“Yüksek siyaset”: Nereye kadar?



07-11-2015 08:37


Metin Çulhaoğlu

Oynadığı oyun tutup iktidara iyice yerleşen AKP’nin önümüzdeki dönem izleyeceği rota tartışılıyor.

Soldaki değerlendirmelere bakıldığında, AKP’nin en azından bir süre paldır küldür gitmeyeceğini, ortalığı yangın yerine çevirecek işlerden kaçınacağını söyleyenler de var; hız kesmeyeceği, istediği Türkiye’yi yaratmak için ne gerekiyorsa yapacağı kanısında olanlar da…

Biz, bu ikisinin birbirini mutlak anlamda dışlamadığını düşünenlerdeniz.

Örneğin AKP’nin, özellikle bürokraside ve medyada “parazit yapanların” üzerine üzerine gideceği, kalan mevzileri de düşürmek için her şeyi yapacağı, düşürülemeyenleri de sindirip suskunlaştırmak için çeşitli yollara başvuracağı kesindir… 

Ancak, AKP’nin hız kesmesinin hiç mi hiç mümkün görünmediği, az önce söylenenden daha önemli başka alanlar da vardır. Örneğin,  toplumun yapısının, insanlar arasındaki gündelik ilişkilerin, ideolojik motiflerin, değerlerin vb. köklü dönüşümünün tamamlanması gibi…  

Muhtar-esnaf-din adamı üçgeninin başını çekeceği, gerektiğinde yerel vurucu güçlerce de desteklenecek bu süreç, belki daha sessiz, ama derinden devam edecektir. Mikro ölçekler toplamının, kendi içinde çok daha konsolide olmuş, daha saldırgan ve hoşgörüsüz bir makro ölçek resmi vereceği noktaya kadar…

Peki, bunlar olup biterken başka şeyler hiç mi olmayacak?

Yani AKP tamamen burnunun doğrultusunda gidip daha “serinkanlı”, “istikrar arayan” “tartışmaya açık”, “diyalogcu” vb. görünüm vermek için hiç mi kılını kıpırdatmayacak?

Kuşkusuz bunlar da olacaktır ve neler olacağı şimdiden aşağı yukarı bellidir: Yeni anayasa, Türkiye’nin idari yapısı, başkanlık sistemi gibi konularda son derece medeni biçimde yürüyen, herkesin bir başkasının dediğine kulak verdiği, kimsenin bir alternatife peşinen kapalı durmadığı bir tartışmalar serisi…

“Kürt sorunu” mu?

O da bu bağlama oturtulacaktır.

Özetle şunu demiş oluyoruz: Yeni dönemde AKP iktidarı, bu başlıklardan hareketle ve “ülkenin geleceğini konuşup tartışıyoruz” havasıyla muhataplarına belirli bir gündem etrafında meşgale yaratırken, diğer yanda bildiğini okuyacak, daha derinden giden süreçlerle toplumu istediği kıvama getirme sürecini hızlandıracaktır.

***

“Böyle bir durumda sol ne yapmalı” sorusu, şu “yüksek siyaset” denilen şeyin yeniden ele alınmasını gerektirmektedir.

“Yüksek siyaset” derken kastedilen, solun, kendi gücü, etkisi ve yaygınlığı ne olursa olsun, bunlara bakmadan, düzen siyasetinin gündemine oturan konularda ve başlıklarda kendi sözünü söylemesi, “öyle değil de böyle” demesi ve nihayet istediği güce ve kitlesel desteğe bu yoldan ulaşacağını düşünmesidir.

Peşinen reddetmek, “hiç yapılmaz” demek mümkün değildir.

Sol, bu anlamda “yüksek siyaset” de yapabilir ve yapmalıdır.

Ne var ki, ortam, koşullar ve gündemler ne olursa olsun solun her durumda mutlaka yüksek siyaset yapması gerekir diye bir kural yoktur. Öyle durumlar olur ki “yüksek” olmasa bile en “gerçekçi” siyaset, yüksek siyaset gündemindeki başlıklara bulaşmadan başka işler yaparak gerçekleştirilebilir.

O zaman daha “somut” konuşalım.

Örneğin solun, “yeni anayasa” tartışmalarına şevk-u iştiyak içinde katılıp bu konuda kendi sözünü söylemeye çalışmasının fazla anlamı olacağı sanılmamalıdır.

Örneğin solun, “başkanlık sistemi” tartışmalarına taraf olup ne tür bir başkanlık sisteminin bize “nispeten” daha iyi gideceğini konuşması kadar büyük bir saçmalık olamaz. Peşinen, kategorik olarak reddedilmelidir.

Örneğin solun, Türkiye’nin “idari yapısına” ilişkin tartışmalar gündeme geldiğinde, Kürt coğrafyası dışında ülkenin bütünü için öngörülen bir ademi merkeziyetçilikte, “eyaletler sisteminde”, “özerkleşmede” vb. “demokratikleşme” ve hatta “sosyalizm” adına keramet bulmaya çalışması tam bir aymazlık olacaktır.

Ülke ölçeği söz konusuysa peşinen ve kategorik olarak reddedilmelidir.

***

“Yüksek” olmasa bile “gerçekçi” siyaset demiştik…

Solun, daha derinden giderek, AKP’nin az önce söz edilen malum üçgeniyle “yerellerde” gerçekleştirmeye çalıştığı dönüşümün karşısına aynı ölçeklerde dayanışma-direnç-mücadele ağları ve yapıları dikmesi belki o kadar “yüksek” değil, ama tastamam gerçekçi siyaset olacaktır.

Bir ek daha: Bu ağların oluşturulması için harcanacak bir birim çabanın marjinal getirisi, anayasa, başkanlık sistemi gibi konularda söylenecek bir birimlik sözün marjinal getirisinden çok ama çok daha fazla olacaktır.