'Güz ekini' bir berceste mısra: Enver Gökçe



19-11-2020 00:43


Levent Turhan Gümüş

Panzerler üstümüze kalkardı. (1)

Kavgaya ve aşka dair şiirler yazdığımız o zamanların üzerinden kırk küsur yıl geçmiş.

Acemi yazıcılardık. Uzakta, karlar altında yaşlı bir şair vardı, öyle anlatılırdı, bunu bilirdik.

Her bir dizesi tutup her birimizi gençliğimizden derin bir ah’la sarsardı. Okurduk. “Hayatla nişanlı ölümle sözlü” olduğumuz günler... O yüzden belki, kurutulmuş pembe güllerimiz olmamıştı hiç bizim. Kızıl güller takardık sevdiklerimizin saçlarına. Bir o yana bir bu yana... (2)

Onun anlattığından otuz yıl sonra aynı büyük kapının girişinde, “Fakültenin Önü”nde duran gençlerdik. Faşistlerle kanlı bıçaklıydık yine. Fakültenin önü bir sıra kavaktı. Biz bir garip yiğit kişiydik. Bütün hürriyetler bizden uzaktı. (3)

Gümbür gümbür akıyordu hayat. Entertipler, rotatifler, bobinler... Hürriyeti yazan, dizen eller... Bizdik tarihin durdurulamayacak akışını kolaylaştıracak olan. Öncüydük. Biz olmadığımızda gökyüzü, dönen tekerlek, yıkanan buğday; bizsiz anne dizi, kardeş dizi, yar dizi güzel değildi. (4)

Zaman zaman içindeydi. Zaman zindan içinde. Tenimiz, ayaklarımız üryandı. Ümit işkencede mahzundu ve emek işkencede mahzun.

Düşmanlar selam isterdi: Gözden, gezden ve arpacıktan. Bilirdik bunu. Hikâyeyi bire bir yaşayandık.

Şiirin ismi “Dost”, kitabın ismi Dost Dost İlle Kavga’ydı.

Kıpkızıl bir bildiriyi sımsıkı tutar gibi havaya kaldırır, adını söyleyerek satardık açıktan kitaplarını. Sesimiz İstiklal Caddesi’nin akşam kalabalığına karışırdı. Yinelenen bu “eylem”i kim organize ederdi, kitaplar nereden gelir, toplanan paralar nereye giderdi, sormazdık.

Enver Gökçe’ydi adı. Erzincanlı’ydı, türküleriyle ünlü Eğin’in Çit köyündendi.

Çok eziyetler çekmişti. Hastaydı. Ankara’da bir huzurevinde yatıyordu. Dizleri tutmaz, gözleri seçmez olmuştu. Türküler yadigârıydı ve ağrılar yadigârı. “Zincirin, zulmün kâr etmediği, kırbacın kâr etmediği büyük tahammül”ün kadri bilinmemiş temsilcilerindendi.

Türkiye Komünist Partisi’ne yönelik ‘51 Tevkifatında tutuklanmış, yedi yıllık mahkûmiyetinin iki yılını işkenceleriyle ünlü Sansaryan Han’ın tabutluklarında geçirmişti. Öncesinde de sonrasında da ekmeğini kazanmak için hep çok çalışmıştı. Dünya masal ve efsanelerini, halk şiirlerini çevirmiş, gazete ve dergilerde düzeltmenlik yapmıştı. Ankara Dil Tarih Coğrafya Fakültesi Türkoloji Bölümü mezunuydu. Dîvân şiirini iyi bilmesine rağmen dîvân şiiri tarzında yazmak gibi bir yola gitmemiş ama söyleyiş olanaklarından yararlanmıştı. Şiirlerini halka ve halkın yararlarına yakın bulmadığı için “Garip” akımından yana durmamış, halk şiirini yoksul sofrasının imbiğinde damıtmayı tercih etmişti.

Halı tezgâhları “kirtim kirt” diye ses çıkarırdı çalışırken; kirtim, “yaranın bıraktığı iz” demekti aynı zamanda. Yara belki geçmiş ama o izini hem bedenen hem manen ömür boyu taşımıştı. Gizlilik koşullarında çoğalamamış bir siyasal örgütün üyesiydi. Bazı arkadaşlarının yaralayıcı, mesnetsiz suçlamalarıyla karşılaşmış, susmuştu. Susmasını ikrar olarak görenler olmuş, yine susmuştu. (5) Sanık kürsüsünde söylemişti söylenmesi gerekeni. Kendi ifadesiyle Marksizmi savunmuştu mahkemede, sınıflı toplum yapısından bahsedip ait olduğu sınıfa selâm göndermişti.

Sonradan, mahpustayken; “Evvel madde / Ahir fikir / Dolan göğümdeki hava / Salın yanımdaki fakir / Salın proletarya” dizeleriyle düşündüklerini şiire taşıdı Gökçe. (6) “Sınıf edebiyatı yapmak” bir tercihti, “müşkül bir iş”ti. Zaman zaman “Meri kekliğim yeter çektiğim” diye serzenişte bulundu ama bizim caddelerimizde de bayramın olacağıyla ilgili umudunu hiç yitirmedi. Uğruna çekilen dert, mihnet boşuna değildi. Şiddetin sabahı yakındı. Sözün çubuğunu hep oraya doğru büktüğü “kolektif hayatı” düşünerek “Dayan dizlerim dayan! Dayan ha yıkılma!” dedi.

Şiirlerini ezbere bildiğimiz şairlerdendi. Hocası Saffet Korkut için yazmış olduğu şiirin son dizelerini biz de “yiğitken, güzelken, gencecikken” ölen arkadaşlarımızın ardından söyledik. “Ölüm adın kalleş olsun” dizesiyle bitirdik veda konuşmalarımızı.

Ömrünün son yıllarında şiiri bütün fazlalıklarından arınmış, dizeler tek bir sözcükte birikmiş, belki de daha doğru ifadeyle tek bir sözcüğe çoğalmıştı. “Cevahir Yürekliler”i kopartıp alan ölüm, en yakınımızdakilere kadar sokulmuştu. Ülkemiz fakirdi. Acı bir rüzgârdı esen, kasıp kavuruyordu yoksulları. Kerim Yaman ve Şahin Aydın... İşçiler ve öğrenciler bir bir düşüyordu toprağa, yan yana... Bir bir düşüyorduk... (7)

Şimdi daha da açıklıkla hatırlıyoruz:

Ona öykünerek; “Çiğdem adlı / bir çiçeğe / fakülteli / gökçe kıza” diye başlayan, adını “Ağıt” koyduğumuz az sözcüklü dizelerden oluşan şiirler yazmıştık. (8) Mahpusta yılan çıyan içinde gürül gürül yatarken yazmıştık. Enver Gökçe henüz sağken yazmıştık. Sonra bir gün, haftalar sonra öğrendik vefat ettiğini. Yalnız ölmüştü. Uzakta, bir yaşlılar yurdunda.

Onun son dönem şiirlerinden olan, “Ben / Böyle / Taşların / Çukurların / İçinde / Kalmışsam / Yalnızsam / Hor / Görülmüşsem / Arkasızsam” diye başlayan “And Olsun Şart Olsun” adlı şiiri, Ve / Böyleyse / Bahtı / Siyahım / Yemin / Kasem / Olsun / Ve / And / Olsun / Şart / Olsun / Yerde / Kalmaz / Âhım diye biter.

Öyle midir? Enver Gökçe’nin âhı yerde kalmamış mıdır?

Kendini işçi sınıfına adamış bu alçakgönüllü şair devrimci hareketin kitlesel bir ivme kazandığı bir dönemde, huzur evinde bakıma muhtaç bir duruma nasıl düşmüştür?

Bahtı neden siyahtır? “Arkasız kalması”nın ardındaki hakikat nedir?

Sorulması gereken sorulardır bunlar... (9)

“Bir derdim var bin dermana değişmem” diyen halk ozanları geleneğindendi Enver Gökçe. (10) Şiirimizin gölgede kalmış, bırakılmış “berceste mısra”larındandı, (11) “güz ekini”ydi. (12)

Henüz yirmili yaşlarının başlarındayken “Sana bin teşekkür / Büyük ızdırap / Bana sevmeyi / Bana hakikati / Bana sevmeyi öğrettin” diye yazmıştı. (13)

Selâm olsun!

DİPNOTLAR

(1) Enver Gökçe, Panzerler Üstümüze Kalkar, Doğrultu Yayınevi, 1977.

(2) Enver Gökçe, “Saçlarına / Kızıl güller takayım / Salın da gel, / Bir o yana / Bir bu yana”, “Ne Fayda” şiiri.

(3) Enver Gökçe, “Fakültenin Önü” şiiri.

(4) Enver Gökçe, “Dost” şiiri, Dost Dost İlle Kavga, Yücel Yayınları, 1973.

(5) “Yarım Kalan Şiirler”den aktaracağım şu iki bölük, bu konuyla bağlantılı olarak mı yazılmıştır, bunu belki de hiçbir zaman bilemeyeceğiz: Yanarım, / Alınmıştır ağzım dilim elimden / Yanarım / Alınmıştır ağzım dilim elimden /Konuşamam yanarım. (.....) Onlara nispet / kollarımı boyunlarınıza dolayıp, / Size satılmış provokatörlerin geçmişini / anlatacağım. / Ve sizden uykusuz geceler boyunca içtiğim / sigara paketlerinin acısını alacağım.” Mehmet Özer, Şiirimizin Işıklı Irmağı: Enver Gökçe, Evrensel Basım, Şubat 2006.

(6) Enver Gökçe, “Kirtim Kirt” şiiri. Yusuf ile Balaban Destanı, Enver Gökçe’nin 1950’li yıllardaki mahpusluk döneminde yazdığı, büyük zorluklarla dışarı çıkartılan, otuz şiirden oluşmuş bir destandır. O dönem TKP’ye yönelik baskılar nedeniyle tamamı korunamayan destandan günümüze sadece dört şiir kalmıştır. “Kirtim Kirt” o şiirlerden biridir.

(7) Enver Gökçe, “Dayan Ha Yıkılma” şiiri.

(8) Levent Turhan Gümüş, “Ağıt”, ‘81 Mayıs, Metris Askerî Cezaevi.

(9) Bu sorulara verilecek geç kalmış yanıtlar vefa borcudur aynı zamanda; kendi hakikatimize, neyi niçin yap(a)madığımıza ilişkin bir başlangıçtır. Faşizme karşı verilen mücadelenin öncelikleri ötelere bakmamıza izin vermemişti belki. Bu yazı biraz da bu yüzden yazıldı; yalnız bıraktıklarımızı hatırlatmak ve üstü örtülmüş sorulara birlikte bir yanıt üretebilmek için.

(10) Şah Hatâyî.

(11) Berceste Mısra: Mısrâ-ı Berceste. Dîvân edebiyatında, söyleyiş güzelliği olan, derin bir anlam taşıyan, kolayca hatırlanan ve ezberlenen, yapısı sağlam dize ya da beyit.

(12) Muzaffer İlhan Erdost: “Enver Gökçe'nin şiiri, güz ekini gibidir. Kırsal alandan gelenler bilirler, sonyazda yani güzün ekilen buğday, ilkyazla birlikte, eriyen karın altından filizlenir. Soğuğa, kırağıya dayanıklıdır. Nice boralar, fırtınalar ya da Anadolu'nun kavurucu sıcağı ortasında, eğilip bükülmez boy verir. Böyle dayanıklıdır, Enver Gökçe'nin şiiri.” Yaba-Öykü / Enver Gökçe Sayısı (Temmuz 1982), Muzaffer İlhan Erdost.

(13) Enver Gökçe, “39 Harbi” şiiri.