Berat Çelikoğlu yazdı | Bir 5N1K denemesi: Üçüncü İttifak

Berat Çelikoğlu yazdı | Bir 5N1K denemesi: Üçüncü İttifak

¨Bir fili alıp yerine başka bir fil koyulduğunda 'Bu defa gelen, karıncaları ezmemeye özen gösterecek' beklentisi, korkutucu derecede iyimser bir yanılgıdır.¨

Berat Çelikoğlu

Son haftalarda kamuoyunda çeşitli isimlerle (Halk, Demokrasi, Sol vb.) de olsa bir “Üçüncü İttifak” tartışması yapılıyor. Bu ittifakın, Türkiye’de yaklaşmakta olan seçimleri de aşacak bir kapsama kavuşarak siyasete halkın yeniden katılımını hedefleyecek bir amaca hizmet etmesi, Türkiye’nin Saray Rejimi’nden kurtuluşunu ve yeniden kuruluşunu hızlandırması vb. gibi pek çok şey masaya yatırılıyor.

Belki Türkiye’de siyasetin baş döndürücü hızına alıştığımızdan, belki de artık siyaseti bir satranç gibi değil de masa tenisi maçı gibi görmemizden kaynaklanarak Üçüncü İttifak tartışmasını, kendisine ve bize hiç yakışmayacak sığlıkta ve sistemsiz olarak tartışıyoruz.

Biraz su yüzeyini berraklaştırabilmek adına “Ne? Ne zaman? Nerede? Neden? Nasıl? Kim?” sorularından oluşan, gazetecilerin iyi bildiği ve sıkça kullandığı, bir haberin öğelerini yerli yerine oturtmalarını sağlayan 5N1K formülasyonunu biz de Üçüncü İttifak için uygulamayı deneyebilir ve bir de ek olarak kendimize bir soru yöneltebiliriz: Üçüncü İttifak kimin ihtiyacı?

NE? NE ZAMAN? NEREDE?

Türkiye’de Cumhur ile Millet İttifakı, toplamda ülkenin ezici bir çoğunluğunu temsil ederek siyasetin de ağırlık merkezini oluşturuyor. Bu ittifaklardan birisinin merkezinde AKP, diğerinde ise CHP duruyor. AKP, bir anlamda tarihsel blok olarak tarif edilebilecek MHP ile kurduğu ittifakta ülkedeki siyasal İslamcı düşünce ile milliyetçiliğin bir sentezini temsil ediyor. Buna karşılık CHP ise, belki de dönemsel olarak nitelemenin doğru olacağı bir biçimde “kendi sağında duran” İYİ Parti, Saadet Partisi ve Demokrat Parti ile ittifak halinde.

Cumhur ve Millet İttifakı, bizim tartışma konumuz değil. Ancak, bu iki ittifakın dışında kalanların siyasette sesini nasıl duyurabileceği, nasıl kazanımlar elde edebileceği sosyalistlerin sorunu. Sahi, bu iki ittifakın dışında kalarak kendisini ifade etmek isteyen KYK borçlusu gençler, taciz ve şiddete maruz kalan kadınlar, ötekileştirilen ve yaşam hakkına saldırılan LGBTİ+’lar, her geçen gün yoksullaştırılan emekliler ve işçiler ne yapmalı?  Merkezdeki iki ittifakın çatışmaları, çoğu zaman bu ittifakın dışında bulunanlara “Siz karışmayın, biz hallediyoruz” mesajını da vermiyor mu? Özellikle HDP’nin ve sosyalistlerin mücadelesine, ya “Oyları bölüyorsunuz” ithamıyla ya da “Oyları bölecek misiniz?” kaygısıyla yaklaşılmıyor mu? Burada oyları bölmekten kastedilen, aslında bir şekilde Cumhur ile Millet İttifakı arasına sıkıştırılan verili siyaset düzleminin, “Ya bizdensin ya onlardan” varsayımının kabulü değil midir?

O halde Üçüncü İttifak, bir biçimde siyasetin ağırlık merkezinde duran iki ittifaklı siyaset düzeninin reddiyesidir. Yalnızca bu ikili sistem tarafından dışlananlar için değil; eğer örneğin yüz binlerce emekçi bugün yalnızca “AKP’ye yaramasın” diye kendisini tam olarak temsil etmediğini düşünse bile Millet İttifakı’nı desteklemek zorunda hissediyorsa, o halde reddiyenin de ötesine geçerek kuruluş gerekmektedir. Siyasi özneler, siyasete ilişkin tespitler yapmakla yetinemezler.

Üçüncü İttifak, önümüzdeki seçimde bir yeni ağırlık merkezi yaratmayı hedefleyecek olsa da kapsamı ve hedefleri seçimleri aşan; Türkiye’de eşitlik, özgürlük, adalet, toplumsal cinsiyet eşitliği, özlük ve sosyal hakları, engelli hakları, iklim adaleti, liyakat, insanca yaşam, demokrasi, sosyalizm vb. başlıkların birine, birkaçına veya tamamına ilişkin kaygısı olan halkların ve emekçilerin birliğini örgütleyecek bir siyasi ittifaktır.

Peki ya ne zaman ve nerede? Türkiye’nin Saray Rejimi’nden kurtarılması görevinin aciliyeti düşünüldüğünde, daha acil bir siyasi görev tarif etmek mümkün değildir. Bununla birlikte Üçüncü İttifak, diğer ikisinden farklı olarak kapıları kapalı toplantı salonlarında, Meclis kürsülerinde, siyasi partilerin genel merkezlerinde kurulamaz ya da bir başka ifadeyle varlık koşullarını oraya dayandıramaz. Bu mecralar, yalnız ve ancak semt pazarlarında, okul sıralarında, tekstil atölyelerinde, kömür madenlerinde, ofislerde gerçekleşecek bir araya gelişlere düzen ve resmiyet kazandırmak amacıyla kullanılmalıdır. “Kürsüde yapılıp halka götürülen siyaset” anlayışını reddeden bir ittifak, siyaseti yapıldığı yerde, yani sokakta ve yaşam alanlarında üreterek bunun yansımalarını kurumsal düzeylere taşımalıdır.

NEDEN? NASIL?

“Neden Üçüncü İttifak?”, “Üçüncü İttifak nasıl kurulabilir?” ve “Üçüncü İttifak’ı kim kuracak?” sorularını birbirinden ayrı düşünmek mümkün değil.

Neden Üçüncü İttifak? Çünkü Türkiye’de siyasetin dışına düşürülen milyonların yeniden merkeze yerleşebilmesi için bu kesimlerin sesi olma iddiasını taşıyanların dayanışmaya ve güç birliğine ihtiyacı var. Çünkü fillerin tepiştiği, karıncaların ezildiği bir siyaset düzeninden kurtulmak ve aynı zamanda ucube başkanlık sistemi ile Saray Rejimi’nden de Türkiye’yi kurtarmak için hareket edecek bir odağa ihtiyaç var. Çünkü, varlığını sürdüren iki ittifakın tüm “ama”lara rağmen bir ortak paydası var: %1’e karşı %99, işçi ve patron, emek ve sermaye.

Adına ne sistemi derseniz deyin, başkanlık sistemini ne yaparsanız yapın, Türkiye’de %1’in çıkarlarını %99’un yaşamlarının kat kat üzerinde gören anlayışın yıkılması Üçüncü İttifak’ın siyasi görevi olacaktır. Tersini söylemek de mümkün; bu gerçek ile yüzleşmekten kaçınanlar hangi partinin mensubu olursa olsun, bu gerçek onların iktidarında da emekçilerin yüzüne tokat gibi çarpacaktır. Bir fili alıp yerine başka bir fil koyulduğunda “Bu defa gelen, karıncaları ezmemeye özen gösterecek” beklentisi, korkutucu derecede iyimser bir yanılgıdır.

Öyleyse nasıl kurulabilir? Burada bir kavram üzerinde durmaya (maalesef) gerek var: İttifak. Siyasi bir ittifak, tanımı gereği, düşünceleri ve yaklaşımları birebir örtüşen özneler arasında kurulamaz. Eğer bir ittifakın bileşenlerinin düşünceleri ve yaklaşımları birebir örtüşüyorsa, orada bir ittifak değil birlik, birleşme, kaynaşma ilişkisinden söz edilebilir. Üçüncü İttifak, bu nedenden ötürü, bir kriter olarak birbiriyle yukarıda sözü edilen başlıklarda tamamen aynı düşünen özneleri bir araya getirmeyi amaçlayamaz. Aksine ortak paydaları kuvvetlendirmeyi, acil görevlerin altını çizmeyi, odağı oraya yöneltmeyi amaçlayabilir. Üçüncü İttifak, tanımı gereği farklı alanlara dönük ilginin, kaygının, hayallerin derleyicisi ve düzenleyicisi görevi görmelidir.

Bu ittifakın ortak kriteri, Türkiye’ye ilişkin yakın vadeli bir projeksiyonda uzlaşmak ve geleceğe ilişkin emekçi halkların ortak çıkarlarını önceleyen hamlelerde ortaklaşmaktır. Söylenenler ışığında örneğin; bileşenlerin tamamı sosyalizm, proletarya diktatörlüğü ya da demokratik konfederalizm konusunda bir ve aynı düşünmek zorunda değildir. Ancak Saray Rejimi’nden bir an önce kurtulmak gerektiği noktasında ittifakın hiçbir bileşeninin elbette şerhi olamaz. İşte bu şekilde emekçilerin yakın vadeli ortak siyasi çıkarları etrafında kurulacak bir ittifak, kimi soru ve kaygıları gereksizleştirecektir. Daha açık ifade etmek gerekirse, böylesi bir ittifak hiçbir siyasi öznenin “ilkelerine” zarar vermez. Eğer veriyorsa, o ilkelerde emekçilerin çıkarıyla çatışan bir unsur olması kuvvetle muhtemeldir.

ÜÇÜNCÜ İTTİFAK KİMİN İHTİYACI?

Son iki soruyu yazının sonuna sakladık: Bu ittifakı kim kuracak ve bu ittifak kimin ihtiyacı? Bunun bir gerekçesi ise herkesin genel kabul kapsamında değerlendirdiği bir sürecin sonuna varıldığında ve artık “özne” konuşulmaya başlandığında devreye öznel problemlerin, kaygıların, siyasi hareketlere sirayet etmiş zararlı tutumların açık bir yara gibi kaşınmaya başlamasıdır.

Eğer bu ittifakın bir ihtiyaç olduğu, neden ve nasıl kurulması gerektiği gibi konularda bir uzlaşıya varılıyorsa ve bu uzlaşıya varanlar, bir biçimde Türkiye’de emekçileri temsil eden siyasi özneler ise “kim” sorusu kendi kendini cevaplandırıyor olmalı. Ancak maalesef, bu gerçekleşmiyor.

Kurulacak olan Üçüncü İttifakı; “yeni Türkiye” tarafından ikinci sınıf vatandaş muamelesi yapılan, zulmedilen Kürt halkının siyasal temsilcisi olan HDP ile rejimin olanca ağırlığıyla üzerine yığıldığı işçilerin, emekçilerin temsilcisi olan sosyalistler ve bu emekçilerin dernekleri, odaları, meslek örgütleri, sendikaları kurmalıdır. Bu ittifakta üniversitelerindeki yurt ve yemekhane zamları ile KYK borçlarına çözüm bulmak isteyen gençlerle, iş yerinde maruz kaldığı mobbing ya da evde maruz kaldığı şiddete son vermek isteyen kadınlar bir araya gelebilmeli ve hem kendi hem de birbirlerinin çıkarlarına olacak hamleleri birlikte yapabilmelidir örneğin.

Bu ittifakın kimin ihtiyacı olduğu konusunda ise Türkiye sosyalist hareketinin bir bütün olarak bu konuyu ele alış biçiminin oldukça dar görüşlü ve sığ olduğunu ifade etmek gerekir. Burada dar görüşlülüğü ve sığlığı yalnızca bu ittifak fikrine karşı çıkanlara atfetmiyor, aksine bu tartışmaların topyekûn verimsizliğinden söz ediyorum. Bu ittifakı savunanlar, şöyle açıklamalar yapmak zorunda kaldılar: “Bu ittifak sol bir ittifak değil. Bu ittifak, solun ihtiyacı değil halkların ihtiyacıdır”.

Kendimize ve tüm sosyalistlere sormak gerek: Bu açıklamayı neden yapmak zorunda kalıyoruz? Solun ihtiyaç duyduğu ama halkların ihtiyaç duymadığı bir siyasi hamle, ittifak, girişim mümkün olabilir mi? Mümkünse orada soldan, sosyalizmden, halkçılıktan söz edilebilir mi? Böyle hamlelere örnek olarak neler verilebilir? Birbirini kategorik olarak dışlaması mümkün olmayan iki kavram neden bir karşıtlık içerisindeymiş gibi ifade ediliyor?

Eğer ortada bir başkalaşım söz konusuysa, bugün Türkiye’de solun ihtiyaçları halkın ihtiyaçları kümesinin dışında bir yerlerde de kümeleşebiliyorsa ciddiyetle bir muhasebe yapmak gerekir. Ama zannediyorum ki yapmak zorunda kalınan bu açıklama, acı bir gerçeğin dışavurumudur: Türkiye’de gerçekten de sol kendi örgütsel çıkarlarını, halkın siyasi çıkarlarının önüne koyabilmekte veya en azından bu ikisinin ayrı ayrı başlıklar olduğunu zannedebilmektedir.

Üçüncü İttifak belki bir de bu anlamda katkı sunacaktır bize: Kendi gücünü kendi örgütsel varlığında değil halkın çıkarlarında aramaya yeniden koyulacak bir sol, bize yeni umutların ve yükselişlerin kapısını aralayabilir…