Devlet aklına karşı: Sınırlandırma mücadelesi ve aklı bulandırmak

Devlet aklına karşı: Sınırlandırma mücadelesi ve aklı bulandırmak

Dünün ve bugünün devlet aklının; bir siyasal proje olarak halkın çıkarları doğrultusunda sınırlandırılması esas bir görev olarak sosyalistlerin ve müttefiklerinin önünde durmaktadır.

Fırat Çoban

13 Ağustos 2022’de yayımlanan yazısında Çulhaoğlu, Cumhur ve Millet İttifakları arasındaki siyasi mücadelenin örtük ve dolaylı yollardan sürdürüldüğü bir alan olarak devlet aklını odağına almış;  AKP’nin kendi aklıyla ikame edip etkisizleştirdiği, dağınık ve gündelikçi devlet aklını çoğunlukla terör ve korku üzerinden pekiştirdiğini söylerken  Millet İttifakı’nın ise AKP öncesi “eski aklın kalıntılarını” canlandırma çabasında olduğunu ifade etmişti.

Ana akım burjuva siyasetin bir rekabetine dikkat çekmeye çalıştığını söyleyen Çulhaoğlu, yazısını devlet aklının gerekliliği ya da biçimi gibi sorunların sosyalist mücadelenin konusu olmadığı uyarısıyla bitirmişti.

Çulhaoğlu’nun bıraktığı yerden, devlet aklı bağlamında sosyalist mücadele açısından biri kurama öteki siyasete içkin olmak üzere, üzerinde durulması gereken iki nokta olduğu düşüncesindeyim.

Bunların birincisi, devlet aklından zuhur eden pratiklerin içinde gerçekleştiği nesnellik ile o nesnelliği kuran ayrı ayrı faillerin ve sınıflar arası mücadelelerin kavranmasıdır. Kurama içkin olan bu ilk nokta, devlet aklının kendisini, pratiklerini ve onu oluşturan süreçleri kavramamıza; dahası, devlet aklının, egemen sınıfın çıkarlarıyla çelişmek bir kenara, bizatihi onun uzun erimli çıkarı için işlediğini, sınıflar arası mücadelenin neticesi ile belirlenip sınırlandığını anlamamıza imkân sağlayacaktır.

Siyasete ve stratejiye içkin olan ikinci nokta ise, devlet aklını oluşturan ve “devlet çıkarını” kuran nesnelliğin ve insan etkinliğinin karşısına bir siyasal proje olarak halkın çıkarlarının konulması ve bu aklın sınırlandırılmasıdır. Yani bugün Saray Rejimi’nin mevcudu pekiştirmekte, düzen muhalefetininse eskiyi çağırmakta, canlandırmakta olduğu “devlet aklının” gerekliliği ve biçimi sosyalist mücadelenin konusu değildir; ancak bu aklı ve pratiklerini, halkın çıkarlarına dayanan bir siyasal proje ile sınırlandırmak sosyalist mücadelenin hem konusu hem görevidir.

Biraz daha açalım. Tarihsel olarak devlet aklı, egemene, “devletin, düzenin bekası”, doğrultusunda serbestçe hareket etme imkânının ve yeteneğinin sağlanması olarak1 tanımlanabilir. Yani, mevcut kanunların “beka” doğrultusunda askıya alınması ve çiğnenmesi, kavrama içkindir. Buna ek olarak devlet aklını, düzen içi her bir failin eylemler ve tutumlar aralığını belirleyen, yönelimlerini etkileyen tarihsel olarak yapılandırılmış bir habitus olarak da tanımlayabiliriz.

Çulhaoğlu tarafından “dağınık, gündelikçi ve pragmatik” olarak tanımlanan ve hatta tarihsel olarak -bir Saray Rejimi’ne yaraşacağı gibi- “hane aklı”na2 doğru bir gerilemenin olduğu AKP’nin devlet aklı; kendi nesnelliğini kendisinden öncekinin sınırları içerisinde onun değişimi ile kurmuş, kendisinden sonrası için de çeşitli alanlarda yeni sınırlar bırakmıştır.  Devlet aklındaki değişimi, salt AKP’nin ideolojik-politik saikleriyle açıklamak doğru değildir. Devlet aklındaki değişimi açıklamanın yolu, Türkiye kapitalizminin 21. yüzyıldaki dönüşümünü açıklamaktan geçmektedir. Çulhaoğlu’nun “dağınık, gündelikçi ve pragmatik” olarak tanımladığı devlet aklının, neoliberal derinleşme süreci sonrası bir bütün olarak Türkiye kapitalizmini ve egemen sınıf pratiklerini tanımlayacağımız başat kavramlar olması tesadüf olmasa gerek. AKP’nin devlet aklı, kendisinden önceki devlet aklından bir kopuşu değil, nihai noktada -yön çizme kapasite ve yeteneğinin daraldığı bir tür başkalaşma içeren- bir sürekliliği ifade etmektedir ve muhakkak sermayenin talep ve arzuları ile kendini var etmektedir. Bu talep ve arzular, kanuni olan ve olmayan arasında bir muğlaklaşmadan, keyfiyetten, mülksüzleştirmeden ve piyasa koşullarında yurttaşların daha yaralanabilir kılınmasından3; ve biraz daha ileri giderek, Cumhuriyet’ten ve 61 Anayasası’ndan kalan “aşırılıkçı” bakiyenin sermaye saldırılarının dizginsizleştiği bu tarihsel fırsat anında bertaraf edilmesi arzusundan müteşekkildir.

AKP sonrasında devlet alanındaki faillerin etkinlikleri, kendilerinden önce kurulmuş, Türkiye’de sermayenin ihtiyaçlarına paralel olan bu nesnelliğin içerisinde gerçekleşecek; yeni iktidar sahipleri, nesnelliği yeniden biçimlendirmeye çalışsalar da bu süreçte kendilerini de bir şekilde yeniden kuracaklardır. Somutlarsak AKP, geride bıraktığımız 20 yıl içinde, yeni bir devlet aklı yaratmasa da kendisinden önceki aklı, Türkiye kapitalizminin ihtiyaçları ve kendi ideolojik-politik ajandası doğrultusunda başka bir şeye dönüştürecek kadar değişime uğratmıştır. Bu yeni akıl Millet İttifakı iktidara geldiği durumda dahi varlığını biçim değiştirerek de olsa sürdürmeye devam edecek; AKP sonrası iktidar pratiğine de belirli sınırlar çekmeye çalışacaktır.

Çulhaoğlu, bir araya geldiğimiz son toplantılardan birinde bu sınırları üç başlık (ilki laiklik noktasında eskiye dönülmemesi, ikincisi Suriye politikasında güvenlik elitinin stratejilerini önceleyen bir devamlılık, üçüncüsü NATO’ya tam bağlılık) olarak özetlemişti. Çulhaoğlu’na ek olarak hem AKP öncesi hem AKP sonrası dönemde devlet aklının en istikrarlı sınırları olarak iki başlıkta halkın depolitizasyonu ve Kürtlere yönelik şiddeti sıralayabiliriz.

Yukarıda özetlediğimiz bu sınırlar doğrultusunda devlet aklı; dün olduğu gibi yarın da “devlet bekası” için hukuku askıya alan eylemlerin siyasal meşruiyetini oluşturacaktır. İşte bu noktada, dünün ve bugünün devlet aklının; bir siyasal proje olarak halkın çıkarları doğrultusunda sınırlandırılması esas bir görev olarak sosyalistlerin ve müttefiklerinin önünde durmaktadır. İlk aşamada piyasacı-milliyetçi düzenin iktidar olmayı bekleyen odaklarına sıraladığımız mücadele alanlarında geri adım attırılamasa da “aklı bulandıracak” ve hukuku askıya alma imkanını ve yeteneğini daraltacak bir basıncın yaratılması, bir diğer ifadeyle bir sınırlandırma mücadelesi yürütülmesi gerekmektedir.

Siyasal/toplumsal alanların bütününde halkın özne haline getirilerek emek, laiklik, anti-emperyalizm ve barış gibi başlıklarda düzenin iki kutbuna karşı kırmızı çizgiler çekilmesi, “aklı bulandıracak” ve baskılayacak sınırlandırma mücadelesinin ilk adımlarıdır.

Bu koşullar altında Emek ve Özgürlük İttifakı; Cumhur İttifakı’nın terör ve korku ile pekiştirmeye, Millet İttifakı’nın geçmişin hayaletlerini çağırarak yeniden kurmaya çalıştığı devlet aklının ve sermayenin çıkarlarının karşısına, halkın haklarını ve çıkarlarını koymanın bir imkânı olarak siyasal/toplumsal uzamda belirmektedir.

_ _ _ _

13 Ağustos 2022’deki yazısını “ama her şeye hazır olmak en iyisi olsa gerek…” diye bitirmişti; değilmişiz. Bir ömür harcayacak, hayallerimizi gerçek kılacağız. Hoşça kal Metin ağabey.

KAYNAKÇA:

1Mithat Sancar, “Devlet Aklı” Kıskacında Hukuk Devleti, s. 19, İletişim Yayınları, 2000.

2Pierre Bourdieu, Devlet Üzerine, s. 309, İletişim Yayınları, 2015.

3Mine Eder, “Türk Usulü Buldozer Neoliberalleşmeyi Anlamak: AKP’nin Politik Ekonomisi ve Ötesi”, Türkiye’de Yeni İktidar Yeni Direniş içinde, Metis Yayınları, 2015.