Bir iddia ve tevazu olarak Yön



14-03-2017 13:32


Can Soyer

Geçtiğimiz günlerde İleri’de yayınlanan röportajda, Yön Dergisi’nin çıkışını tarif etmek için “iddialı ama mütevazı” demiştik. Metin Çulhaoğlu’ndan tevarüs ettiğimiz bu deyiş, 3 yıla yaklaşan yayıncılık faaliyetimizin her daim aklımızda çınlayan mottosu olmuştu. Dolayısıyla, şimdi, Yön ile yeni bir mecrada yeni bir araçla yola çıkarken de sürekli tekrarlayıp durduğumuz cümle buydu.

İki vurguyu aynı anda içeriyordu söylediğimiz. 

Birincisi, bugün içinde bulunduğumuz toplumsal mücadele evresinde adım atarken tereddüt etmeyen, söz söylerken kekelemeyen, yol yürürken tökezlemeyen bir iddialılığa ihtiyacımız olduğu. Yani bazı şeyleri eskiden söylenmiş olduğu için, bazı şeyleri de eskiden söylenmemiş olduğu için söylememek olarak özetleyebileceğimiz tutukluğu aşma cesareti. 

İkincisi ise, bu ihtiyacı o ya da bu kulvarın, öteki ya da beriki aktörün “mucizevi yaratıcılığıyla” karşılamanın imkansız olduğu, nasıl ki ortak sorunlardan mustaripsek, çözümü bulmak için de ortak bir düşünsel faaliyeti örgütlemek gerektiği. Solun tüm sorunlarını çözdüğünü (aslında solun sorununun kendisi dışındaki başka sol özneler olduğunu) düşünenlerden farklı olarak, buradaki yaklaşım, çözümü bahşetmekten ziyade birlikte üretmek, kolektifleştirmek yönünde.

İşte, Yön Dergisi’nin yola çıkışında ihtiyaç duyduğumuz motivasyonu sağlayan “iddialı ama mütevazı” sözü bu anlama geliyordu. Nitekim, Yön fikrini paylaştığımız, beraberce geliştirdiğimiz, nihayetinde bir dergiye dönüştürdüğümüz imzacılarımızın da hemen hepsiyle benzer bir vurguda buluştuk: Sorularımız ve sorunlarımız hakkında cesur, yaratıcı, samimi bir tartışma pratiği; kolektif üretim, ortak kimlik, dayanışma...

Aksi durumda bu kadar insanın bir araya gelmesi, birbirlerinden farklı görüşlere sahip olmalarına rağmen aynı sayfalarda buluşma nezaketini göstermesi zaten mümkün olmazdı. 

Nezaketten de ötesi var ancak burada. Bu, belki de garip gelecek ama, esaslı bir cesaret örneğidir de. Fikrini başkalarıyla tartışmaktan kaçan, farklı fikirlerin bulunduğu platformlardan uzak duran, farklı fikirlerle eşit biçimde tartışmak yerine kendi güvenli köşesinden ateşler fırlatan bir tarzın, maalesef, solda kolayca yer bulduğu inkar edilemez.

Söz konusu olan solsa, yukarıdaki “maalesef” vurgusunu daha da yüksek sesle söylemek kaçınılmaz. Çünkü, neresinden başlatırsanız başlatın, solun ve sosyalist düşüncenin kökeninde eleştirel faaliyeti bulursunuz. Ancak, eleştiri, kıyıcılıkla veya saldırganlıkla alakası olmayan, tersine, işteş  çatılı bir fiildir. Yani bir karşılıklılık, bir diyalog, bir ortak zemin ve kabul gerektirir. Bu anlamda, eleştirel faaliyet, karşısına aldığı muhatabı ile gerçek bir temas kurduğu ölçüde yaratıcı bir süreçtir. Muhatabı olmayan bir eleştiri, yeni bir şey üretmek yerine, zaten inandığınız doğruları teyit etmeye yarar. En fazla...

Yön Dergisi, sadece eleştiri kültürümüzde meydana gelen tahribatı onarmak için değil, yaratıcı ve üretken bir eleştirel pratiğe gerçekten de ihtiyacımız olduğunu gördüğü ve bunu sağlamayı amaç edindiği için var oldu. Bildirisinde özetlenen ve solun evrensel değerleriyle kuşatılmış çerçevesinin içinde kaldığı sürece, birlikte tartışmak, birlikte düşünmek, birlikte üretmek ve nihayetinde birlikte çözüme erişmek Yön’ün amentüsü olacaktır.

Peki Yön nasıl bir dergi olacak? Buna en iyi yanıtı ikinci, üçüncü ve ilerleyen sayılar verecek tabi. Sözlerin, vaatlerin, taahhütlerin pratik karşısında hükmü yetersiz kalır. Ekibi, imzacıları ve okurları, Yön’ün pratiğini her boyutuyla ele alıp değerlendirme şansını bulacaklar önümüzdeki süreçte.

Öte yandan biz çıktığımız yolda yönümüzü belirlemiş bulunuyoruz: Sorunlarımızın açıklıkla ve dürüstlükle tespiti; tespit edilen sorunların üzerine cesaretle yürünmesi; bunu yaparken ilerici toplumsal mücadelenin toplam faydasının gözetilmesi; varılan sonuçlar ve ulaşılan çözümlerle ortak bir kimliğin, bir dayanışma zemininin güçlendirilmesi.

Sık sık duyduğumuz “bu kadar ismi bir araya toplamak ve buradan bir sonuç çıkarabilmek hedefi fazla iddialı değil mi?” sorusuna da böyle yanıt verebiliriz herhalde. 

Açıklık, cesaret ve dayanışma, iyimserliğimizin ve iddiamızın esas kaynağı. Bu hasletlerini kaybetmiş olan bir fikrin ve/veya hareketin, değil dergi çıkarması, adım atması bile mümkün değildir.

Bizim ise bu ataleti benimsememiz hiç söz konusu olmamıştır, bundan sonra da olmayacaktır.  “İleri” diyerek altını çizdiğimiz çaba, şimdi “Yön”üne de kavuşmuştur.

Yine iddialı, yine mütevazı...