'Sovyet restorasyonu': Ortadoğu fabrika ayarlarına geri dönüyor

Putin’in pragmatist politikalarıyla Ortadoğu’da yeniden etkin bir ülke olan Rusya, Alaska kıyılarında yaptığı uçuşlar, Latin Amerika’da kurduğu yeni ittifaklar ve Kırım’ı ilhakıyla ABD’ye mesajını net bir şekilde veriyor.



22-06-2017 09:58
Serhan Kayır

1991 yılının son günlerinde Sovyetler Birliği’nin çözülüşü ile Ortadoğu’da dengeler bir anda bozuldu. Değişen düzenle tek başına kalan Sovyetler’in dost ülkeleri bu durum karşısında ne yapacaklarını bilemediler. Çözülüşün hemen ardından Rusya’da ortaya çıkan yönetim zafiyeti hızlı bir şekilde Asya Pasifik’ten Doğu Avrupa’ya Latin Amerika’dan Ortadoğu’ya kadar Sovyetler’in etkin olduğu tüm bölgelerde karmaşaya ve Atlantik cephesinin ilerlemesine neden oldu. 

Emperyalizm uzun zamandır hazırlandığı bu yeni duruma hızla ayak uydurdu. Atlantik cephesi, Rusya’daki yönetim zafiyetinden yararlanarak 1991-2000 yılı arasında geçen süreyi kendi lehine çok iyi değerlendirdi. Sovyetler’in çözülüşünün hemen ardından bölgede Rusya’nın yarattığı boşlukta Sovyetler Birliği etkeni yüzünden Soğuk Savaş süresince alan bulamadığı ülkelerde etkisini yaymak için baskı uygulamaya başladı. Irak savaşı, Yemen’in birleşmesi, sol örgütlerin Suriye’den ve diğer bazı Ortadoğu ülkelerinden tasfiyesi bölgede 10 yıllık süre zarfında birer birer gerçekleşti. 

Pink Floyd’un Berlin’deki “The Wall” konserini TRT’de canlı izlediğimiz saatlerde Yemen’de Suriye’de Irak’ta emperyalizm çoktan planlarını hayata geçirmişti ve o esnada Sofya, Budapeşte, Bükreş, Prag, Varşova radyoları  Scorpions’un ‘Wind of change’ şarkısını çalıyordu.  

Sovyetler’in bütün müttefikleri dört bir yandan kuşatıldı. Ortadoğu’da BAAS sosyalizmi olarak tanımlanan Suriye ve Irak ile Yemen Demokratik Halk Cumhuriyeti (Güney Yemen), Batı’nın çıkarları doğrultusunda hareket etmeye zorlandılar. Atlantik cephesinin oluşturmaya çalıştığı yeni düzene direnen ülkeler birer birer kaosa sürüklendiler.

Güçlü Sovyet devlet geleneğinden gelen Rusya’nın iç dinamiklerinin sistemi yeniden restore etmesi Putin’in iktidara gelmesi ile başladı. KGB ekolünden gelen Putin, Rusya, eski Sovyet ülkeleri,  Doğu Avrupa ülkeleri, Sovyetlerin Ortadoğu müttefiklerinin iç dinamiklerini ve işleyişini çok iyi bilen birisi olarak geçen yıllar içerisinde kendi ekibini oluşturdu. Rusya yeniden Sovyet döneminde etkin olduğu coğrafyalara dönerek Atlantik kanadının karşısında yeni bir eksen kurdu. 

Eski ilişkiler restore edilirken kendine has pragmatizmiyle Putin ve ekibi dış politikada yeni ilişkiler geliştirdi. Bölgede Türkiye ile ekonomik ilişkilerini güçlendirirken Arap yarımadasında Katar ile yakınlaştı. Irak savaşında etkisini gösteremeyen Rusya, Suriye krizine askeri ve siyasi alanda müdahale ederek bölgede ABD’nin daha fazla ilerlemesine müsaade etmeyeceğini gösterdi. 

Daha önce Suriye’nin liman kenti Tartus’ta deniz üssü bulunan Rusya, Hmeymim’de bir de hava üssü kurdu. Özel kuvvetlerini bölgeye gönderen Rusya, Doğu Akdeniz’deki en eski müttefiğini yalnız bırakmayacağını ve bölgede etkin bir güç olacağını gösterdi. Suriye krizinde geride bıraktığımız 5 yılda Rusya’nın Ortadoğu’da artık sessiz kalmayacağını ve Sovyetler döneminin de ötesine geçen bir etki alanı oluşturacağını gördük. 

ABD’nin Ortadoğu’da gerilediğini ya da zayıfladığını söylemek yerine Rusya tarafından Soğuk Savaş dönemi sınırlarına itildiğini söylemek daha doğru olur. İşte bölgede son yıllarda artan karmaşa ve kaosun asıl nedeni Putin’in Sovyetlerin Ortadoğu’daki etki alanı sınırlarına hatta daha da ötesine geçmek için gerçekleştirmeye çalıştığı nüfuz restorasyonu ve buna Atlantik cephesinin verdiği yanıt. 

21. Yüzyıl şartlarında 20. Yüzyıl stratejilerini uygulamaya çalışan ABD, Soğuk Savaş dönemi sınırlarına dönmemek için bölgeyi kana boğmaktan ve kaosu büyütmekten geri durmuyor. Elbette ABD emperyalizminin bölgede eski etki sınırlarına sessiz bir şekilde dönmesini beklemiyoruz ancak önümüzdeki 20 yıl içerisinde Rusya’nın yeniden 1991 öncesi etki alanına kavuşması kaçınılmaz görünüyor. Bölgede pek çok taş yer değiştirecek ve karmaşa devam edecek, ancak Rusya 1991-2000 arası döneme dönmemek için tüm kartlarını oynayacaktır. 

Putin’in pragmatist politikalarıyla Ortadoğu’da yeniden etkin bir ülke olan Rusya, Alaska kıyılarında yaptığı uçuşlar, Latin Amerika’da kurduğu yeni ittifaklar ve Kırım’ı ilhakıyla ABD’ye mesajını net bir şekilde veriyor. Yalnızca Ortadoğu’da değil tüm dünyada etki alanını genişleteceğini gösteriyor.  

Baltıklar, Doğu Avrupa ve Balkanlar Rusya’nın yeniden dönmek istediği eski Sovyet etki alanları, bu bölgelerde bugün her ne kadar Ortadoğu’daki gibi sıcak savaşlar yaşanmasa da Atlantik cephesi ile Rusya’nın mücadelesi şimdilik siyasal ve ekonomik bir düzlemde devam ediyor. Tabii NATO’nun bu bölgelerde rahat durmadığını da ekleyelim.

Balkanlar’da ve Doğu Avrupa’daki Katolik Slav ülkelerde olmasa da Ortodoks Slav ülkelerinde Rusya, eski etki alanlarını hızla yeniden kurmaya devam ediyor.  Bu konu daha detaylı işlememiz gereken bir konu, o yüzden bunu bir sonraki yazıya bırakacağız. 

Bugün Ortadoğu’da gelinen noktada henüz net bir kazanan yok, kaybeden ise elbette bölge halkları...