Fırat üzgün akıyor...

Fırat üzgün akıyor...

Türkiye’yi adeta sömürgesi gibi görenler, sömürge madenciliği yapanlar ve buna izin verenler bu ülkeye ve bu halka çok büyük kötülük yapmaktadır.

Maden Mühendisi Mehmet Torun 

Fırat nehri, Harran’dan Mezopotamya’ya kadar büyük bir coğrafyaya hayat veren çok önemli bir su kaynağıdır. Binlerce yıldan beri birçok medeniyet bu havzada kurulmuş, yaşam bulmuştur.

Bugünlerde Fırat mahzun, üzgün. Çünkü geçtiği yerlere yaşam veren suları kirletiliyor, zehirleniyor. Kanada kökenli çok uluslu bir şirket ile yerli ortağına ait olan altın işletmesinde siyanür borularından birisinin kırıldığı, 20 ton civarında siyanürün çevreye yayıldığı ve bu durumun resmi tutanaklara geçtiği basına yansıdı. Fırat nehrinin başlangıcı olan Karasu’nun hemen yanı başında, 300 metre uzaklıkta bulunan altın işletmesinde 200 futbol sahası büyüklüğündeki siyanür havuzunun riskler barındırdığı, olası bir kaza durumunda çok ciddi bir felakete yol açacağı pek çok kuruluş ve yöre halkı tarafından dile getirilmekteydi. 2009 yılında faaliyete geçen altın işletmesini çalıştıran ANAGOLD şirketinin büyük ortağı, yüzde 80’le Kanadalı SSR Mining. Merkezi Kanada ama bu türden şirketlerin çoğunda olduğu gibi, içinde Amerika, Avustralya, İngiltere’nin de olduğu uluslararası bir kartel. Yüzde 20’lik ortağı ise iktidara yakın Çalık Holding.

Anagold Madencilik, 2000 yılında SSR Mining ile Lidya Madencilik ortaklığı ile kurulmuş olup Erzincan-İliç'te Çöpler altın işletmesindeki faaliyetlerine 2009'dan beri devam etmekte.

Dünyadaki altın üretiminin neredeyse tamamı çok uluslu şirketler tarafından yapılmaktadır. Bu şirketler, üretimlerini gerçekleştirmek ve daha fazla kâr elde etmek için her yolu mübah görmektedir. Kirlettikleri sular, kirlettikleri çevre, bozdukları tarım arazileri, hayvan ölümleri, arıların yok olması, yerinden yurdundan ettikleri köylüler onlar için önemli değildir. Varsa yoksa daha çok kazanç, daha çok kâr.

Günümüzde tonda 1-2 gram altının dahi işletildiği ortamda 3-5 ton altın için on binlerce ton toprağın siyanür ile yıkanması gerekmektedir. Zehirli bir kimyasal olan siyanür ve sülfirik asit kullanımının olumsuz etkilerinin uzun yıllar devam etmesiyle yeraltı sularını kirlettiği ve asit-kaya drenajı ile uzun yıllar içinde denge oluşturmuş yapıları bozarak çok ciddi sağlık ve çevresel sorunlara yol açtığı bilinmektedir. Bu işletmelerin; İliç örneğinde olduğu gibi akarsu kenarlarına kurulması riskleri daha da büyütmekte, doğa katliamlarına, ekolojik yıkıma yol açabilmektedir.

Altın işletmesinde kullanılan kimyasalların miktarına bakıldığında bu risklerin boyutu daha net görülmektedir.

Ülkemizde bu doğa katliamını yapanlar, kendi ülkelerinde bunun binde birini bile yapamazlar. Türkiye’yi adeta sömürgesi gibi görenler, sömürge madenciliği yapanlar ve buna izin verenler bu ülkeye ve bu halka çok büyük kötülük yapmaktadır.

27 Mayıs 2022’de maden atık havuzunun ve madenin de üzerinde olduğu Yedisu fay zonunda 4,2 şiddetinde bir deprem meydana gelmiştir. Konuyla ilgili bilim insanları, bölgede daha şiddetli depremler olabileceğini söylemektedir. Bu durum göz önüne alındığında tehlikenin büyüklüğü endişe yaratmaktadır.

Bu kadar riskleri içinde barındıran ve ülkemize, yöre halkına ciddi bir katkısı olmayan altın işletmesinde üretimin durdurulması kamu yararı açısından zorunluluktur. Halkın ortak malı olan madenlerin çok uluslu tekellere ve yerli işbirlikçilerine peşkeş çekilmemesi için mücadeleyi yükseltmek bir insanlık ve yurtseverlik görevidir.