'AKP dış politikada 'ne koparırsam kar' mantığıyla hareket ediyor'

İleri Haber yazarı Metin Çulhaoğlu, AKP'nin dış politikada 'ne koparırsam kar' mantığıyla hareket ettiğini belirtti.



23-10-2017 09:29
İleri Görüş

AKP'nin dış politika krizine ilişkin hazırladığımız dosya kapsamında İleri Haber yazarı Metin Çulhaoğlu ile konuştuk.

İleri Hatırlatıyor

AKP'nin dış politikada 'ne koparırsam kar' mantığıyla hareket ettiğini vurgulayan Çulhaoğlu, "Pragmatizm eskiden de vardı, ama hiç olmazsa değişmez bir zemine oturur, bunun üzerinden yapılırdı. Bugün ise her pragmatik çıkış bir biri peşi sıra yeni “zeminler” yaratmaktadır." ifadelerini kullandı. 

İleri Haber yazarı Metin Çulhaoğlu'nun sorularımıza verdiği yanıtlar şu şekilde: 

Güncel planda “dış politika krizleri” olarak ifade ettiğimiz süreçleri ele alalım. Tarihsel olarak bakıldığında Türkiye “dış politikasının”  karakteristikleri, bu ülkedeki genetiği nedir ve bugün bahsettiğimiz “dış politika krizleri” hangi açılardan farklıdır/ “sapmadır”?  

Zaten söylenmiş, bilinen şeyleri tekrar edeceğiz, ama olsun. AKP rejimi dünyayı ve özellikle bölgeyi bir tür kurtlar sofrası olarak okumaktadır. Öyle bir sofradır ki kimin nereye kadar gidip ne pay alabileceğini belirleyecek, bu anlamda sınırlar çizecek odaklar artık eski gücünde değildir. Kuşkusuz sahnede yer alan aktörler arasında diğerlerine göre güçlü olanlar vardır, ancak onlar da sınırları bir yere kadar ve muğlak bırakarak çizmekte, gerisini süreçlere ve gelişmelere bırakmaktadır. AKP rejimi de işte böyle bir ortamda “ne koparırsam kar” mantığıyla hareket etmektedir.

Dış politika diyorsak, AKP rejiminin başka ülkelere göre farklı bir diyalektiği olduğunu söyleyebiliriz. AKP rejimi, özellikle bölgeye yönelik dış politikasında kendince başarılı olmak için ülke içinin belirli bir kalıba sokulmasını zorunlu görmektedir. Yani demektedir ki benim bölgede özel bir nüfuz alanım olacaksa, ülkemin de bu nüfuz alanındaki duyarlılıklara uygun bir kalıba girmesi gerekir. Böyle olurca da iç politika ile dış politika birbirinin içine daha fazla girmekte, sonuçta bölgedeki ülkelerin ve ABD gibi bir aktörün yanı sıra Avrupa’nın başka ülkeleriyle de papaz olunabilmektedir.

Birbirinden farklı olsa bile bir Demokrat Parti dönemini, bir de Ecevit hükümetinin 1970’lerin ilk yarısındaki politikalarını bir yana bırakırsak Türkiye’nin dış politika “genetiği” 70 yıl boyunca hep ihtiyatlılıkla tanımlanabilir. DP döneminde iktidar kraldan fazla kralcılık yapmaya çalışmış, batı blokuna kendince “gecikmiş” katılmanın dezavantajını böyle kapatmak istemiştir. Ecevit iktidarı ise zamanın iki süper gücü arasındaki dengelerin bıraktığı boşluktan Kıbrıs müdahalesiyle yararlanmaya çalışmıştır.

AKP rejiminin ise 70 yıllık dönemin genel ve kalın çizgisinden de örneklerini verdiğimiz iki istisnai durumdan da farklı bir dış politika anlayışına sahip olduğu görülüyor. Evet, pragmatizm eskiden de vardı, ama hiç olmazsa değişmez bir zemine oturur, bunun üzerinden yapılırdı. Bugün ise her pragmatik çıkış bir biri peşi sıra yeni “zeminler” yaratmaktadır.

Global bir düzlemde günümüzün bol krizli konjonktürü kimi zaman kaotik/"serseri süreçler” olarak nitelense bile burada kimi kalın çizgileri, tortuları tespit etmek mümkün müdür? Bu anlamda Türkiye-Atlantik/Batı ve Türkiye-Avrasya gibi kombinasyonlarla ilgili “yeni” kimi yönelimlerden bahsetmek mümkün müdür?

“Kalın çizgiler” ve “tortular” diyorsunuz. Kişisel olarak, bir şeylerin birikmekte olduğunu söyleyebilirim, ama biriken tortuların az çok kalıcı “kalın çizgiler” oluşturacak noktaya geldiğini söyleyebilecek durumda olduğumuzu sanmıyorum.  Örneğin bugün çok dillendirilen Atlantik Bloku-Avrasya Bloku “kalın çizgisinin”, geçmişin kapitalist blok-sosyalist blok kamplaşması kadar yerleşik, yörünge çizici bir olgunluk taşıdığını düşünmüyorum. O kadar ki örneğin “Atlantik Blokundan” bir güç odağının, “Avrasya Blokundan” birileriyle ittifak kurup aynı bloktan başkalarının altını oymaya çalışması hiç de uzak bir ihtimal değildir. “Kurtlar sofrası” yalnızca kendi bölgemiz için değil dünyanın tümü için geçerlidir.

Son olarak bölgedeki gelişmeler, özellikle ikisi de üniter yapısıyla Irak ve Suriye’nin bozulması konusunda neler öngörülebilir? Hatta bağlantılı olarak Avrupa’da çeşitli referandumlarla gündeme gelen ve bölgemizde ise fiili savaşlarla kendini duyuran yeni türde bir “uluslaşma” döneminden bahsedilebilir mi? 

Genel olarak bahsedilebilir.

Hep “kurtlar sofrası” diyoruz ya, günümüz dünyasında bu sofraya vekille değil bizzat oturmak isteyenler vardır. Bence günümüzde bu bağlamda yaşanan dinamikleri emperyalist odakların “bölme-parçalama” operasyonlarından çok ulusların ve halkların bu yönelimlerine bağlamak gerekir. Emperyalist odakların ya da örneğin ABD’nin karşısında daha kolay manipüle edebileceği “küçük parçalar” görme isteği olabilir, ama buna mutlaklık tanımak doğru olmaz. O da kendi pragmatizmi çerçevesinde bugün onu ister yarın bir başkasını.  Buna karşılık kurtlar sofrasında doğrudan yer alma isteği günümüz dünyasında daha temeldir, kalıcıdır.

Daha açığı, Avrupa’da olsun, Orta Doğu’da olsun, başka yerlerde olsun “uluslaşma” dediğiniz yönelimlerin bir yerde duracağını, kesileceğini düşünmüyorum.  Çünkü dünya kapitalizminin uluslara ve halklara bu yönelimleri gereksiz saydıracak bir ortam sunacağını sanmıyorum.