Yeniden başlayan cephe tartışmaları



23-06-2016 09:04


Erkan Baş

Son günlerde farklı farklı kişi ve grupların aşağı yukarı eş zamanlı olarak yeniden gündeme getirmesiyle bilindik bir tartışma yeniden açıldı. Sol basını takip eden hemen herkesin tahmin edebileceği gibi “birleşik mücadele” tartışmalarından söz ediyoruz.

Bu tartışmaları önemsediğimizi söyleyerek başlayalım. Türkiye’nin içinden geçtiği bu keskin hesaplaşma sürecinde bu konunun üzerinden atlanması, hangi gerekçeyle olursa olsun küçümsenmesi mümkün değil.

Ve tam bu nedenle konunun önemine yakışan bir ciddiyetle ele alınması gerekiyor…

Evet, bir cephe lazım

HDK ve Birleşik HAZİRAN Hareketi uzunca bir süre devam eden birleşik mücadele arayışlarına dair üretilmiş iki örnek olarak belli yollar almış durumda. Eksikleri, yaptıkları, yapamadıklarıyla değerlendirmek zorunda olduğumuz iki farklı örnek. Bunun dışında takip edebildiğimiz kadarıyla tek tek çağrılar ve yazılar dışında, esas olarak Rıza Tüzmen’in “Demokrasi Kurultayı” ile başlayacak bir ortaklaşma çağrısı var. Bu çağrıyı temel alan bir diyalog grubunun çeşitli kesimlerle temas ederek somut bir adım atmak üzere hazırlık içinde olduğunu biliyoruz. İbrahim kaboğlu öncülüğünde anayasa tartışmalarını merkeze koyan “Önce Demokrasi” girişimi şimdilik kayda değer bir diğer girişim olarak görünüyor.

Bunların üzerine bu hafta başında önemli bir çoğunluğunu daha önce “yetmez ama evet” aktivisti olarak tanıdığımız pek çok ismin imzasıyla yayınlanan açıklama ise AKP karşısında yıllardır eğilip-bükülmeden mücadele eden pek çok insanı haklı olarak kızdırdı. Kamuoyunda herhangi bir inandırıcılığı, güvenilirliği olmayan kimi isimlerin varlığı nedeniyle, yazılanlardan bağımsız olarak, pek ciddiye alınmayacak gibi duruyor.

Bir Parantez: Yetmez Ama Evetçiler

Yeniden başlayan bu tartışmalara dair kaygılarımızı en açık biçimde yansıtan örnek olduğu için sözünü ettiğimiz girişimlerden sonuncusuyla devam edelim. Aslında sözünü ettiğimiz metnin imzacılarının yukarıda değindiğimiz kısmıyla ilgili tek söz söylemeye bile gerek yok. Sadece yakın dönemin değil, bütün Cumhuriyet tarihinin sol iddiasıyla (sol görünmeye çalışarak) atılmış en rezil adımlarından birisi 'yetmez ama evet'tir. Çok kısa bir süre içinde ne kadar büyük bir “hata” olduğu aktivistlerinin çoğunluğu tarafından bile bir biçimde kabul edilmiş bu girişim iktadara yapılmış büyük bir kıyaktı.

Özellikle iktidar işini görüp çöpe attıktan sonra hiç anlamı kalmayan bir topluluğun, bugün herhangi bir tartışmanın konusu olması bile gereksiz.

Bütün bunları söyledikten sonra, doğal olarak “iyi de  o zaman ne diye yazıyorsun?” sorusu akla gelir, şunları ekleyerek tamamlayalım.

Birincisi ve görece önemsiz olanı, ortada neredeyse herkesin üzerine mutabık olduğu bir rezaletin failleri var. Bunları gerekçe gösterip, her tür birleşik mücadele arayışını yekten “liberalizm” diye damgalayıp, hareketsizliğin kılıfı olarak kullanmak, bunlara küfürler edip rahat rahat oturmak bize göre bir anlam taşımıyor. Yeri gelmişken daha genel bir not düşmüş olalım, Türkiye solunun bir kısmı Perinçekgilleri, diğer kısmı liberalleri öcü olarak gösterip, her tür saçmalığa imza atma, kendi etkisizliğini-hareketsizliğini bunlardan biri veya diğeri ile örtme tembelliğinden kurtulmalıdır.

İkinci ve görece daha önemli olansa, bu cenahın yeniden “siyaset sahnesi”ne giriş yapmayı denemesi. Bu esas olarak Türkiye’deki gerçek bir ihtiyacın kendi pisliklerini örtmek üzere kullanılması çabasıdır. Birkaç yıldır, köşelerine çekilmek zorunda kalmış, rezaletlerinin unutulmasını bekleyen bu zevat, görünür düzeyde kimsenin inisiyatif almadığı gerçek bir ihtiyaca dair,  kendilerine alan açılacağı umuduyla bir hamle hazırlığı yapıyorlar.

Eğer düşündüklerini hayata geçirebilirlerse sonunda başarısız olunacağına dair en küçük bir kuşkumuz yok. Ancak gerçek bir ihtiyacı saçma sapan bir biçimde iğdiş ederek iktidara yeniden büyük bir destek atmaları ihtimalini ciddiye almak gerekiyor. Ve en önemlisi bu tiplerin ancak ve ancak devrimcilerin bıraktığı boşluklar üzerinden hamle yapabildiklerini unutmamak.

Gerçek bir cepheye ihtiyacımız var!

AKP/Saray rejiminin alaşağı edilmesinin Türkiye’nin en önemli sorunu olduğu bu portaldaki yazılarda daha önce defalarca kez vurgulandı. Bunun henüz başarılamamış, bunu hedefleyen istenen etkinlikte bir cephe kurulamamış olmasının nedenlerini doğru saptayabilirsek, böyle bir cepheyi de kurabiliriz.

Bize göre en önemli olanlardan birkaçını sıralayarak, şimdilik bitirelim.

Bir, ihtiyacımız sadece mevcut sol güçlerin ittifakı, yan yana gelişi ile oluşturulacak bir “birlik” değildir. Bugünün gerçek cephesi, siyasal olarak kendini ifade etme olanağı bulamayan milyonları özneleştirmek üzere, biçimsel olarak da buna uygun bir yapıda olmalı. En somut olarak Gezi Direnişi’nde gördüğümüz ancak mevcut siyasal sistemin dışarı ittiği milyonları aktif birer özne haline getirebilecek bir cepheye ihtiyacımız var.

İki, AKP/Saray rejimi baskı, şiddet ve zora dayalı saldırılarla topyekün bir savaş ilan etmiş durumda. Bu nedenle ihtiyaç duyduğumuz cephe, hiç kuşkusuz bir savunma cephesi de olmak durumunda. Bununla beraber, etkili olabilecek gerçek bir cephe, Türkiye’nin ve dünyanın içinden geçtiği konjonktür nedeniyle aynı zamanda bir kurucu iddianın taşıyıcısı olmalı, ileri bir çıkışa odaklanmalıdır.

Üç, düzen içi çelişkilerin yoğunlaşması, kimi çok samimi arayışların bile hemen kolay yoldan düzen içi aktörlerin etkisine, giderek eklentisine dönüşmesine neden olabilir. Bugün AKP/Saray eliyle inşa edilen “yeni gerici rejim” tek başına bir siyasal partinin programını temel almıyor. Türkiye sermaye sınıfının ve emperyalizmin çıkarlarının en ileri düzeyde savunulması için zorunlu olan bu projenin ana hatları tüm düzen güçlerinin ortak programıdır. Gerçek bir cephe AKP/Saray iktidarı somutluğunda bu programı tam boy ve bütünlüklü olarak karşıya alabilmelidir.

Dört, iktidarın her dönem rakibini, yandaşlarını ve tarafsızlaştıracak unsurları kendi belirleme taktiği mutlaka boşa çıkarılmalıdır. İktidar Türk-Sünni temelli bir millet tanımı yapmış, kendi millet tanımı dışında kalan toplumsal kesimleri hedef tahtasına yerleştirmiş durumda. Aynı anda hem barış, hem laiklik eksenli bir mücadelenin sürdürülebilmesi bu iktidar karşısında kazanabilmenin ön şartıdır. Gericiliğe karşı etkin bir kavga verip onu kesin bir yenilgiye uğratmadan barışa ulaşmak, silahların sesinin baskın olduğu bir ortamda gericiliği yenmek mümkün değildir.

Beş, Türkiye çok özel bir kırılma noktasına önemli bir potansiyel gücün örgütsüz-dağınık ve parçalı halde olduğu bir evrede girdi. Bu durumun en önemli nedenlerinden birisi, son derece önemli bir tarihsel birikimi temsil eden düzen dışı sol güçlerin, günün ihtiyaçlarına uygun yaratıcı, devrimci, cesur çıkışlar denemek yerine mevcut durumlarını koruma refleksiyle hareket etmesidir. Şimdi, iktidarın daha da saldırganlaştığı bir aşamada, ihtiyacımız solun “kendi derdine” çare bulması değil, Türkiye’ye müdahale edebilecek bir cephedir.

Bu ve benzeri tartışmaları açıkça yaparak, içinden geçtiğimiz bu karanlık döneme nokta koyacak bir cephenin inşası hepimizin görevi ve sorumluluğudur.

“Diktaya Nokta” sloganıyla sloganıyla toplanacak olan Birleşik HAZİRAN Hareketi Türkiye Meclisi, önemli bir deneyim biriktirmiş olmasının yüklediği ek sorumlulukla bu tartışmalara bir katkı yapacaktır.