Soner Yalçın'ın tarihsel bloku ve antifaşist hat



11-06-2019 08:01


Ebru Pektaş

Yakın bir tarihte Soner Yalçın’ın Sözcü gazetesinde yazdığı “Tarihsel Blok” başlıklı yazıdan bahsetmek istiyoruz. İşin aslı bu yazıda tüm berraklığıyla ortaya çıkan ve Soner Yalçın’ın da ötesine uzanan bir siyasi çizgi konumuz.

Daha açık ifade edersek…

Bugünün Türkiye’sinde Sözcü Gazetesi’nin Uğur Dündar, Soner Yalçın gibi kimi yazarlarından, Nedim Şener, Metin Feyzioğlu gibi siyasi figürlere uzanan ama orada kalmayıp belli içerikleriyle Halk TV’sine, OdaTV’sine ve hatta Perinçek’ine, Aydınlık’ına bağlanan bir çizgi bahsetmek istediğimiz.

Liberalizm eleştirisinin günlük zihin egzersizine dönüştüğü son yıllarda, çokça gözden kaçan ve belki de göz ardı edilmesinde kimi faydalar(!) görülen bu “ulusalcı” çizginin, özellikle son dönemlerdeki performansına daha yakından bakalım.

Birkaç örnek…

Başlıkta da dikkat çekildiği üzere S. Yalçın, son aylarda fasılalarla “Erdoğan’ın o kadar da kötü olmadığını” anlatmaya koyulmuştur. Gramsci referansıyla “bizim mahalleyi” tarihsel bloka ikna etmeye kendini vakfetmiş görünmektedir.

Buna göre solcular antiemperyalisttir ve bugünün antiemperyalizmi Erdoğan’a dudak bükmekle değil, gerekirse bağra taş basıp Türkiye ittifakına katılmakla olacaktır. Zira dünya, ABD-Atlantik hattı başta olmak üzere Türkiye’yi siyasi iç çekişmelere boğup, Venezüella gibi örneklerde olduğu üzere mahvolmanın eşiğine sürükleme derdindedir.

Gerçek solculuk, yurtseverlik, Milli mutabakattır, Yeni Kapı ruhudur, 19 Mayıs’ın 100. yılında “aynı gemideyiz” pozuyla yan yana gelinmesidir.

Ah ama ne ki bizim solcular dinozor olduğu için gözlerini Tayyip nefreti bürümüştür.

Bir diğer örneği, Metin Feyzioğlu’nun, Yargı Reformunu açıktan esrik tavırlarla savunmasında görebiliriz. Dileyen OdaTV’de “doğruya doğru demeyecek miyiz?” diyerek Reformu savunduğu yazısına da bakabilir.

Yine bir başkası, geçtiğimiz günlerde Vatan Partisi’nin davetiyle Ankara’da düzenlenen ‘Üretimde Atılım için Türkiye-Çin İşbirliği’ toplantısına katılan işadamı ve Reis aşığı Ethem Sancak’ın Perinçek’i devletler nezdinde yetkili kılmayı görmek istediğini söylemesidir.

Kuşkusuz bu örneklerin hiç birisi şaşırtıcı değil. Ancak ne Nihat Genç gibi örneklerine bakıp “deli saçması” diye geçilebilecek, ne Feyzioğlu gibi örneklerine bakıp basitçe “iktidar yalakalığına” indirgenebilecek bir şey karşımızdaki.

Peki nedir? Burayı açalım…

Öncelikle AKP’nin 17 yıllık iktidarı homojen bir dönem olarak nitelenemez. Kabaca iki dönemi tarihsel blok/iktidar bloku kavramlarından hareketle tespit etmek mümkündür. AKP, 2002’den 2013 yılına kadarki yaklaşık 10 yıllık döneminde bir “tarihsel blok” olarak hareket etmiştir.

Sermayenin farklı fraksiyonları arasında çıkar uyumundan, emekçi sınıfların gönlünü hoş tutmaya yönelen sosyal yardım politikalarına, kültürel uzlaşıya, liberal değerlere göz kırpılmasına, yanyanalık, kucaklaşma temalarına, “benim Kürt vatandaşlarım” söylemlerine uzanan bir kesittir bu “tarihsel blok”.(1)

Bu dönemle ilgili olarak daha çok gündeme gelen “yetmez ama evetçi” liberaller olsa da, aslında “tarihsel blok” döneminin, bir o kadar Türkiye kapitalizminin belli bir genişleme evresiyle ve dünya konjonktürünün davetkar çalımlarıyla anılması gerekir.

Nitekim Gramsci’nin “tarihsel blokunda” olan da “geniş yelpazede bir siyasi ittifak” değil yapı ve üstyapı bütünlüğüdür.

“Yapılar ve üstyapılar bir ‘tarihsel blok’ oluşturur; yani üstyapıların karmaşık, çelişik, uyuşmaz bütünü, toplumsal üretim ilişkilerinin bütününü yansıtır” (2)

2013’ten sonra sürmeyen ve sürmesi de beklenemeyecek olan budur.

İkincisi, AKP’nin “tarihsel blok” özelliklerini yitirmeye başlaması ve bir REJİM olarak kurulmaya başlaması tam da içinde bulunduğumuz politik dönemi ifade ediyor.

AKP rejimi ya da Saray Rejimi adıyla ansak da “iktidar bloku”, merkezinde AKP’nin yer aldığı ama onunla tekleşmeyen bir siyasi yelpazede kendini kurdu/kuruyor. MHP’nin giderek “olmazsa olmaz” bir konuma yerleştiği bu “iktidar blokuna” yukarıda andığımız “ulusalcı” tayfa da eklenmeye çalışıyor, rol kapmaya çalışıyor.

Mutluluklar dileyip çekilebilir miyiz? Orası zor.

Zira adına “tarihsel blok” diyip, CHP kitlesi başta olmak üzere AKP karşıtı yüzde elliyi de rejime “gönül indirmeye” davet eden tam da bu siyasal çizgi.

Bunun için kırk takla atıyorlar. Misal Soner Yalçın bir gün antiemperyalizm diyerek Reisi parlatmaya çabalarken başka bir gün tükettiğimiz terörist gıdalara, etkisi gizlenen aşılara ve ilaçlara savaş açabiliyor.

Zamanın ruhu böyle bir şey.

İktidar bloku, devletlü aşkı hiç bitmeyen “ulusalcılarıyla” yeni bir zihin evreni sunuyor.

Bu zihin evreni konspirasyon motifleriyle dolu. “Düğmeye bastılar” efektleri, maymuncuğa çevrilmiş “antiemperyalizm”; millilik, yerlilik, “aynı gemideyiz” pozları, “bizi zehirlemeye, kurutmaya çalışıyorlar” hezeyanları iç içe.

İşte burada…

Sınıf kini, “devletin parasını yiyen Suriyeliler” söylemiyle eziliyorsa;

Laiklik, aydınlanmacılık, “her yeri dolduran pis Araplar”  höykürmelerine çevrilebiliyorsa,

Kürtler denilince “yetmez ama evetin” sevimsiz hatırası işe koşuluyorsa;

Faşist zorbalıklara karşı yükselen tepki “Türkiye ittifakı” denilerek telkin ediliyorsa,

Haklar, özgürlükler denilince “birlikte yan yana yaşayabiliriz yeter ki Reis’ten bu kadar nefret etmeyelim” minnoşlukları devreye giriyorsa…

Bu çizgiyi ciddiye almak, toplumsal muhalefeti kurda kuşa yedirmemek gerekir.

Özeti, AKP rejimine karşı mücadelenin, iktidar blokunun tüm unsurlarını hedeflemesi, anti-faşist hattın buradan yükseltilmesidir.

1-https://ilerihaber.org/yazar/yeniden-tarihsel-blok-uzerine-98773.html

2- A. Gramsci, Hapishane Defterleri, Belge Yayınları(1997), s.67