Srebrenitsa 1995: Soykırıma göz yummak



13-07-2019 11:39


Özgür Dirim Özkan

Dünkü yazımızda Srebrenitsa soykırımını diğer soykırım ve katliamlardan ayırt eden en önemli özelliğinin, dünyanın gözü önünde gerçekleşmesi ve farklı siyasi odaklar tarafından istismar edilmesi olduğunu söylemiştik. Srebrenitsa soykırımının bu kadar yürekleri dağlamasının nedeni katledilen binlerce insandan ziyade budur: Göz yumulmuş olması ve sonrasında mütemadiyen istismar ediliyor oluşudur. Bugünkü yazımızda soykırıma nasıl göz yumulduğuna bakacağız.

Katliam bir günde gerçekleşmedi. 

VRS (Vojske Republike Srspke – Srpska Cumhuriyet Ordusu) birliklerinin saldırısı 6 Temmuz 1995 tarihinde sabaha karşı 3 sularında başladı. Radovan Karadziç’in komutuyla harekete geçen Ratko Mladiç’e bağlı katliamcı birlikler ilk olarak UNPROFOR’un Srebrenitsa’nın kuzeyindeki Romeo ve Quebec gözetleme noktalarına saldırdı ve fazla bir mukavemetle karşılaşmadan iki gözetleme noktasını ele geçirip Hollandalı UNPROFOR askerlerini esir aldı. 

1993 yılında silahlarını UNPROFOR’a teslim eden Srebrenitsa’daki Boşnaklar UNPROFOR’un değil Srebrenitsa’yı, kendilerini bile savunamayacak durumda olduklarını biliyorlardı. İki gözetleme noktasının çok kolay bir şekilde düşmesi üzerine UNPROFOR’a teslim ettikleri silahları geri istediler. UNPROFOR komutanı bu talebi reddetti: “Srebrenitsa’yı savunmak sizin değil, bizim işimiz.” Bunu söylerken, içinde UNPROFOR askerlerinin de olduğu kasabaya top mermileri düşmeye başlamıştı ve BM karargâhı sessizdi. Tanklarla, toplarla Srebrenitsa’yı vuran VRS’ye karşı UNPROFOR hala “uyarı atışı”yla karşılık veriyordu. 

Srebrenitsa’yı iki gün boyunca yüzlerce top ve tank mermisiyle vurduktan sonra “uyarı atışı”nın ötesinde bir tehditle karşılaşmayacağını gören VRS 8 Temmuz günğ öğlene doğru Srebrenitsa’ya saldırıya geçti. Silahlarını UNPROFOR’a teslim etmiş olan Srebrenitsa fazla direnemedi ve kasaba iki gün içinde 11 Temmuz’da düştü.

Mayıs ayından itibaren Srebrenitsa’ya karşı kanlı bir saldırının gerçekleşeceği konusunda bilgiler geliyordu ama BM buna karşı önlem almak için kılını kıpırdatmadı. 6 Temmuz’da saldırı başladı, BM yine bir şey yapmadı. 11 Temmuz’da Srebrenitsa içindeki 50.000 siville birlikte VRS’nin insafsız eline düştü. VRS’nin daha önce ele geçirdiği köy ve kasabalarda yaptığı katliamları, tecavüzleri bilmesine rağmen BM on binlerce sivili VRS ve Bosna Kasabı lakaplı komutan Ratko Mladiç’in insafına terk etti. 

Srebrenitsa’da soykırım bir günde,  sadece 11 Temmuz’da gerçekleşmedi. 19 Temmuz’a kadar devam etti. Katledilen erkekler, tecavüze uğrayan kadınlar…

Soykırım dünyanın gözü önünde gerçekleşti. Bosna’daki BM güçlerinin gözleri önünde gerçekleşti. Hatta ARBİH’in (Armije Republike Bosne i Hercegovine) gözleri önünde… 

5 Temmuz’dan 19 Temmuz’a kadar iki hafta süren savaş ve katliam karşısında, ARBiH de sivilleri kurtarmak için bir operasyona tenezzül etmedi. İzzetbegoviç seneler sonra Srebrenitsa için bir şey yapamadıklarını itiraf ediyordu ve Srebrenitsa annelerini, ellerinden bir şey gelemediğine ikna etmeye çalışıyordu. (1) İzzetbegoviç hükümeti de BM karargâhından daha farklı bir şey yapmadı aslında. Bosna-Hersek’te konuya biraz vakıf uzman ya da gazetecilerle konuştuğunuzda size Srebrenitsa’nın düştüğünü değil, “satıldığını” anlatırlar. Srebrenitsa çevresindeki Sırp köylerdeki sivilleri katletme suçunda Lahey’de hüküm giyen Naser Oriç’in 29 Mayıs 1995 tarihinde ARBİH genelkurmay başkanı Rasim Deliç tarafından Srebrenitsa’daki görevinden alınması ve akabinde Oriç’in 8 adamıyla beraber Srebrenitsa’dan ayrılmış olması bu konuda soru işaretlerine yol açıyor. (2) 

Srebrenitsa’nın kuşatma altında bulunduğu süre içinde lojistik hatları kontrol eden askerlerin kasabaya gelen sınırlı lojistik desteği nasıl “değerlendirdikleri” her zaman soru işareti olmuştur. Hatta “Mezardan Kartpostallar” kitabında, sonradan eğitim bakanlığı ve savunma bakanlığı da yapacak olan gazeteci Emir Sulyagiç, farklı para-militer gruplar arasında neredeyse iç çatışmaya varacak olan çıkar çatışmalarını detayıyla anlatır. (3) Srebrenitsa katliama giderken kasabanın savunucalırının başka türlü meşguliyetleri vardır.
Bilge Kral İzzetbegoviç Srebrenitsa annelerine, Srebrentisa için bir şey yapamadıklarını itiraf etmektedir ama Oriç’i neden görevden aldıklarını, Srebrenitsa’ya ulaşabilen yardımların çeteler tarafından kontrol edilmesine neden müdahale edemediklerini (ya da etmediklerini), Srebrenitsa’da katliam yaşanırken neden iç siyasî meselelerle vakit kaybettiklerinin hesabını verememekte, bunların sözünü bile etmemektedir. 

10 Temmuz 2019’da Bosna’nın en önemli gazetelerinden Oslobodjenje’de yayınlanan “Şef, duydun mu, Srebrenitsa düşmüş” başlıklı yazı İzzetbegoviç hükümetinin o günlerde nasıl bir aymazlığın içinde olduğunu gözler önüne seriyor. 11 Temmuz 1995 tarihinde Ratko Mladiç’in Srebrenitsa’ya girdiği saatlerde Zenica’da iktidar partisi SDA’nın (Stranka Demokratske Akcije – Demokratrik Eylem Partisi) Yönetim Kurulu toplantısında konu ne Srebrenitsa’dır, ne de yaklaşmakta olan katliamdır. SDA yöneticileri daha farklı bir sorun üzerine; Eyüp Ganiç yerine Bosna-Hersek Federasyonu başkanlığına Edhem Biçakçiç’in getirilmesini tartışmaktadır. VRS’in Srebrenitsa’ya saldırısını başlattığı dört gün olmuştur ve İzzetbegoviç’in liderliğini yaptığı SDA Srebrenitsa’yı, katliamı bekleyen on binlerce sivili değil, iç siyasî meseleleri dert etmektedir, iç çekişmelere kafa yormaktadır. Toplantı bitiminde aracına binen Teşanj delegesi Ekrem Ayanoviç’e şoförü döner ve sorar: “Şef, duydun mu? Srebrenitsa düştü”. Srebrenitsa’nın düştüğünden en son haberi olanlar, ülkeyi yöneten, ülkeyi savunan SDA yöneticileridir (4)

Srebrenitsa soykırımında asıl can acıtıcı taraf budur. Bizler tek bir kuşun kanadının incinmesinde bile yüreği acıyan insanlarız. Bahçemizdeki ayrıkotlarını temizlerken bile bir canlıya zarar vermekten dolayı suçluluk duyan insanlarız. Tek bir canın bile değerini bilen insanlarız ama Srebrenitsa’da katledilen 8372 canın Dünya’da sayısız çatışmada katledilen on binlerce, hatta milyonlarca insandan daha fazla canımızı acıtması işte budur: Göz göre göre müsaade edilen bir katliam olmasıdır. 
Daha da ötesi, sadece göz göre göre gerçekleşen bir katliam olması değil, bu katliama göz yumanların siyasi saiklerle utanmadan bu katliamı siyasî istismar malzemesi yapmasıdır.

Bu ise yarınki yazımızın konusu…

(1)    http://www.gercekhayat.com.tr/gundem/22-yil-sonra-gelen-itiraf/
(2)    http://tip.ba/2017/10/05/fotonaser-oric-zivi-kako-je-kazao-na-relaciji-tuzla-sarajevo-i-bori-se-za-vlastitu-egzistenciju-posveta-slobodana-milosevica-i-orden-armije-bih/
(3)    https://saqibooks.com/books/saqi/postcards-from-the-grave/ | Kitapla ilgili olarak çıkan bir röportaj için: https://www.theguardian.com/books/2005/jul/03/biography.features
(4)    https://www.oslobodjenje.ba/vijesti/bih/sefe-jeste-li-culi-pala-srebrenica-471207