Anadolu Efes’in 2. EuroLeague şampiyonluğu: Bir iddia, bir inanç var

Anadolu Efes’in 2. EuroLeague şampiyonluğu: Bir iddia, bir inanç var

Bu, "yapacağız, edeceğiz" mantığı her zaman altında çok büyük bir samimiyet bulundurmak zorunda da değil. Motivasyonu bir şekilde de olsa besliyorsa eğer, günün sonunda meyvesini de bir şekilde veriyor.

Semih Altınbaş

"İddia sahibi olmak" her zaman zaferlere yol açıcı bir niteliği olmasıyla aktarılan bir anlatıdır. İddialı olanlar her zaman kazanırlar mı? Kazanmayabilirler elbette, böyle gerçeklikten uzak bir veri yok. Ancak iddia sahibi olmak aynı zamanda bir inancı, bir motivasyonu da alt metninde bulundurması gereken ciddi bir sorumluluktur.

30 Mayıs 2021’de tarihinde ilk kez EuroLeague şampiyonluğuna erişen Anadolu Efes’in başantrenörü Ergin Ataman’ın şu sözleri o iddiayı, o inancı, o sorumluluğu taşıyor:

"Seneye tekrar kazanacağız."

Bu, "yapacağız, edeceğiz" mantığı her zaman altında çok büyük bir samimiyet bulundurmak zorunda da değil. Motivasyonu bir şekilde de olsa besliyorsa eğer, günün sonunda meyvesini de bir şekilde veriyor.

Çok müşkül durumlarda da gayet o inanç, o iddia taşınabilir. Çünkü hayatın, mücadelenin kendisi de böyle bir şeydir. Efes’in 2021-22 EuroLeague sezonu da öyle müşkül bir sezondu.

2021 yılının mayıs ayı tamamlanırken kazandıkları şampiyonlukta çok büyük pay sahibi olan Sertaç Şanlı’nın Barcelona’ya transferi sonrası yaptıkları Filip Petrusev hamlesi, merakla beklenen ve olumlu beklentiler de yaratan bir hamleydi.

Sezonun ilerleyen dönemlerinde Petrusev’in taşıdığı bu olumlu potansiyel, Avrupa basketbolunun fiziksel bağlamda en üst seviyesi olan EuroLeague’in agresif oyununa adapte olamayacağının anlaşılmasıyla yerini bir hayal kırıklığına bıraktı.

Efes, 2018’de Ergin Ataman’ın görevi devralmasından sonra ilk kez bir hayal kırıklığı yaşamıyordu. Yaşamaya da devam edecekleri belliydi. Takımı yıllardır basketbol IQ’suyla çok farklı bir seviyeye çıkaran Krunoslav Simon’la iplerin gün geçtikçe kopması da ellerini bir noktasıyla zayıflatmış oldu.

Bu ve bunun gibi çok zorluklar yaşadılar. Önceki sezonlarda da yaşadılar. Bryant Dunston’ın uzun sakatlık dönemleri 2019 yılında Sertaç Şanlı ve Tibor Pleiss’ı onlara kazandırmıştı. Bu tarz durumlardan galip çıkmayı hep bildiler.

Nitekim günü geldiğinde Avrupa’nın devlerini onlar adına bu kadar umutsuz başlayan bir sezonda teker teker devirip iddialarını taçlandırmayı da bildiler.

YARI FİNALDE ZORLU SINAV: OLYMPIACOS

Yarı finalde Olympiacos’la eşleşen Anadolu Efes’in yolu epey dikenliydi. Zaten tek maç usulü ilerleyen Final Four formatında kimin ne zaman kazanacağı hiçbir şekilde belli olmuyorken, koçların taktik savaşına dönen (özellikle finalde), basketbolun en üst ve en yoğun safhasında Olympiacos gibi sezonu epey diri geçirmiş bir takıma karşı ayakta kalmak durumundaydılar. 

Maça gelecek olursak Anadolu Efes’in Olympiacos maçının ilk yarısı itibarıyla yaşadığı problemler, Ergin Ataman’ın devre arasındaki röportajında da bahsettiği üzere Yunanistan ekibinin daha fizikli ve daha agresif kalmasıyla ilişkiliydi. Georgios Bartzokas’ın maç planında bu atletizmin bu denli etkin rol oynaması elbette beklenmeyecek bir durum değildi. Moustapha Fall ve Hassan Martin öncülüğünde uzun rotasyonunda işlerine yarayan fiziksel üstünlüğe Efes’in cevabı biraz daha satranç usulü oldu.

Maçın ilk yarısı itibarıyla Ergin Ataman’ın elindeki kartları olabilecek en iyi şekilde oynadığını söylemek lazım. Sezon boyunca yaşadığı iniş-çıkışlarla bilinen Efes takımı için her ne kadar güven tazeleyen bir sezon geçirmemiş olsa da Krunoslav Simon gibi bir oyun aklının yokluğunda hâlen sahada yer alan beşte Vasilije Micic ile Shane Larkin’in yanına fizikli, savunmayı aksatmayıp aynı zamanda topa hükmedebilen 3. bir oyuncu koyabiliyor olmaları (Elijah Bryant), yıllardır övdüğümüz o çeşitliliği koruyabilmelerini sağladı. O çeşitlilik korunabildiği ölçüde zaten Efes’in Avrupa ölçeğinde çok fazla rakibinin olmadığını da biliyorduk.

Ancak asıl keramet yalnızca bu 3. topla ilişkileri iyi oyuncuyu sahaya atabiliyor olmalarında değildi. Aynı zamanda Bryant Dunson-Chris Singleton/Adrien Moerman ikililerinin yanına James Anderson’ı atabildikleri ve ribaundlarda, savunma diziliminde de o çeşitliliği sağladıkları ölçüde Olympiacos gibi sezonun belki de en istenmeyecek rakiplerinden birisine karşı skoru belli bir düzlemde muhafaza etmelerini kolaylaştırdı. Özellikle 2. çeyrek, her ne kadar Larkin çok iyi bir devre geçiriyor olsa da Ataman’ın bu ufak oynamalarıyla kaderi yazılan, Efes’i maçta tutan bölüm olarak hafızalarda yer edindi.

Sezonun özellikle başlarında Anadolu Efes’in 2 süperyıldızı Vasilije Micic ve Shane Larkin’in bir harmoni yakalayamamış olmaları, rölantiden uzaklaşamamaları ciddi bir meseleydi. Önceki sezonlarda bu durum yaşandığı zaman Simon’un arkalarını toparladığı bir durum söz konusuyken bu yıl orada da daha skorer kimlikli ve Simon’a göre daha istikrarsız bir profil olan Rodrigue Beaubois’ya kalmışlardı. Fakat zamanı geldiğinde bunun böyle ilerlemeyeceğini tahmin edebiliyorduk.

Zamanı dediğimiz şey de tabii ki zurnanın güzel güzel sesler çıkarmaya başladığı nisan-mayıs aylarıydı. Final Four’un ilk ayağında bu aksaklığın yaşanmaması, özellikle Larkin’in sezonun 2. devresinden sonra olduğu üzere yalnızca patlayıcılığıyla değil; saha içi yönetimiyle de öne çıkabilmiş olması kıymetli bir veriydi. Olympiacos kısalarına baktığımızda ise Kostas Sloukas’ın yakından bildiğimiz o yönetici rolü haricinde ne Thomas Walkup’la ne de takımın kanatları aracılığıyla böyle bir farkın yaratılamamış olması onlar adına sezonu bitiren faktör oldu.

Olympiacos’la oynanan karşılaşmanın son periyodunda da yine bu durumun ekmeğini yese de Efes için üreticilerin durulmaya başladığı evrede bazı ısrarlar çok can yakıcı oldu. Mesela kısaların sürekli olarak Sasha Vezenkov’u karşılarına almaları bir noktadan sonra Olympiacos Başantrenörü Georgios Bartzokas’ın da ilgisini çekmiş olacak ki Efes zaman içerisinde buradan bir fayda üretememeye, meyve tüketememeye başladı. Ataman’ın bunu fark etmesiyle kısaların, savunma zaaflarıyla bilinen Sloukas’a hücum etmeleri doğru bir ısrardı. Ancak bu noktada da Micic’in ritimsizliği üzerine ısrarı can yaktı.

Takımlar maçın son 5 dakikasında çok iyi savunma yapmış olsalar da bir noktadan sonra Olympiacos yarı sahadaki hareketliliğini daha iyi kullandı, Efes’in ikili oyun savunmasının da işlememesiyle skor eşitlendi.

TARİHİ MAÇ SONUNUN TARİHE MİRASI: VASILIJE MICIC’İN DAMGASI

Destansı maç sonu hakkında söylenebilecek çok şey yok aslında. Takımların üretmekte çok zorlandıkları bir oyun oynanırken -ki bu, 2022 Final Four’unda final maçı da dahil olmak üzere pek çok anda yaşandı- bir süperyıldızın damgasıyla Efes adını finale yazdırdı.

EuroLeague tarihinde çok büyük, efsane şutlar var. Sasha Djordjevic’in 1992 Finali’nde Partizan formasıyla Badalona’yı yıktığı şut, Maccabi forveti Derrick Sharp'ın 2004’te Zalgiris Kaunas karşısında attığı üçlük, 2012’de Georgios Printezis’in CSKA Moskova’ya diz çöktürdüğü gözyaşı damlası, 2015’te Vassilis Spanoulis’in CSKA karşısındaki son çeyrek performansı…

Bakıldığında Vasilije Micic bunlara sadece bir yenisini eklemiş oldu gibi görünebilir. Ancak Efes için bundan çok daha fazlasını ifade ettiği tartışmaya kapalı. Berbat bir görüntü verdikleri, son şampiyon ünvanına yakışmadıkları düşünülen bir sezonda takımın tuzlu sözleşmesini kapmış süperyıldızı olarak her şeyi berbat eden isim olmaya yakınken bir anda umutları finale taşıyan ismin de yine Micic olması, Efes’in 2018-2022 yılları arasında yakaladığı kimyayı anlatıyor.

BÜYÜLÜ FİNAL: BAHTI AÇIK DOSTLARA MERHABA

Pablo Laso gerçekten çok büyük bir figür, olağanüstü bir antrenör. Bu bölümü böyle açmak gerekiyor. Sarunas Jasikevicius’un Barcelona’sını eleyip geldiği finalde gösterdiği oyun resmen bir koç kliniği gibiydi. Öğrenilmesi gereken çok şey vardı.

İlk yarı itibarıyla Walter Tavares öncülüğünde çok etkili olan Real Madrid’te Gabriel Deck ve Jeffery Taylor’lı beşlerin diziliş ve savunmadaki agresif duruma yönelik katkıları Efes’e hiçbir şekilde alan bırakmadı. Eline gelen optimal şut fırsatlarını da kullanmayıp harcayan Efes özgüvensiz bir görüntü çizdi ve ezildi.

Uzunların da faul problemine girdiği Efes’te "maç acaba çıkmaza mı gidiyor" diye düşünülen anlar epey fazla oldu. Fakat neyse ki, karşılarında rezalet şut performansıyla Real Madrid vardı.

İspanya temsilcisine baktığımız zaman uzun rotasyonundaki fantastik dörtlü (Tavares, Poirier, Yabusele, Randolph) haricinde takımın forvetleri olarak öne çıkan Alberto Abalde, Gabriel Deck, Adam Hanga ve Jeffery Taylor takım savunmasına büyük katkı sağlamasını bekleyeceğiniz figürler olmakla beraber kalburüstü dış şut katkısını da cebinize koyabilecek oyuncular. Fakat özellikle Abalde’yle bu çok mümkün olmadı.

Öte yandan Tavares’in de faul problemi yaşamasıyla sezonun formda uzunu Vincent Poirier’nin dertlere derman olmakta epey zorlandığı bir tablo söz konusuydu. Bunun sebebine de birazdan geleceğiz ancak bu bölümlerde takımın liderlerinden, kurtlarından Sergio Llull’ün de 2 kritik basket haricinde çok ön açıcı bir nitelik sergilemediğini söylemek lazım. Hatta yine takımın yaşlı kurtlarından Rudy Fernandez’in savunma performansıyla takıma kattıklarının epey gerisinde kalmıştır.

Real’in bu şut performansı genel itibarıyla Efes’in bahtının açıklığı olarak ifade edilebilir. Çünkü gerçekten Laso oyuna hükmetti ve ipler tamamen elindeydi. Muazzam bir savunma performansıyla maçı 30-35 dakika bandında elinde tutmayı başardı.

PEKİ, EFES MUTLAK ZAFERE NASIL YÜRÜDÜ?

Efes’i bu Final Four organizasyonu boyunca taşıyan faktörlerin sayısı epey kısıtlıydı. Olympiacos maçında Shane Larkin’in ve Ergin Ataman’ın rotasyonda yaptığı oynamalarla, bahsettiğimiz çeşitlilikle ayakta kalıp maçı vermeyen Efes bu sefer yine Larkin’le ve Real Madrid’in çok kötü şut atmasıyla bir şekilde ayakta kaldı.

Açık açık ifade etmek lazım: 40 dakika boyunca oynanan oyunun hakkı 9-10 sayı farkla bir Real Madrid galibiyeti olmalıydı. Fakat zaten çok değerli olan şey de bu. Böylesine Efes’ten hiç şampiyonluk beklenmeyen bir sezonun sonunda Avrupa’nın tüm devlerine karşı ayakta kalabilecek iradeyi gösteren oyunculara, akıl oyunlarından geri durmayan bir koça sahip olmak çok değerli bir şey. Neticede sporda sonuç alabildiğiniz kadar varsınız ve 2018-2022 Efes’i bu işi hep iyi yaptı.

Parantez açılması gereken isim burada tabii ki de Tibor Pleiss. Larkin 37 dakika sahada kalıp skor bağlamında aman aman bir üretim yapmasa da Efes’i oyunda tuttu ve her ribaunda girip, her topa atlayıp gerçekten mücadeleci bir tavır ortaya koydu. Ancak Pleiss bahsi çok daha farklı…

Ergin Ataman’la Tibor Pleiss’ın hikayesi 2016 yılında Galatasaray bünyesinde başlamıştı. Pleiss o dönem çok şeyler beklenen ancak "patladığı" düşünülen bir genç uzun profilindeydi ve Ergin Ataman’ın EuroCup şampiyonluğu üzerine EuroLeague’e yükselen Galatasaray’ında performansında ciddi bir yükseliş yaşamıştı.

Yolları daha sonrasında Efes’te kesişirken, zaman içerisinde çokça eleştiriye maruz kalan Tibor Pleiss’tan da üst düzey bir şutör 5 çıkaran Ergin Ataman elbette bu günlerin mimarıdır. Real Madrid karşısında da Dunston’ın açamadığı hücumları onunla açarak, onun dışa açılmalarıyla, onun şutlarıyla ve onun ribaundlarıyla açtılar. Pleiss sahiden muazzam bir performansa imza attı.

Final Four MVP’sinin kim olacağı konusu tartışmalı bir konu. Maçın heyecanıyla yoğun çevrelerce Larkin yahut Pleiss’ın mutlak suretle seçilmesi gerektiği düşünüldü. Ancak Olympiacos maçını söküp alan, 2 maçlık süreçte istatistikleriyle de göze çarpan ve Belgrad’ta oynanan Final Four’da Vasilije Micic’in seçilmediği bir senaryoyu düşünmek diğerlerine göre daha da zor.

HİKAYELER

Anadolu Efes’in 2022 şampiyonluğu da çok fazla hikayeyi bünyesinde barındırıyor. Bunların her birini konuşmak için muhtemelen bu yazı yeterli olmayacaktır. Ancak çok da iyi geçmeyen bir sezonun ardından bu şampiyonluğu bu şekilde elde etmek zaten en büyük hikayenin kendisi.

Real Madrid’in son topta faul yapmayı tercih etmemesi de bu şampiyonluğa etki eden bir hikaye, belki sezon ortasında tamamen politik temelli bir karar gereğince Rusya takımlarının lig dışında bırakılması da bu şampiyonluğa etki eden bir hikaye.

Sorumluluk bilincine sahip olmak denen şey de zaten bu hikayeleri, bu bütçeleri, ele geçen bu fırsatları en iyi şekilde tespit edip o mücadeleyi vermekten geçiyor.

Sezon başında son şampiyon ünvanına sahip Efes’ten konuşma fırsatı bulduğumuz tüm isimler yeniden şampiyon olmayı zorlayacaklarını, kurdukları 4 yıllık bu köklü dinamiğin bunu başarabileceğini ifade ediyorlardı. Yani oradaki iddia yalnızca Ataman’ın iddiası da değildi. Topyekün ikna oldukları, odaklanıp adandıkları bir iddia durumu söz konusuydu.

Efes gibi bir müessese takımının yaptığı yatırımı başarıyla buluşturmaması demek, Avrupa basketbolu gibi maddi bağlamda çok ciddi getirileri olmayan geleneklerde bir çöküşün habercisi olurdu. Ancak şimdi gelinen noktada son 2 sezonun şampiyonu olarak, 2018-22 Efes’i artık adı efsanelere konu olan, Avrupa basketbolunu biraz olsun takip eden herkesin diline dolanan 1988-91 Jugoplastika, 2000-2005 Maccabi Tel Aviv gibi ekollerin yanında anılacak.

Bunun tarih sahnesinde ne anlama geldiğini de yıllar geçtikçe, bu Efes takımı da Kukoc’lu Jugoplastika; Parker’lı Maccabi gibi dillere dolandıkça anlayacağız.