Sosyalistlerin dili



31-10-2019 08:09


Güray Öz

Sosyalistlerin anlaşılmak gibi bir derdi var mı? Kapalı devre yaşadıkları, birbirlerini farklı bir jargonun sınırlı alanına hapsettikleri, bu nedenle de böyle bir dertleri olduğu söylenebilir. Kuşkusuz “halk bizi anlamıyor” yakınmasının temelinde de bu farklı dil meselesi yer alır. Halk sosyalistleri anlamıyorsa, burada iki farklı düzeyi birbirinden ayırarak tartışmak gerekecektir. Birinci düzey halkın bilinç ile bağlantılı dil düzeyi, ikincisi sosyalist teorinin akademik dilden, özünü yitirmeden anlaşılır hale getirilmesindeki zorluklar meselesidir. Burada çözüm için öncelikle ikincisini tartışmak durumundayız; çünkü birinci düzey, ikinciyi çözmeden tartışabileceğimiz, sınıfa “bühtan edebileceğimiz” bir durum değildir. 

Tabi konuyu daha basitleştirmek isteyenler “eğitim şart” da diyebilirler!

***

Buradan bilincin dil ile ilişkisi ya da ayrılmaz birliği meselesine geçmek konuyu açıklayabilmek için gereklidir. Dil asgari düzeyde örgütlenmiş kişilerin birbiriyle iletişimi ile başlayan, giderek gelişen bir süreçtir. Gelişme sürecinde de toplumun tüm sınıf ve katmanlarının, farklı, birbirine karşıt ideolojik konumlanışları ile biçimlenir. O nedenle de kullanılan kavramlar, onların kullanılış biçimleri nerede durduğumuzu ortaya çıkarır. Dili olabildiğince gelişmiş haliyle kullanma olanağına, yeteneğine sahip aydınların, entelektüellerin sistemle ilgili tutumları da en iyi kullandıkları dil ve kavramlar aracılığı ile anlaşılabilir.

***

İşçi sınıfı yaşam koşulları bakımından insanlık dışı hallerin içinde bulunduğu için bilincin ilk aşamalarına kendiliğinden ulaşır, daha sonra ise kendini özgür kılmak için harekete geçebileceği koşullar ortaya çıkar. Sınıfın çalışma koşulları onu sertleştirir, ama koşullar sınıfı nesnel olarak devrimcileştirse de şimdiki zaman içinde kendiliğinden değil yalnızca tarihsel açıdan devrimci kılar. Onun dil ile ilişkisi de bilinç düzeyi ile ilişkisinin zeminini oluşturabilir. İşçi sınıfı ile ilişki kurma sorumluluğunu üstlenmiş partiler, örgütlü örgütsüz aydınlar da sınıf ile aralarındaki ilişkinin uzaklığını ya da yakınlığını kullandıkları dilin anlaşılır olup olmaması ile ölçebilirler. 

***

Peki ama nasıl? Bu ilişki dil vülgarize edilerek mi kurulur, yoksa herkes kendi dilini mi konuşur? Burada amacımız nesnel gerçeği anlatmak yani gerçeği bilince çıkarmak ise bunun pratik bir sorun olduğunu kabul etmek gerekecektir. Tıpkı Marx’ın Feuerbach tezlerinin ikincisinde söylediği gibi: “İnsan düşüncesinin nesnel gerçeğe ulaşıp ulaşmayacağı sorunu kuramsal bir sorun değil, pratik bir sorundur. İnsan hakikati, yani düşüncenin gerçekliğini ve gücünü bu dünyaya aitliğini pratikte kanıtlamalıdır. Pratikten yalıtlanmış düşüncenin gerçekliği ya da gerçek dışılığı konusundaki tartışma tamamıyla skolastik bir sorundur.” 

***

Öyleyse işçi sınıfı ile halkla kurulacak ilişkinin dili de bu dünyanın yani pratiğin dili olmalıdır. Dilimizin pratiği yansıtması, ondan yalıtılmış olmaması gerekiyor. Olanı biteni kavramların diliyle değil olup bitenin kendi diliyle anlatmakta yarar var. En iyisini Marx’ın yaptığı Kapitalizm üzerine teorik açıklamaların analizlerin pratik sonuçları, kavramlar denizinde boğulmadan, düşünceyi pratikten yani güncelden yalıtlamadan anlatılabilir. Bunun için sınıfın kelime hazinesinin zorlanması kuşkusuz gerekebilir ama anlatımın tarzının kelime sayısı ile ilişkisi doğrudan değil dolaylıdır; işçilerin bu süreç içinde soyuttan somuta anlama kapasiteleri de yükselecektir. 

Burada  entelektüelin korkusu pek titizlendiği teoriden kopmak, hata yapmak ise, ki bu genel bir hastalıktır, bunun özgüven dışında daha rahatlatıcı çaresi ne yazık ki şimdiye kadar bulunmamıştır.

***

Sosyalistlerin kendi aralarındaki diyalogda da bu yöntemi kullanmalarında teorik tartışmanın skolastik biçimlerine yüz vermemelerinde, iğnenin uçundaki meleklerin ilişkilerini, sayılarını tartışan Bizanslı rahiplere dönüşmemelerinde yarar vardır. 

Beni teori düşmanlığı ile, popülistlikle suçlamaya hazırlananlar varsa onlara da hemen söyleyeyim ki, Marx, Engels, Lenin ve diğer ustalardan, çağdaş Marksistlerden bol alıntılı, bol dipnotlu bir yanıtı daha şimdiden ceketimin sol cebine yerleştirdim...