'Yeni'yi ne yapmalı?



04-11-2014 07:07


Sosyalistler için 'yeni' farklı tarihsel kesitlerde farklı çağrışımlara sahip oldu.

Bir yanda, kapitalizmin köhnemişliğine karşı yeniyi temsil etme çabası ve mücadelenin önümüze çıkardığı yeni sorunlara çözüm üretme arayışı...

Diğer yanda, özellikle yenilgi dönemleri sonrasında sosyalist düşüncenin yenilenmesi adına marksizmin ürettiği tarihsel birikime sırt çevirmeyi önerenlere karşı verilen mücadele...

Türkiye'de 30 yılı aşan bir dönemde bunlardan ikincisi gündemdeydi.

12 Eylül 1980 ve Sovyetler Birliği'nin çözülüşüyle simgelenen dönem sosyalist hareketin bugüne uzanan düşünme ve hareket kalıplarını etkiledi.

Bu dönemde, işçi sınıfına yönelik sömürünün derinleştirilmesine düzenin ideolojik saldırısı eşlik etti.

Yaşananlar, kapitalizmin nihai zaferi olarak yansıtıldı. İşçi sınıfının, sosyalizmin ve hatta tarihin sonu ilan edildi.

Yeni ise marksizmden ve sosyalizm mücadelesinden kopuşun anahtar kelimesi haline getirildi.

Liberalizm eliyle yürütülen bu saldırı belirli bir başarıya da ulaştı. Sosyalizm mücadelesi bahsettiğimiz dönemde önemli mevziler yitirdi.

Süreçte kritik olan faktörlerden biri ise hak ettiği ölçüde tartışma konusu yapılmadı.

Liberalizm, neoliberal saldırganlığın ortaya çıkardığı yeni sorunlara ürettiği hayali çözümler üzerinden sosyalist hareket üzerinde etki alanı buldu.

Kadınların işgücüne katılımındaki yükseliş, hizmet sektörünün artan ağırlığı, doğaya yönelik kontrolsüz saldırganlık, kentlerde talanın önündeki engellerin tamamen yok edilmesi, emperyalist saldırganlığın ürünü olan bölgesel savaşlar, etnik ve mezhepsel çatışmalar...

Sıraladığımız olguların tümü liberalizm tarafından yeni toplumsal hareketler eksenine yerleştirildi. Sınıf siyasetinin ve sosyalizmin ölüm ilanı olarak sunuldu.

Akıntının karşısında yürümeye çalışan sosyalistlerin bu alanlara hiç kafa yormadığını ya da ortaya çıkan yeni sorunlar karşısında siyaset üretmeye çalışmadığını söylemek ise haksızlık olur. Ancak, bütünlüklü bir gerici saldırıyla karşı karşıya kalan sosyalist hareket, uzunca bir süre etkili siyasal çıkışlar üretecek gücü ve yoğunlaşmayı sağlayamadı. Geleneğe sahip çıkma vurgusu ve savunmacı karakter bu dönemde özel bir ağırlık taşıdı.

Bununla birlikte, sosyalizmde ısrar edenler bugüne üzerinden yürünecek önemli bir miras bıraktı.

*****

Çizdiğimiz tablonun bugün için geçerli olduğunu söylemek hayli zor.

Yenilenme adına marksizmin birikiminden vazgeçmeyi önerenlerin eskimesi uzun sürmedi.

Gelinen noktada kapitalizm ciddi bir ideolojik krizle karşı karşıya. Geniş kesimler için umut oluşturamayan, kendi yarattığı sorunlara hayali de olsa düzen içi yanıtlar üretemeyen bir profil çiziyor.

Türkiye'ye baktığımızda tablo daha da ağırlaşıyor. Liberalizmin AKP'li yıllarda uğradığı itibar kaybının kısa ve orta vadede atlatılması olası değil.

Haziran Direnişi'nin yarattığı kırılma mutlaka önemsenmeli. Ancak, savunmadan saldırı pozisyonuna geçme arayışı en azından bizim geleneğimiz için biraz daha eskiye dayanıyor. Gelenek'in 2006'da çıkan 91. sayısında yer alan sunuş niteliğindeki yazı bunun iyi bir örneği:

"Saldırı koşullarında şekillenen bir hattın, ne denli sağlam ve çarpıcı iddialara sahip olursa olsun, savunmacı bir karakter (de) taşımaması mümkün değildir. Gelenek de 'bitti-gitti' veya 'şimdi zamanı mı canım' denen bir tarihin savunusunu üstlenmişti.

20 yıl sonra başka birçok verinin yanı sıra bu da değişmiştir. Bugün ve uzunca bir süredir Gelenek’in değerlendirilmesinde devreye sokulmayı hak eden kriterler, savunma yeteneğimizde değil, ileriye yürüyüşümüzde aranmalıdır."

Haziran'ın etkisi ise bahsedilen ihtiyacı daha da yakıcı hale getirmesi oldu. Direnişin ortaya koyduğu tablo, sosyalistlerin bir dizi başlıkta uzunca bir süredir karşı karşıya kaldıkları sorumlulukların daha fazla ertelenmesini imkansız kıldı. 

Sosyalistlerin cepten yeme gibi bir lüksü yok.

Önümüzdeki dönemde sosyalizmin yeniyi temsil etmesi mümkün ve zorunlu.

Meselenin bir yanında, yeni bir cumhuriyet iddiasını daha cüretli bir şekilde siyasete tercüme etmek, Türkiyeli bir tarzı hayata geçirmek duruyor.

Diğer tarafta ise yanıtlanması gereken sorunlar karşısında, sınıfsal bir perspektifi yaratıcı bir biçimde yeniden üretme iddiasını sergilemek.