Gruevski: İktidarı için Makedonya'yı iç savaşa sürükleyen milliyetçi-muhafazakarlık



04-05-2017 09:51
Özgür Dirim Özkan

Makedonya, bağımsızlığını ilan ettiği 8 Eylül 1991’den bu yana krizlerle boğuşan bir ülke. 

%65’i Makedon, %25’i Arnavut, %10’u da en büyüğü Türkler olmak üzere diğer etnik gruplardan oluşan Makedonya, bağımsızlığının ilk yıllarında uyguladığı çoğulcu bir siyasi yapı ve yönetim tarzı sayesinde yaşadığı diplomatik ve bölgesel krizlere rağmen ilk yıllarda görece dengeli bir iç politika izlemeyi başarabilmişti. Ama uzun sürmedi. Makedonya 20 yıldır krizden krize sürüklenen bir ülke ve özellikle son iki yılda siyasi kriz çok ciddi boyutlara varmış durumda. Aşırı sağcı VMRO-DPMNE (Vnatrešna makedonska revolucionerna organizacija – Demokratska Partija za Makedonsko Nacionalno Edinstvo: İç Makedon Devrimci Örgütü - Makedonya'nın Ulusal Birliği Demokratik Partisi) ve lideri Gruevski gücünü kaybettikçe saldırganlaşıyor ve sırf iktidarını sürdürebilmek için ülkenin iç savaşa sürüklenmesinden çekinmiyor bile.

BİZİM İÇİN TANIDIK BİR STRATEJİ...

1991 yılında Yugoslavya’dan ayrıldıktan sonra ülkede ılımlı bir siyaset izlemeye çalışan Kiro Gligorov’un aksine, 1998’de iktidara gelen VMRO-DPMNE aşırı sağcı saldırgan politikalarıyla biliniyor.

Aslında Makedonya’nın VMRO-DPMNE gibi, tarihsel köklerini Osmanlı’ya başkaldıran VMRO’ya bağlayan aşırı milliyetçi siyasete teslim edilmesinde AB ve özellikle Yunanistan’ın Makedonya’nın ismini tanımayan, Makedonya’yı dışlayan bir diplomasi izlemesinin önemli bir payı var. İç ve dış milliyetçi kışkırtma sonucunda şaşırtıcı olmayan bir biçimde iktidara gelen VMRO-DPMNE’yi 2001’de Arnavut kökenli Makedonyalıların silahlı kalkışması takip etti. NATO ve AB’nin girişimiyle Ohri Mutabakatının imzalanmasıyla Makedonya biraz duruldu ama emperyalist bir barışın milliyetçiliği dizginleyebildiği nerede görülmüş? Asıl şaşırtıcı olan, VMRO-DPMNE’nin iktidara gelmek için Makedonya’daki en büyük Arnavut partisi DPA (Demokratska Partija na Albancite-Arnavutların Demokratik Partisi) ile koalisyon yapmış olması.

Ama bu koalisyon VMRO-DPMNE’ye bir fırsat da verdi: 19 yıldır DPA’nın günah keçisi olarak kullanılması ve özellikle 2007’deki küresel krizden bu yana  on senedir sürekli bir kriz ortamında olan Makedonya’da çok işe yarayan bir siyasî retorikti. 1998’den bu yana VMRO-DPMNE seçimlerden ezici üstünlükle çıksa da, bir türlü tek parti olmayı başaramadı.

Fakat süreç içerisinde Rusya’da Putin, Türkiye’de RTE ve Macaristan’da Orban gibi otoriter figürler iktidara geldikçe ve iktidarlarını pekiştirdikçe VMRO-DPMNE ve Gruevski de baskıcı otoriter bir rejimi adım adım oluşturdu. 

2015’te nihayetinde halk bu duruma itiraz etti. Başta Gruevski olmak üzere üst kademedeki yetkilerin “tape”leri medyaya düştü ve sadece yolsuzluklar değil hükumetin 20.000 kişiyi dinlemesi gibi anti-demokratik uygulamalar da ayyuka çıktı. Şubat 2015’te ciddi sokak gösterileri oldu. İlk başlarda kendiliğinden ortaya çıkan gösterilere ana muhalefet partisi SDSM’nin  (Socijaldemokratski sojuz na Makedonija: Makedonya Sosyal Demokrat Birliği) ağırlığını koymasıyla uluslararası kamuoyunda daha da görünür olan gösteriler sonucunda AB, SDSM ve VMRO-DPNE arasında aracılık yaparak bir seçim takvimi oluşturdu ve gösteriler duruldu. Fakat VMRO-DPMNE seçimin ertelenmesini sağlayan türlü siyasî oyuna başvurunca, özellikle kasetlerde ayyuka çıkan yolsuzluklarla ilgili olarak hükumet tarafından kontrol edilen yargı herhangi bir girişimde bulunmayınca 2016 Nisan ayında gösteriler yeniden başladı. 

Nihayetinde 11 Aralık 2016’da seçimler yapıldı ve çok önemli bir oy kaybına rağmen seçim süresince olağanüstü vaatlerde bulunan VMRO-DPMNE yeniden en büyük parti olarak seçimden çıktı. 120 üyeli Makedonya parlamentosunda VMRO-DPMNE 51, SDSM ise 49 koltuk kazandı. Arnavut partiler bu sefer VMRO-DPMNE’yle koalisyona yanaşmayınca milliyetçi provokasyon sahne aldı.

Makedonya’da Aralık’tan bu yana hükumet kurulamıyor. SDSM Arnavut partilerle koalisyon yaparak yeterli çoğunluğu oluşturabilse bile VMRO-DPMNE’li Cumhurbaşkanı İvanov hükumet kurma yetkisini SDSM lideri Zoran Zaev’e vermemekte ısrarcı. Gerekçesi de “ülkenin egemenliğine tehdit”. Nedeni de SDSM’in koalisyon ortağı Arnavut partilerle Arnavutçanın ikinci resmî dil statüsünde tanınması konusunda masaya oturması. Halen, nüfusun %20’sinden fazlasının Arnavutlar tarafından oluşturulduğu bölgelerde ikinci resmî dil Arnavutça ama Arnavut partiler, Arnavutçanın ülke genelinde ikinci resmî dil statüsünde olması konusunda ısrarcı.

SDSM’in Arnavut partilerle bu konuda masaya oturmasıyla Gruevski’nin de kışkırtmalarıyla aşırı-milliyetçi Makedonlar mobilize edildi. 

27 Nisan Perşembe akşamı ise bir Arnavut’un, Talat Caferi’nin meclis başkanı seçilmesiyle VMRO-DPMNE’li 200 militan parlamentoya baskın yapıp milletvekillerine saldırı. Başta Talat Caferi ve SDSM lideri Zoran Zaev olmak üzere dokuz parlamenterin yaralandığı saldırı sonrasında Makedonya krizi ciddi bir iç savaş tehdidiyle karşı karşıya.

Makedonya’da iç siyaset ciddi bir kutuplaşma yaşıyor ve bunun şu an için en önemli sorumlusu koltuğunu kaybetmek istemeyen Nikola Gruevski. İktidardan düştüğü anda çok büyük ihtimalle cezaevini boylayacak olan Gruevski, bunun uğruna ülkeyi iç savaşa sürüklemekten çekinmiyor. 

DIŞ MİHRAK RETORİĞİ

Bu hikâyeyi Türkiye’den de çok iyi biliyoruz. Hikâyenin bildik bir diğer tarafı da elbette ki “dış mihrak” retoriği. Putin, Erdoğan ve Orban gibi liderlerin otoriter iktidarlarından ilham alan Gruevski, söz konusu liderlerin demagojik “dış mihrak” retoriğine sarılmış durumda ve Gruevski’ye göre tüm bunlar “Büyük Arnavutluk”u kurmak isteyen AB ve NATO’nun işi. İşine geldiğinde AB ve özdellikle emperyalist müdahalelerde NATO’ya yancılık yapmaktan çekinmeyen Gruevski iç politikada AB ve NATO karşıtı bir söylem kullanma ikiyüzlülüğünü göstermekten çekinmiyor. 

Gruevski’nin AB ve NATO aleyhindeki ikiyüzlü retoriği elbette ki Rusya cephesinde beklediği etkiyi yarattı ve Rusya ve bölgedeki müttefiki Sırbistan Makedonya’daki iç çatışma ortamından Batı’yı ve hatta Erdoğan’ı sorumlu tutuyor. 

Daha önce İleri Portal’da “Doğu Avrupa’da Rusçuluk” başlıklı yazıda da belirttiğimiz gibi Rusya’nın bölgedeki pragmatik siyaseti ile anti-emperyalist siyaset kesinlikle birbirleri yerine kullanılmamalı. Daha dün RTE ve Putin’in Soçi görüşmesinde ortaya çıkan sonuç da bu öngörüyü doğruluyor: Rusya’nın AB ve NATO karşıtı retoriği Rusya’nın çıkarlarıyla sınırlıdır ve Rusya’nın Türkiye, Macaristan ve Makedonya’daki otoriter iktidarlarla ilişkisi de bu bağlamda değerlendirilmeli ve Rusya’nın desteklediği her iktidarın NATO ve AB karşıtı olduğu yanılgısına düşülmemelidir. 

dirimozkan@gmail.com

Özgür Dirim Özkan’ın İleri Portal’dan önce yayınlanan yazıları için:
http://yugoslavyayazilari.blogspot.com.tr/

Bazı yazıların İngilizce çevirileri için:
http://lettersfromyugoslavia.blogspot.com.tr/