağılımının en kötü %20’lik diliminde bulunan kesimlerden başlayarak en zengin %20’lik dilime kadar, bu kesimlerin 15 yılda ortalama gelirlerinin ne kadar arttığını göstermektedir.

AKP’nin aslında ikili yüzünü göstermektedir. Zenginlere kaynak aktarırken, yoksullarınki de ortalamanın üstünde artmıştır. Arada bu iki kesime göre artış oranında neredeyse %25 daha geri de kalan 3. ve 4. gelir dilimleridir. Zengini daha zengin yap, elde edilen refahın bir kısmını yoksullarla paylaş, ortadakinin canı çıksın düzeni bu (orta sınıfın/çalışanların gelir kaybı ayrı bir yazı konusu).

Peki yoksulların geliri nasıl ortalamadan fazla arttı? Yine en düşük %20’lik gelir dilimindeki kişilerin gelir kaynaklarındaki dağılıma bakınca toplam gelirlerinin %7’sinin sosyal yardımlardan geldiğini görüyoruz. Bu oran 2003 yılında %1,5’lardaydı.

Şimdi işin tarım tarafına gelelim meselenin özeti olsun.


Her iki yılı toplasanız %2 yapıyor aslında, GSMH’deki paya bakarak değişen bir şey yok. Ama AKP tarımı yok etmiş ve ortaya çıkan yoksullara da (ki bu 15 yılda kır nüfusunun 1/3’ü şehirlere göç etmiş) aynı parayı sosyal yardım olarak dağıtmış. Yani 15 yıl önce soğanı üreten kişi, 15 yıl sonra AKP şehirde ona ucuz satıyor diye seviniyor.

İşte üzerine düşünmemiz gerek bu ekonomi politik bu.  Yoksa kamunun tanzim satış yapması ve bundan zarar etmesi değil.