Bazı siyasi göstergeler ve sosyalistlerin tutum belgesi

Son haftalarda hemen her gün saray blokundaki erimeyi ve karşıtlarının irileşmesini gösteren bir ya da birden fazla anket yayımlanıyor. Anketlerin çoğunlukla partilerin, olası cumhurbaşkanı adaylarının oy oranlarıyla ilgili kısımları öne çıkıyor olsa da ara sıra anket şirketleri yöneticileri sosyalistleri yakından ilgilendirmesi gereken oranlar da paylaşıyor. Örneğin Metropol Araştırma şirketi yöneticisi Özer Sancar, AKP’deki oy kaybının son aylarda tüm toplum kesimlerinde gözlenmeye başlandığı, son bir yıldaki yüzde 10’u bulan oy kaybının üçte birini en yoksullar kategorisini oluşturan aylık geliri 3 bin TL’den düşük hanelerde yaşayanların oluşturduğunu gösteriyor. Küçük burjuva solcuların önemli bir kısmının aklında AKP destekçisi dendiğinde hala dinle kandırılıp, yardımla bağımlı kılınmış proleter canlansa da gerçek bu. Bunu daha dikkat çekici bir bilgi kılan bir başka veri, söz konusu zaman aralığında, CHP’nin de aynı proleter kesimden yaklaşık aynı oranda destekçisini kaybetmesidir. Önceki seçimde verdikleri oylara göre bugün kararsız olduğunu ya da seçimleri protesto edeceğini söyleyenlerde de paralel bir durum vardır. Önceki seçimlerde AKP’ye oy vermiş olanların yüzde 37’si, CHP seçmeninin ise yüzde 15,8’i bu durumdadır. Halkın, özellikle de yoksul emekçi sınıfların iktidarın büyük ortağından olduğu kadar, muhalefetin koordinatöründen de uzaklaştığı görülüyor. İYİP, HDP ve MHP’de oy artışları gözlenirken, TİP de adını anketlere yazdırmaya başlıyor. İlginç bir başka bilgi, yüzde 7 barajı altı arasında görünen partiler arasında TİP, kararsızların kendisini en yakın hissettiği parti konumunda.

Bir başka gösterge, modern siyasi tasnif kategorilerine göre, Türkiye halkının kendisini nerede tanımladığıyla ilgili KONDA Araştırma Şirketi Koordinatörü Bekir Ağırdır’ın paylaştığı bir rakam. Saray karşıtı bloktaki 5 sağ partiyle, CHP’nin HDP’ninkine benzer bir tutum belgesi üzerinde görüşmeye başladığı toplantıyı değerlendirirken, ¨Bu ekibe HDP’nin ve ‘sol fikriyatın‘ da dahil edilmesi gerekir“ diyen Ağırdır, bunun gerekçesi olarak da araştırmalarına göre, toplumun yüzde 35’inin kendini sağda tanımlarken, yüzde 15’lik sol kesimin de yabana atılmaması gerektiğini söylüyor. Geriye kalan yüzde 50‘lik kesiminse ¨ikisinden de değilim¨ dediğini belirten Ağırdır, imaen ¨güçlü-uzun vadeli bir iktidar alternatifi inşa etmek istiyorsanız, bu asgari müşterekler tartışmasına, HDP’yi de sosyalistleri de dahil etmeniz gerekir¨ diyor. Has Üniversitesi’nin her yıl yayımladığı ¨Türkiye’nin Eğilimleri Araştırması“ da son iki yıldır kendisini sosyalist diye adlandıranların oranının yüzde 4,3 olduğunu (2015’te %7,3‘tür), sosyal demokrat diyenlerin oranının (%13,9) geçtiğimiz yıl ilk defa Kemalist diyenleri (%10,3) geçtiğini gösteriyor.1 İstenirse ankete dayalı bu araştırmaların her biriyle ilgili ayrı kusurlar bulunabilir elbette. Fakat, Boğaziçi Üniversitesi’nden ¨Barınamıyoruz“ hareketine öğrenci gençlikle, emekçi direnişlerinin son haftalardaki dinamizminin de gösterdiği üzere sosyalistlerin daha fazla inisiyatif alıp, ön plana çıkmasına uygun bir atmosferin bulunduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz. Bu rakamları akılda tutarak, HDP’nin tutum belgesi hakkında birkaç şey söyleyip, sözü sosyalistlere getireceğim.

HDP MUHALEFETİ RAHATLATIRKEN ELİNİ DE GÜÇLENDİRDİ

HDP’nin Millet İttifakı‘nın dışında ama müttefiki olarak davranacağını ilan eden ¨Adalete, Demokrasiye, Barışa Çağrı“ başlıklı tutum belgesi saray karşıtı kesimlerde coşkuyla karşılandı. 11 maddelik metinde, gerçek demokrasi ve adaletten Kürt demokratik çözümü, kadınların eşitliği, adil ekonomi, liyakat, doğaya saygı, gençlere özgür yaşam gibi başlıklarda ilkesel tutumlar özetlenmiş, en sonda da bunların güvenceye alınması için demokratik bir yeni anayasaya ihtiyaç duyulduğunun altı çizilmiştir. Bu haliyle, esas olarak burjuva muhalefetin ana gövdesi olan Millet İttifakı’nı rahatlatan metin, AKP’den kopmuşları da kendisine katan daha büyük bir bütün halinde hareket edebilmelerinin de önünü açmıştır. Bunun yanında, hem Kürt ulusal kamuoyunda alerji uyandıranlarla daha yakın bir görüntü vermekten kurtulmuş, hem de Cumhur ve Millet İttifakları arasındaki güç dengeleri içinde burjuva muhalefetin kendisinin cumhurbaşkanlığı seçimleri süreci ve sonrasındaki desteğine ihtiyacı bağlamında elini güçlendirmiştir.

BELGEDE SÖYLENMEYEN UYGUNSUZ GERÇEK: KAPİTALİST SÖMÜRÜ VE TALANI NE YAPACAĞIZ?

HDP’yle ilişkisini nasıl sürdüreceği konusunda burjuva muhalefetinin yıllardır süren karın ağrısını dindiren belgenin, on yıllardır Türk ve Kürt emekçi ve ezilenlerinin kanları, canları ve alın terleri üzerinde hükmünü yürüten kapitalist ¨normal“e ilişkin söylediği yalnızca ekonomide adalet başlığı altındaki genel geçer ifadeydi. Bu anlamda, HDP’nin CHP‘den daha farklı veyahut ileri bir tutum beyan etmediği ortadadır. Nitekim, partinin eski genel başkanı Selahattin Demirtaş’ın 4 Ekim’de yayımlanan ¨Umut Olmadan Yaşanır mı?“ başlıklı yazısında, seçimlere güçlü bir sol blok halinde girmek için, sol ve sosyalist güçlerin bir konferansta bir araya gelmesi çağrısında bulunmasını da hem bu eksiğin teyidi, hem de yaratacağı rahatsızlıklara karşı siyasi bir önalış olarak görmek gerekir. HDP’nin de çevresi ve dışındaki sosyalistlerin de halka daha fazlasını hep birlikte söyleyerek umut yaratması elbette mümkün ve arzu edilendir. Fakat, kamusal alana böyle bir metinle çıkıldıktan sonra sol güçlerle ayrı toplanıp, ayrı kararlar deklare etmek ne kadar umut ve heyecan yaratır şüphelidir.  

HDP’NİN TUTUM BELGESİ KARŞISINDA DOĞRU SORU

HDP Kürt halkının ağır bedeller ödeyerek sürdürdüğü ulusal-demokratik mücadelenin legal siyasetteki karşılığıdır. HDP’nin en başında Kürt hareketinin sosyalistlerle ittifakının partisi olarak kurulduğunu, halen de pek çok sosyalist çevreyi ve kişiyi kapsadığını biliyoruz. Buna karşılık, partinin dört ülkeye yayılmış mücadelesinin gündeme getirdiği ulusal-demokratik gündemleri, burjuva-küçük burjuva kesimlerle sınıfsal ittifak ilişkilerini sürdürme ihtiyacı ve hareketin kendine özgü habitusu, kapitalist sömürü ve talan karşısında radikal eşitlikçi ve ekolojist politikayı eğmeden bükmeden yürütmenin mümkün olmadığını da akılda tutmak gerekir. Dolayısıyla, Türkiyeli sosyalistler HDP’ye haklı eleştirilerini sürdürmekten geri durmamalı. Buna mukabil ulusal demokratik bir hareketle ittifak yapmanın daimi gerilimlerinin ayırdında olarak onu suçlayıp, Türkiye devriminin dinamik damarlarından biri olan bu hareketle politik mesafesinin açılmasından da kaçınmalıdır. HDP’nin tutum belgesini eleştirdiğim bir Kürt sosyalistinin şu sorusu bu noktada bence de daha anlamlı: ¨Peki, ‘Türkiyeli sosyalistler önümüzdeki sürece yoksul emekçiler adına masaya yumruğunu vurdu‘ dedirtecek bir tutum belgesi açıklayacak mı?“

Sosyalistler emekçiler, yoksullar ve ezilenlerin karşısına çıkıp, kendi alternatifini anlatmak için HDP’nin böyle bir konferans düzenlemesini de beklememeli, her derde deva bir seçim programıyla çıktığında halktan çok büyük bir teveccüh almayı da beklememeli. Bence bu ikisi de yanlış bir tutumdur. Çok kritik bir geçiş sürecindeyiz ve sosyalistler öyle ya da böyle çatışmalı biçimde yaşanacak bu sürecin içinden geçilirken yapacağı öncülükle, emekçi-yoksullaştırılmış halkın iradesini korumak ve çıkarları etrafında birleşmesini sağlayabilir. Bu da etrafında son bir yılda iyice belirginleşen ilgiyi ileri bir noktaya sıçratabilir.

DİK VE SARP BİR VİRAJDA

Yeni bir burjuvaziyle siyasal-kültürel eliti yapısal hegemonya gücü yapacak bir toplumsal değişimi zorlamak için 2014’ten beri, ülkeyi plebisiter bir dikta rejimiyle yöneten 20 yıllık neoliberal İslamcı iktidarın son demlerini yaşıyoruz. Yıkılması mukadder demek siyasetin diyalektiğine aykırı olsa bile Erdoğan iktidarının çok dik bir yokuşta sert bir viraja girdiği, buradan yara-beresiz çıkamayacağı bütün göstergeleriyle ortada... Devletin çekirdeğini oluşturan kontrgerillanın içindeki kanatların muhalefeti belirgin biçimde işaret ettiğini söylemek için de erken gibi… Buradan kimin nasıl çıkacağını kestirmek zor olsa da emekçi halkın daha örgütlü ve umutlu çıkabilmesi için direniş, dayanışma ve örgütlenme boyutlarını da içerecek bir tutum belgesiyle saray blokundan da muhalefetten de hoşnutsuz emekçilere, yoksullara, ülkede gelecek kuramayacağına kani olmuş prekaryaya, onlardan daha geleceksizleştirilmiş gençliğe umut olmak, umudu büyütmek önümüzde duruyor.

Fakat sınıfçı bir komünist gelenekten gelen Medyascope yorumcularının bile, ¨emekçilerden yana bir tutum belgesi yayımlanmalı mı“ sorusuna, ¨sosyalistlerin o kadar gücü yok“ şeklinde yanıtlar verdiğini üzülerek görüyoruz. Onlara göre emekçiler sosyalistlerin ne diyeceğini çok da merak etmiyor, bu yüzden böylesi bir belge onlar arasında bir karşılık bulamaz. ¨Söylediklerinizin fiilen saray karşıtı blokun bir yerlerinde, yani HDP ya da CHP’nin faaliyet alanında bir yerlerde, durmaya devam edelim anlamına geldiğinin farkında mısınız ey dostlar¨ demek istiyorum. Sosyalistlerin ne dediğine bakan en az yüzde beşlik bir kesim var. Bunun dışında da AKP ve CHP’den uzaklaşan proleter kesimler, anketlerde sosyalist bir partinin ilk kez görünmesi, geri adım atmayıp genişleyen pek çok direniş kulvarı da politik eylem ve umut veren bir öncü çağrıyla biraraya gelmeyi bekliyor.

SOSYALİST TUTUM BELGESİ VE ACİL ÖNLEMLER PAKETİ

Mevcut güçler dengesi, dizilişi ve seçim sistemi koşullarında sosyalistlerin, geçiş programı anlamına gelen bir tutum belgesi deklare etmesini ilk yazılarımda önermiştim. Yazının başlarında paylaştığım göstergelerin de ortaya koyduğu gibi sosyalistlerin hitap alanı anlatıldığı, vehmedildiği, ümit kesildiği gibi dar değildir. Buna ilaveten saray blokuyla karşısında yükseltilmeye çalışılan sağ alternatif Millet İtifakı’nın ikna edemediği, çoğunun kendisini solda tarif ettiğini varsayabileceğimiz geniş bir kesim vardır. İlk yazılarımdan birinde bunları şöyle tasnif etmeye çalışmıştım: ¨Ülkenin önümüzdeki on yıllarda nasıl bir otoriter kapitalizmle yönetileceğine dair karşı devrimci bir dönüşümle, restorasyoncu bir eski normale dönüş arasındaki bir çatışmanın çözümsüzlüğü içinde debelenip duruyoruz. Zaman zaman şiddetlenen bu çatışmanın argümanları, ne otoriter neoliberalizme karşı isyan etmiş Gezi Olayı‘nın omurgasını oluşturan yüksek eğitimli prekaryaya, ne işçi-işsiz, yoksullaştırılmış Kürt-Alevi emekçilere (özellikle de onların gençlerine), ne de onların eşitlik-özgürlük özlemlerine hitap etmiyor.“

Sosyalistlerin bu noktada Gezi‘yi hatırlatan bir nazariyeden, talepleri siyaseten gözetilmemiş prekarya bölüklerine, öğrenci gençliğe, kadınlare, LGBTİ+‘lara, Alevilere ve tüm seküler yaşam savunucularına, anti-kapitalist Müslümanlara Haziran günlerindeki gibi ortaklaşma çağrısı yapması gerekir. Yani, kendi tutum belgesini Gezi’de saklı kalan Türkiye’nin geleceğine ilişkin olumlu toplumsal eğilim ve arzuları içerip, o günlerin ünlü-ünsüz kahramanlarını da yanına alarak ilan ettiğinde, şu an rejim meselesine odaklanmış burjuva Millet İttifakı’nın bile karşısına almayacağı oldukça ses getirecek bir çıkış yapmış olacaktır. Bu deklarasyonun en başına ¨Biz başka Cumhuriyet isteriz“ gibi insanları bambaşka bir Türkiye‘ye çağıran bir başlık konulursa da akılda kalıcı olur kanaatindeyim.

Sosyalistlerin tutum belgesinin maddelerinin neler olabileceğini ilk yazılarımda geçiş süreci programı bağlamında belirtmiştim. Aynı şeyleri tekrarlayarak sizleri sıkmak istemiyorum. Yalnızca en stratejik ve yakıcı iki tanesini belirtmek istiyorum. İlk maddede, saray bloku kaybettiğinde seçim sonuçlarını kabul etmeyecek olursa, halkın yaygın-kitlesel-şiddet içermeyen ve sonuç alıcı eylemlerle direnmesinin meşru olacağı deklare edilmelidir. Bu hem geçmişte halkları hayal kırıklığına uğratmış muhalefetin bir adım önüne geçmeyi sağlarken, onların sandığa küstürdüklerini de yanına çekmesini sağlayabilir.  Bunun gereği olarak da bulunduğu bütün yerelliklerdeki gücüyle bu yaygın halk direnişine başka devrimci ve demokratik güçleri de yanına çekerek katılacağının güvencesini ön mücadeleler içinde verebilir.[i] İktidar ortaklarının seçimleri çalmak gibi büyük haksızlıklarına ve olası provokasyonlarına karşı yaygın direnişin biçimi, düzlemleri ve zamanlaması üzerine kafa yormak gerekir elbette ancak şu aşamada topyekûn direneceğini deklare etmek bile önemlidir. Böylesi bir tutumun bir kovuşturmaya-davaya yol açmasını da göze almak gerekir. Bunun İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi‘ne ve bazı anayasalara girmiş bir kolektif insan hakkı olduğunu hatırlatmak da iyi olabilir. Sosyalistlerin bu kritik dönemeçte, 2017-2018’de yapılmayanı yapmaya çağrı yapması muhalefet cephesi tabanındaki saygınlık ve moral üstünlüğünü ciddi biçimde artıracaktır. İkinci maddede, neoliberal kapitalizm eleştirisi üzerinden geçinemeyen, karnını doyuramayan, barınamayan, okuyamayan milyonlarca aç-yarı aç insanın onurlu yaşaması için yoksullara nakit desteği-hane başına belli miktarda ücretsiz elektrik-su-doğalgaz hizmetleri sunulmasının en başa yazılacağı bir acil önlemler paketi olmalıdır.

Sonuç itibarıyla, toplumun, halkların, emekçilerin böyle bir umuda yıllardır ihtiyacı vardı. Bugünden önümüzdeki üç, belki beş yıla uzatabileceğimiz süreç bu umudu büyütmenin koşullarının çok daha elverişli olacağına işaret ediyor.

 

[i] Bu anlamda, varolan mücadelelere destek vermenin ötesinde, kendisi belli bir konuda 6 ay aylık, bir yıllık bir merkezi kampanyayı emekçi mahallelerinden başlayarak yürütebilir. Kocaeli Darıca’da, Yenikent Mahallesi’ndeki ¨Zamlara Hayır Platformu“ bu konuda güzel bir öncü örnektir. Phil Neels’in Hinterland’ı bağlamında bu konuyu işleyen bir yazıyı yazmaya çalışacağım sözünü bir kez daha vermiş olayım.