Kazanabilir miyiz?

Kazanabilir miyiz?

En önemlisi yirmi yıldan fazladır her türlü baskıya ve zora rağmen diz çöktüremedikleri bir halk var bu ülkede! Kazanabiliriz!

Engin Deniz

Umutsuz, bıkkın ve yorgun mu hissediyorsunuz; artık yapabileceğiniz hiçbir şey kalmadığını mı düşünüyorsunuz?

İnsanlık tarihindeki sayısız direnişlerden biriyle başlayalım:

Naziler, 1941 yılında Sovyet topraklarına girerek hızla her yeri işgal etmeye başlar. Nazi işgali Kiev’de başarıya ulaştığında, futbolcuların bazıları ülkeyi terk ederken bazıları ise esir düşer.

Bir süre sonra ‘Şüpheli’ damgasıyla serbest bırakılan birkaç futbolcu, ekmek fabrikasında çalışmaya başlar. Bir araya gelen futbolcular bir takım kurmaya karar verir. Böylece ‘fırıncılar’ olarak da bilinen FC Start takımı ortaya çıkar.

Şehirdeki spor müsabakalarına katılmaya başlayan Start takımı, rakiplerini birbiri ardına mağlup eder. Birçok işgalci takımını da yenen Start, sonunda Almanların “yenilmez” denen subaylar takımı Flakelf’le karşılaşmaya hak kazanır.

Almanlar, yeterli besine ulaşmak konusunda bile sıkıntı yaşayan Start oyuncularının Flakelf karşısında şansı olmadığını düşünmektedir. İlk maç 6 Ağustos 1942’de oynanır. “Üstün ırk”a mensup “yenilmez” takım, Start karşısında 5-1 mağlup olur!  Şehirdeki Alman askerlerinin morali bozulur ve Kiev sokaklarında büyük bir umut dalgası yükselir. Almanlar şehirde ayaklanma olması ihtimalinden korkmaya başlar.

Faşistler, halkın umudunu kırmak ve ordunun moralini yükseltmek için, 3 gün sonra bir rövanş maçı yapmak isterler. Ancak, bu kez işi şansa bırakmak niyetinde değillerdir. Start oyuncuları tehdit edilir ve maç günü geldiğinde tribünlerin büyük bölümü işgal birlikleriyle doldurulur.

Ve elbette hakem de bir Nazi subayıdır!

Alman takımı hiçbir kural tanımaz ve birçok insanlık dışı faul yapar ancak, hakem hiç oralı olmaz. Birçok Start’lı oyuncu yaralanmasına rağmen maçtan kopmaz ve ilk yarı Start’ın üstünlüğüyle sona erer.

Devre arasında soyunma odasını ziyaret eden Nazi subayı kısa ve net konuşur:

“Maçı kazanırsanız sonuçlarına katlanırsınız.”

Kısa bir sessizlikten sonra, takım kaptanı Truseviç, “Bazı şeyler ölmeye değer” diyerek arkadaşlarını motive eder.

Sonuçta, insanlık dışı faullere, tehditlere ve kuralsızlığa rağmen, iyi bir takım oyunuyla işgalciler 5-3 mağlup edilir.

Futbolcuların başına gelenlerle ilgili rivayetler muhtelif ancak kesin olan şu ki, Start’lı oyuncular en zor koşullar altında bile işgalcilerin moralini bozmayı ve halkına umut olmayı başarmıştır.

Bizim maça gelirsek…

Muhalif basını sindirme hamleleri, dövülen gazeteciler, sosyal medya kullanıcılarına sansür, Gezi’ye ağır cezalar, akıl dışı yasal düzenlemeler, adaletsiz-usulsüz Saray atamaları, İstanbul Sözleşmesi’nden bir gecede çakılması, tarikat vesayeti, bağımlı yargı, İBB’ye kayyum tehdidi, sınır ötesi operasyon gündemi, HDP’ye kapatma davası, iktidar blokunu ihya edecek seçim düzenlemeleri, yalan, iftira…

Bitmek bilmeyen bir saldırı dalgası altında bugünlere geldik.

Seçim hileleri, usulsüzlükler, manipülasyonlar… Bu tartışmalarla birlikte önümüzdeki hafta 2. tur seçimi gerçekleşecek. Oysa biz zaten bu maça daha çıkmadan çok önce sayısız kez tehdit edildik ve sakatlandık.

Kazanabilir miyiz?

Unutmayalım!

Arkasına devletin tüm gücünü ve kaynaklarını almasına rağmen, rahat rahat kazanamayacağını bildiği için, kirli ittifaklara ihtiyaç duyan bir iktidar var karşımızda.

Her türlü seçim usulsüzlüğüne ve hırsızlığa mecbur bir yapı var karşımızda.

Her yolu denemesine rağmen toplumun yarısından fazlasının onayını seçim sandığına yansıtamayan bir suç örgütü var karşımızda…

Ve en önemlisi yirmi yıldan fazladır her türlü baskıya ve zora rağmen diz çöktüremedikleri bir halk var bu ülkede!

Kazanabiliriz!

Ama şikâyet ederek, küserek, bahaneler üreterek değil…

Start takımı gibi, her şeyimizi ortaya koyup oynayarak!

Kabullenelim; karşımızdaki takım kural tanımaz ahlaksız bir takım.

Şaşırmayalım; Her faule hazır olduğumuzu gösterelim.

Unutalım; geçmişe debelenmek yerine sadece önümüzdeki maça odaklanalım.

Kaybedecek neyimiz var artık?

Sadece yapabileceğimizi yapalım; 28 Mayıs akşamı üzüleceksek de her birimiz elimizden geleni yapmış olmanın iç huzuruyla kederlenelim.

Nasıl?

14 Mayıs seçimlerinde 1 milyondan fazla seçmenin oyu geçersizdi, yaklaşık 8,5 milyon kişi ise hiç sandığa gitmedi!

Sosyal medyadan sentetik tepkiler üretmek yerine el ele verip gerçek bir güç olduğumuzu gösterelim. Her gün onlarca tweet atacağımıza, başka bir adaya oy vermiş insanları bulup ikna etmeye çalışalım ya da sandığa gitmeyen-gidemeyen insanları bulalım…

Yalan ve iftiraya başvuracaklar, hile yapacaklar, faul yapacaklar…

Hepsine, hodri meydan!

Kazanabiliriz!

Yeter ki hep birlikte inat edelim.

Hem artık son dönemde inadı iradeye dönüştüren iyi bir takım daha var: TİP var.

DAHA FAZLA