İktisatçı Mustafa Sönmez: Varlık Fonu bir 'batık şirket kurtarma fonu olacaktır'

İktisatçı - yazar Mustafa Sözmez ile Varlık Fonu'nu konuştuk.



08-02-2017 11:23
Doruk Cengiz

Doruk Cengiz: Varlik Fonu kimden alıyor kime veriyor?

Mustafa Sönmez: Fon, varlıklarını kamu kuruluşlarından, onların hisse senedi, nakit para ve taşınmaz varlıklarından oluşturulacak. Bunlar, son tahlilde toplumdaki bireylerin ödedikleri vergilerden oluştuğu için, toplumsal varlıklardır.

Şimdi bu kamusal fonlar, Varlık Fonu’nda -bir kısmı da merkezi bütçeden alınarak, onu eksilterek- toplanacak ve devlete ait bir şirket tarafından bu fon yönetilecek. Bu varlıklar, ipotek edilerek içeriden ve dışarıdan borçlanılacak. Bu borç, kamu borcu değil; şirket borcu gibi gözükecek.

Varlıklar ve varlıklar emanet gösterilerek yapılan borçlanmalardan oluşan kaynakların önemli bir kısmı, zor durumdaki şirketlere projelere aktarılacak gibi görünüyor. Fon’un gerekçesinde “mega projelerin finansmanı” yazdığına göre, bunu iddia edebiliriz. Dolayısıyla, kamusal kaynakları, zordaki firmalara kullandırmanın ana aracı olacak fon, yakın gelecekte. 

Doruk Cengiz: Varlık Fonu'nun denetimindeki aksaklıklardan bahsedebilir miyiz? Sayıştay veya meclis, Varlık Fonu'nu doğrudan denetleyebilecek mi? Bu fonun bir çok kanundan muaf olması somut olarak ne anlama geliyor? (Örnekler misiniz?)

Mustafa Sönmez:  Kaynakları, varlığı kamuya ait iken, denetiminin TBMM’den, onun adına inceleme yapan Sayıştay’dan kaçırılması, bu fonun en önemli eleştiri konusudur.

Kamu Bankaları, Fon’a aktarılan KİT’ler vb. bugüne kadar Sayıştay tarafından denetleniyorlardı. Fon’a aktarılınca denetlenmeyecekler. Sadece bir sermaye şirketi olacağı için SPK tarafından denetlenecek. Ama, o da kamusal çıkarlar gözetilerek değil. Piyasa kurallarına uyup uymaması açısından.

Meclis denetiminden çıkarılması, Varlık Fonu’na istediği şirket ve projeye can simidi atmasının sorgulanmamasını getirecek. Vereceği açıklar ya da yıl sonu zararlar sorgulanamayacak. Şirket, Meclis’e bilgi vermek zorunda kalmayacak. Ayrıca birçok vergi ve harçtan muaf tutularak şirkete ve fonuna ayrıcalık tanınıyor. Bu da aslında özel sektörün itiraz etmesi gereken rekabet kurallarına aykırı bir durum.

Doruk Cengiz: BOTAŞ ve Ziraat Bankası gibi çok büyük kamu şirketleri Varlik Fonu'na aktarıldı, Uğur Gürses'in deyişiyle "çiftliğe çevrildi". Siz bu konuda ne düşünüyorsunuz?

Mustafa Sönmez: Bu kuruluşların hisseleri, arsa, bina vb. varlıklarından sağlanabilecek gelirle, nakit varlıkları vs. fonun oluşturacağı portföyün bileşenleri olacak ve iç-dış yatırımcıya, bu fona yatırım yapması, getirisinden faydalanması önerilecek. Bunun cazip bir yatırım alternatifi olup olmayacağı henüz belli değil.

Çünkü, bir kere Türkiye, şu an 3 derecelendirme kuruluşu tarafından yatırım yapılamaz ülke ilan edildi. İstenen şey, yabancıların fona gelmeleri. Oysa risk primi Brezilya’nınkini bile geçen Türkiye’ye, kolay kolay yatırımcı gelir mi? Yeni fon iştah açar mı?

Fon, batak projelere 3. havalimanı, Avrasya Tüneli, Gebze-İzmir Otoyolu, sağlık kampusleri vb yatırımlara “ortak olmak” adıyla kaynak aktarırsa, fona olumlu geri dönüşler olur mu? Bunlar, evdeki hesabın çarşıya uymayacağına dair işaretler.

Yine de bütçe kaynaklarını kullanmadan, merkezi bütçeye açık yazdırmadan, böyle bir paralel bütçe ile “tahlisiye botu” fon kurulmuş durumda. Fon’un acil işlevi, bataklara can simidi atmak olacaktır. Bu nedenle, fona konulan varlıklar kadar, harcamalar  “yatırım” adı altında fonun kaynak aktaracağı yerleri iyi takip etmek gerekmektedir. 

Doruk Cengiz: Son olarak, hazinenin gelirlerinin büyük bir kısmının Varlık Fonu'na aktarılması mümkün müdür? Evet ise bunun yoksullar, çalışanlar ve işsiz gençler için nasıl sonuçları olur?

Mustafa Sönmez: Fon, ne milli geliri artırıyor ne de milli gelirden kamuya akan payı.

Fon, merkezi bütçeye giden bir kısım gelirleri kendi kumbarasına çekmekle, bütçeyi zayıflatıyor. Şimdi merkezi bütçenin daha çok açık verme ihtimali artıyor. Zaten büyümeyen ekonomi bütçeye daha az dolaylı vergi aktarıyor, hele ki yeni muafiyetlerle bütçe  açığı daha da büyüyecek.

Fon, merkezi bütçenin açığını büyütecek. Bu durumda, kısıtlı kaynakla eğitim, sağlık, sosyal bütçeler daralabilir, bunun da halk sınıflarına elbette olumsuz yansımaları olur. Fon portföyü ucuzladıkça yabancı akbaba fonların eline geçebilir ve dolayısıyla bu kamu kuruluşları üstünde de yabancı fonlar söz sahibi olur. Stratejik diye adlandırılıp özelleştirilmeyen bazı kamu bankaları, enerji kuruluşları, PTT, THY gibi kuruluşlar üstünde yabancı hakimiyeti kurulabilir. Batma noktasındaki andaş şirket firmaları ve mega proje bataklarını kurtarmak için bütün bu riskler kulak arkası edilmiş durumda.